Aziz milletim,
Siz darbeciyi de, yalancıyı da, fırsatçıyı da, korkakları da çok iyi tanırsınız.
Onları gözlerinden tanırsınız. Sözlerinden tanırsınız. Davranışlarından tanırsınız.
Ve en önemlisi, sandıktan kaçışlarından tanırsınız.
Onlar korkun istiyor, susun istiyor, rıza gösterin, demokrasiye sahip çıkmaktan vazgeçin istiyor.
Ama şimdi teslim olma değil; umutla, cesaretle, azimle ve kararlılıkla yürüme zamanıdır.
Güçlü olan sizsiniz, asıl olan sizin iradeniz.
Gelecek sizin ellerinizde.
Rehberimiz millettir.
“Üç beş ağaç” değil; doğa, adalet ve özgürlük meselesi: Gezi Direnişi 13 yaşında.
Biber gazıyla, copla, şiddetle yenemedikleri Gezi ruhu; meydanlarda süren adalet mücadelesinde, özgürlük ve emek kavgasında yaşıyor.
Gezi’de ölümsüzleşenleri saygıyla anıyor, Can Atalay ve tüm Gezi tutsaklarına özgürlük istiyoruz.
Karanlık gidecek, Gezi kalacak!
The ruling of absolute nullity against CHP’s 38th Ordinary Congress is nothing less than a Palace-backed coup.
Those who gave the order are known. Those who executed it are known.
What they call “null and void” is not the leadership of the Republican People’s Party; it is the sacred will of the Turkish nation.
National sovereignty has been defied through the courts.
A court that claims to rule “on behalf of the Turkish nation” is, in fact, destroying the Republic and democracy by treating the national will as null and void.
You will all be held accountable for the lawlessness you have committed.
Those who attempt to dictate the destiny of this nation, those who seek to seize the will of this people, will face the same fate as those before them who dared to do the same.
Today, once again, the same forces stand in the same place: the coup-plotter, the head of the judiciary’s political arm, the puppet, and the domestic collaborator appointed as trustee. You are all on the same side.
Our place has never been, and will never be, beside those who stand against the will of the nation.
We are fully aware of the coup-plotters’ unlawful maneuvers, their preparations for a snap election, and their attempts to occupy the main opposition party.
Those who have inflicted every kind of suffering on the people just to cling to their seats have now entered the final stage of their rule by fear.
We did not lose any election. By the will of the people, we became Turkey’s leading party.
I stand with my comrade and CHP Chair, Özgür Özel. Together, we will continue our struggle with determination, resolve, and courage.
My great nation!
Followers of the Great Leader Mustafa Kemal Atatürk, who said, “There are no hopeless situations, only hopeless people”:
Do not be dismayed by the hardships we face in defending our future, our Republic, our democracy, and our common destiny.
RISE UP!
Raise your voice and your anger, shoulder to shoulder, together.
Let us teach a lesson to those political engineers who fear their own people; to those obsessed with office and power; to the pawns, the opportunists, and the incompetent schemers.
My beloved nation!
We will not be afraid.
Are you not tired of living in anxiety every day? Are you not tired of suffering?
If we remain silent, after politicians, athletes, artists, and universities, the turn will come to you, to our nation itself.
Leaders of political parties,
This is not merely a CHP issue.
We must not defend a single line; we must defend the entire front.
If you truly believe that you represent the people, then you must immediately and with the strongest possible voice defend the Republic, democracy, and justice.
The nation is calling on all of us and saying: “Do what must now be done.”
In these lands, the halay, the zeybek, and the horon are all danced upright. We, too, shall stand upright so that the nation never bows down.
With our minds, our hearts, and our conscience, we must win as one nation.
No madman can put chains on the Turkish nation.
Today is the day to preserve and defend the national will, national sovereignty, and our unity and solidarity.
The noble blood in our veins commands this duty to all 86 million of us.
In defiance of the coup-plotters and their collaborators, we must launch a nationwide struggle.
The will, determination, and guidance of our nation shall be our only compass.
THE GREAT TURKISH NATION WILL NOT SURRENDER TO A COUP!
NOW, OR NEVER.
Kenetlendik, birlikteyiz, bir bütün olarak dimdik ayaktayız!
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kongreleri ve kurultayları, dedikodularla, gizli tanıkların iftiralarıyla kirletilemez!
Tüm toplumsal mücadele güçleriyle birlikte mücadeleyi sürdüreceğiz, milletimizin önünden sandığı kaçırmaya çalışanlara izin vermeyeceğiz.
Bugün saat 19.00’da İstanbul’un 39 ilçesinde yapılacak yürüyüşlere tüm İstanbulluları davet ediyorum.
Partimizin 38. Olağan Kurultayına yönelik mutlak butlan kararı bir saray darbesidir.
Talimatı verenler de uygulayanlar da bellidir.
“Yok hükmünde” dedikleri CHP yönetimi değil, Türk milletinin kutsal iradesidir.
