Türk edebiyatının "unutulmayan giriş cümlelerinden" ilki Yusuf Atılgan'ın yazdığı Aylak Adam romanındadır. Aslında finali de unutulmaz:
"Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı."
Ölümünün 37. yılında saygıyla anıyorum.
gün bitti lambayı hazırla;
ışık kalmadı girecek odamıza
çek perdeleri sevdiceğim;
kanadı kırık bir akşam
zonkluyor durmadan dışarda.
sen bugünden yarına
birazcık umut sakla
yarın farklıdır bugünden,
adı değişir hiç olmazsa,
kara bir suyu
geçiyoruz şimdilerde
basarak yosunlu taşlara.
sen bugünden yarına
birazcık umut sakla
gün bitti sevdiceğim;
geriye kalan posa.
bu serin güz akşamında
geç otur karşıma sessizce,
devam et ördüğün hırkaya.
Metin Altıok
Gördüğüm lüzûm üzerine, İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevimden istifa ediyorum.
Kamuoyuna duyurulur.
Türkiye’deki mevcut rejimin lağımını patlatan fon soygununun ortalığa saçıldığı ilk günden bu yana telaffuz edilen bir isim var: Hayrettin Koç.
Peki kimdir Hayrettin Koç?
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in üzerine kayıtlı olan taşınmazlarla ilgili iddialar dile getiren Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in, “Akın Gürlek’in çantacısı” olduğunu öne sürdüğü Mehmet Türkoğlu ve Osman Dündar Çiftçi ile adını andığı kişiydi. Özel’in 2026 Mart’ında yaptığı açıklamanın ilgili videosu şu linkte yer alıyor: https://t.co/1lug0gRiEI
23 Eylül 2026’da Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, bu üç kişinin fon soygununda isimlerinin geçip geçmediğini sormuştuk. (https://t.co/IggHL1RHMS)
“Mehmet Türkoğlu, Osman Dündar Çiftçi, Hayrettin Koç isimli şahıslar söz konusu fon krizi soygunu kapsamında Pusula Portföy ve Tera Portföy başta olmak üzere portföy yönetim şirketlerinde milyon doları aşkın işlemler yapmışlar mıdır? Söz konusu fonlar temerrüde düşmeden kısa süre önce yüksek meblağlı bu işlemlerle fondan çıkış yapmışlar mıdır? Bu açıdan işlemleri herhangi bir soruşturmaya veya incelemeye tabi tutulmakta mıdır?” dediğimiz soru önergemize henüz yanıt verilmedi.
Yeni Parti Sözcüsü Zeynel Emre de 29 Eylül 2026’da düzenlediği basın toplantısında, Hayrettin Koç’un fon soygununda kendi adıyla 200 milyon avro gibi yüksek tutarlarda işlemler yapıldığı yönünde iddialar bulunduğunu dile getirmesinin ardından Hayrettin Koç suskunluğunu bozdu. Avukatına yaptırdığı açıklamada Hayrettin Koç, hem soruşturmaya konu fonlarda hiçbir işlemi olmadığı hem de borsa veya kripto hesabı dahi bulunmadığından bahisle iddia edildiği gibi herhangi bir haksız kazanç elde etmesinin mümkün olmadığını öne sürdü. (https://t.co/vrxVTD433q)
Şimdi sizlere bir şirketten bahsedeceğim: Deniz Eko Enerji ve Geri Dönüşüm A.Ş.
Kamuoyu Aydınlatma Platformu (KAP) internet sitesinde yer alan bilgilere göre şirketin Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görünen ismi Hayrettin Koç. Büyük çoğunluk hissesi Mehmet Karaer’e ait şirketin geri kalan yüzde 27,77 hissesine sahip olan ortak ise Hayrettin Koç’un 18 yaşındaki oğlu Efe Koç.