Milli egemenliğe mahkemeler yoluyla baş kaldırılmıştır.
“Türk milleti adına” karar alan mahkeme, milli iradeyi yok hükmünde sayarak Cumhuriyeti ve demokrasiyi imha etmektedir.
Hepiniz yaptığınız hukuksuzlukların hesabını vereceksiniz!
Bu millete kader tayin etmeye kalkanlar, bu ulusun iradesini teslim almaya çalışanlar sizden önce ne yaşadıysa aynısını yaşayacaksınız.
Bugün aynılar aynı yerdedir! Darbeci, yargı kolları başkanı, kukla ve dahili bedhah kayyım! Hepiniz aynı yerdesiniz!
Bizim yerimiz, milli iradeye düşmalık edenlerin yanı olmadı, olmayacak.
Darbecilerin hukuksuz manevralarının, baskın seçim hazırlıklarının, ana muhalefeti işgal çalışmalarının, hepsinin farkındayız.
Koltuğunu terk etmemek için millete her türlü acıyı yaşatanlar, bu operasyonlarla korku iktidarlarının son aşamasına geçiş yapmıştır.
Biz hiç seçim kaybetmedik ve milletin iradesiyle Türkiye’nin birinci partisi olduk.
Yoldaşım, Genel Başkanım Özgür Özel’in yanındayım, birlikte azim ve kararlılıkla mücadeleye devam edeceğiz.
Büyük milletim!
“Umutsuz zamanlar yoktur, umutsuz insanlar vardır” diyen Ulu Önder Atatürk’ün takipçileri:
İstikbali, Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve geleceğimizi korumak için yaşadığımız zorlukları dert etmeyin.
AYAĞA KALKIN!
Birlikte omuz omuza, sesimizi ve öfkemizi yükseltin!
Milletinden korkan siyaset mühendislerine, koltuk ve güç düşkünlerine, piyonlara, kifayetsiz muhterislere hadlerini bildirelim.
Aziz milletim!
Korkmayacağız!
Her gün huzursuz olmaktan, acı çekmekten bıkmadınız mı?
Eğer susarsak, siyasilerden, spor ve sanat dünyasından, üniversitelerden sonra sıra size, milletimize gelecektir.
Siyasi parti liderleri,
Mesele CHP meselesi değildir!
Hattı müdafa değil, sathı müdafa yapmak zorundayız!
Gerçekten milleti temsil ettiğinize inanıyorsanız, derhal en güçlü şekilde Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve adaleti savunmak zorundasınız.
Millet hepimizi çağırıyor ve “artık yapın” diyor!
Bu topraklarda halay da zeybek de horon da dik oynanır. Biz dimdik olacağız ki millet boyun eğmeyecek!
Aklımızla yüreğimizle, vicdanımızla milletçe kazanmak zorundayız.
Hiçbir çılgın, Türk milletine zincir vuramaz!
Gün, milli iradeyi, milli egemenliği, birlik ve beraberliğimizi muhafaza ve müdafa etme günüdür.
Damarlarımızdaki asil kan 86 milyona bunu emretmektedir!
Darbecilere ve işbirlikçilerine inat, mücadeleyi topyekün başlatmak zorundayız.
Milletimizin iradesi, kararlılığı ve yol göstericiliği yegâne rehberimiz olacaktır!
*BÜYÜK TÜRK MİLLETİ DARBEYE TESLİM OLMAYACAKTIR!*
*YA BUGÜN, YA HİÇ!*
Bugün Türkiye tarihinde ilk defa Siyasi Partiler Kanununa muhalefet suçlamasıyla yol arkadaşlarımız tutuklandı.
Ortada bir suç yok. Kaldı ki türlü iftiralarla yapılan suçlamaların yatarı bile yok!
Üstelik bu konuda Ankara'da açılan ve sürmekte olan bir dava süreci zaten var. Siyasi Parti davalarında İstanbul savcılıkları yetkili değiller.
Hukuku hiçe sayanlar, parti üyelerimizin ve delegelerinin kendi genel başkanını seçmesini adeta suç sayıyorlar.
Ama kimse unutmasın. Biz, savaş koşullarında bile Erzurum'da, Sivas'ta kongreler toplayıp karar almış bir siyasi hareketiz. Bundan sonra da tüm kararlarımızı üyelerimizin iradesiyle alacağız.
Bir kez daha söylüyoruz: Mesele CHP değildir, mesele memlekettir.
Gün gelir.
Çivisi çıkar dünyanın.
Konuşamayanlar hatip,
Şifa veremeyenler tabip,
Yazamayanlar kâtip olur.
Ama yine öyle bir gün gelir ki…
İşler ters döner.
Aldatan, bir gün sadakat için,
Çalan, bir gün adalet için,
Döven, bir gün şefkat için yalvarır.
‘Piyon’ deyip geçme, gün gelir şâh olur.
Şâha da fazla güvenme,
Gün gelir mat olur.