Bildiğimiz anlamda borsa şirketi olmayan Deniz Eko Enerji ve Geri Dönüşüm A.Ş. borçlanma fonu ihracatı yapmış. İki ayrı seferde 100’er milyon TL civarındaki borçlanma fonu ihracatının aracısı ise Tera portföy yönetim şirketi. Muhtemelen, Tera bu borçlanmalardan el edilen parayı kendi fonlarına gelir olarak aldı.
Söz konusu fon soygununun ortaya çıkmasından sonra SPK’nin tasfiyesine karar verdiği portföy yönetim şirketleri arasında bulunan A1 Capital üzerinden Deniz Eko Enerji ve Geri Dönüşüm A.Ş. 2024 yılında halka arz başvurusunda bulundu. Halka arz dediği de aslında bono ihracatı. Yani firma mealen, “Benim bonomu al ben yıllık %47 faiziyle geri ödeyeceğim” diyor. Başvuru sırasında şirketin YKB Vekili ise herhangi bir fon/borsa işinde olmadığını öne süren Hayrettin Koç. Ancak Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), fon soygununun ortaya çıktığı tarihe kadar bu halka arz başvurusunu bekleterek onay vermediğini de belirtelim.
İlginç olan ise Mehmet Karaer’in yüzde 100 payla tek başına sahibi olduğu şirketin halka arz başvurusu SPK’den onay beklerken şirketin YKB Vekili Hayrettin Koç’un 2008 doğumlu oğlu Efe Koç 18 yaşına girmesinden kısa süre sonra, 2026 yılı baharında 500 milyon TL’ye karşılık gelen yüzde 27,77’lik hissenin sahibi olarak şirketin ortağı oluveriyor.
Eğer unutkanlık sorunu yoksa Hayrettin Koç, avukatına yaptırdığı, hem soruşturmaya konu fonlarda hiçbir işlemi olmadığı hem de borsa veya kripto hesabı dahi bulunmadığını belirttiği açıklamasında bir şeyleri gizlemiş.
O halde soralım;
- Geçmişte kömür sattığı için “Kömürcü” olarak da bilinen Hayrettin Koç gerçekte ne iş yapıyor? İş insanı mı? Bağlantılı olduğu mafya grupları var mı?
- 18 yaşındaki oğlu 500 milyon TL parayı nereden bulup bir şirkete ortak oldu?
- Üzerine kayıtlı birisi Hyundai (34 DDM XXX) diğeri Peugeot (34 DYD XXX) marka iki araç olan Hayrettin Koç’un kullandığı ve plakası ad ve soyadını simgeleyen “HK” harf grubu olan, çakar donanımlı Mercedes May Bach aracın mülkiyeti ve kullanımı kime aittir? Hayrettin Koç hangi sıfat veya statüyle çakar donanımlı araç kullanmaktadır? Çakar donanımına ilişkin izin hangi makam tarafından, hangi gerekçeyle verilmiştir? Söz konusu aracın geçiş üstünlüğünden yararlanmasına ilişkin bir yetkilendirme bulunmakta mıdır?
- Baba Hayrettin Koç ve oğlu Efe Koç nerede? Adı çeşitli alengirli iddialarda sıklıkla geçtiği için onca zaman susan Hayrettin Koç açıklama yapmak için kendisinin Avrupa’ya, 18 yaşında şirket ortağı olan olabilen oğlunun da Dubai’ye gitmesini mi bekledi? Ya da kimler yurtdışına gitmelerini söyledi?
Muhtemelen bu sorulara da muhatapları değil, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in danışmanı ve Mehmet Kap adıyla “trol+medya manipülasyon çetesini” kurup yöneten Furkan Torlak’ın suç ortakları sosyal medyanın çukur hesaplarıyla yanıt verilecektir.
Sayın Cevdet Yılmaz’ın, serbest fonlara yatırım yapanların nitelikli yatırımcı oldukları ve bu nedenle aldıkları riski bilerek yatırım yaptıkları yönündeki açıklamasını dinlerken, ülkem adına gerçekten büyük üzüntü duydum.
Öncelikle çok önemli bir ayrımı netleştirmek gerekiyor:
Serbest fonlar ile para piyasası fonları ve hisse senedi yoğun fonlar aynı şey değildir.