I say this with a heavy heart. The Erdoğan regime has now used captured courts to stage a judicial coup against the CHP, my political home and Türkiye’s oldest party.
Using the judiciary to replace a party’s democratically elected leadership carries no legitimacy. This is a blatant attempt to reshape political competition through the courts.
What happened today goes far beyond one party. It is an attack on the will of the people, on democracy, on the Republic, and on the foundations of the constitutional order.
Türkiye has seen too many moments when law was weaponized to redesign politics and this must not become another one.
This act is no longer only about party politics. The people of Türkiye must now stand together for their country.
We will not yield. Together, we will defend our party, our democracy, and our Republic.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Erdoğan zihniyetinin yargı eliyle yürüttüğü siyasi darbelere karşı hep birlikte mücadelede kararlıyız.
Alınan butlan kararı yok hükmündedir. Sadece CHP’ye yapılan bir darbe değildir; Türkiye’ye, demokrasiye, Cumhuriyet’e bir darbedir. Anayasal düzeni yok etmektir.
Mesele ciddidir. Partiler üstüdür. Milletçe Türkiye’ye sahip çıkma zamanıdır.
Bugün Taksim'den Dolmabahçe'ye, yıllar önce Denizlerin geçtiği o yolu adımladık ve bir kez daha haykırdık:
"Emperyalistler, iş birlikçiler; 6. Filo'yu unutmayın!"
Bağımsızlık Demokrasi Sosyalizm
Şahidimiz millettir.
İlk seçimde iktidar olacağız ve kimseye bugün bize yapılanı yapmayacağız.
Ne Ak Partiliye, ne MHP’liye… Kimsenin yüreği tedirgin olmasın.
Bizim derdimiz bu kara düzeni kuranlarla.
Biz milletin iktidarını kuracağız!
Adaletin yok sayıldığı bir kara günü daha yaşıyoruz.
Ankara İl Başkanımız Ümit Erkol, yıllar önce İzmir’de bir kooperatifin yönetim kurulunda yer aldığı için tutuklandı. İmza yetkisi bile yoktu.
Herkes biliyor ki Ümit Erkol, CHP Ankara İl Başkanı olmasaydı, tutuklanmayacaktı.
Verilen karar, partimize yönelen saldırılardan bağımsız değildir.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar biz adaleti, hukuku ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz.
Mücadeleyi veren millettir, galibi de millet olacaktır!
Bu duruşma canlı yayınlansaydı ne olurdu?
Ne olurdu biliyor musunuz?
Kötülükler tek tek ifşa olurdu. Siyasi operasyonun nasıl berbat bir yol olduğu ortaya çıkardı.
Millet aydınlanırdı. Millet rahatlardı.
Türkiye çok şey gördü, çok şey yaşadı.
Ama yargının bu kadar açık biçimde siyasete alet edilmesine, insanların aile bağları üzerinden cezalandırılmasına ve hukukun böylesine bir baskı aracına dönüştürülmesine ilk kez bu kadar yakından tanıklık ediyoruz.
Abim Ali Kaya’nın, hakkında ortaya konulmuş tek bir somut suç yokken tutukluluğunun devamının istenmesi hangi hukuk anlayışıyla açıklanabilir? Hangi yasaya, hangi vicdana sığar bu karar?
Ortada ne bir delil var ne de suçu ortaya koyan bir kanıt. Buna rağmen ezbere cümlelerle, klişe gerekçelerle insanların hayatları karartılıyor. “Kaçma şüphesi,“somut deliller”, “henüz toplanmamış unsurlar” deniliyor… Ama sorulduğunda elde tutulur hiçbir şey gösterilmiyor.
Tüm testler iki kez yapıldı ve hepsi temiz çıktı. Yöneltilen suçlamaların hiçbir karşılığı yok. Buna rağmen bir insanı özgürlüğünden mahrum bırakmaya devam etmek; hukukla değil, peşin hükümle, hatta açıkça düşman hukuku anlayışıyla açıklanabilir.
Burada cezalandırılmak istenen bir suç değil. Burada hedef alınan bir bağdır; bir kardeşlik, bir yakınlıktır. İnsanlar yaptıklarıyla değil, kim olduklarıyla, kimin yakını olduklarıyla yargılanıyor.
Sormak istiyorum:
Hiçbir somut dayanağı olmayan bu kararları verirken vicdanınız nasıl susuyor? Bir insanın hayatına, ailesine, onuruna bu kadar ağır bir yükü nasıl bu kadar kolay yükleyebiliyorsunuz? İtibar suikastına nasıl bu kadar rahat başvurabiliyorsunuz?
Artık yeter!
Hukuk, intikam duygusuyla işletilemez.
Adalet, varsayımlarla dağıtılamaz.
Hiç kimse; bir soyadının, bir yakınlığın, bir kardeşliğin bedelini özgürlüğüyle ödemek zorunda bırakılamaz.
📍AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın.
EKREM İMAMOĞLU’NA ÖZGÜRLÜK!