Serbest fonlar, daha geniş ve esnek yatırım stratejileri uygulayabilen ve belirli şartları sağlayan nitelikli yatırımcılara yönelik fonlardır. Dolayısıyla bu fonlara yatırım yapanların belirli piyasa, fiyat ve likidite risklerini göze almış olması elbette mümkündür. Ancak buradan şu sonucu çıkarmak mümkün değildir:
Nitelikli yatırımcıysan, başına gelebilecek her türlü zararı peşinen kabul etmişsindir.
Hayır.
Risk almak başka şeydir, hukuksuzluğa maruz kalmak başka şey.
Nitelikli yatırımcı olmak; piyasa riskini, fiyat riskini üstlenmek anlamına gelebilir.
Ama hiçbir yatırımcı; Ben nitelikli yatırımcıyım. Fon yöneticisinin yapabileceği her türlü usulsüzlükten, manipülasyondan, nitelikli dolandırıcılıktan, mevzuata aykırı işlemden veya görev ihmalinden doğacak zararı da peşinen kabul ediyorum. diye yatırım yapmaz. Burada artık çok açık ve seçik bunların tespiti zaten yapılıyor.
Nitelikli yatırımcı olmak, hukukun dışında kalmak değildir. Eğer ortada yalnızca piyasa koşullarından kaynaklanan bir zarar varsa, elbette yatırımcının aldığı risk tartışılır. Fakat ortada hukuka aykırı işlemler, manipülasyon, görev ihmali, çıkar çatışması veya yatırımcıya karşı yükümlülüklerin ihlali iddiaları varsa, bunları yalnızca Nitelikli yatırımcıydı, riskini biliyordu diyerek açıklamak mümkün değildir.
Çünkü o zaman şu soruyu sormamız gerekir:
Devlet neden düzenliyor?
Neden denetliyor?
Neden SPK var?
Neden mevzuat var?
Yatırımcıya “Risk aldın” demek kolaydır.
Asıl mesele; Yatırımcı hangi riski aldı, hangi noktaya kadar bu risk yatırımcının sorumluluğunda ve hangi noktadan sonra hukuki bir sorumluluk doğuyor?
Bunun ortaya çıkarılmasıdır.
Üstelik bu tartışmayı serbest fonlarla sınırlamak da doğru değildir.
Serbest fon haricindeki Hisse senedi yoğun fonlara ya da para piyasası fonlarına yatırım yapan yatırımcıların da fon yatırımcısı olması, fon yöneticilerinin ve sermaye piyasası aktörlerinin yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Bir yatırımcı, fonun türü ne olursa olsun, kendisine sunulan hukuki çerçeveye, denetime ve sermaye piyasası düzenine güvenerek yatırım yapar.
Benim üzüntüm yalnızca parasını kaybeden insanlar için değil. Ülkem adına asıl üzüldüğüm nokta, sermaye piyasalarına güvenerek yatırım yapan insanların bugün “Nitelikli yatırımcıydın, riskini biliyordun” cümlesini duymak zorunda kalmasıdır. Çünkü sermaye piyasalarının en büyük sermayesi yalnızca para değildir.
Güvendir. İnsanlara sermaye piyasalarına güvenmelerini söyleyip, ortaya çıkan her sorunda Ama siz riski biliyordunuz demek, o güveni daha da zedeler.
Devletin görevi yatırımcıya risk alma demek değildir.
Devletin görevi, risk ile hukuksuzluk arasındaki çizgiyi korumaktır.
Elbette her yatırımcı aldığı yatırım kararının ekonomik sonuçlarına katlanır. Ama hiçbir yatırımcı, başkasının varsa hukuka aykırı eyleminin veya kusurunun bedelini sırf “nitelikli yatırımcı” olduğu gerekçesiyle üstlenmek zorunda bırakılamaz. Güveni yeniden tesis etmenin yolu, mağdura bütün sorumluluğu yüklemek değil; olayın bütün yönleriyle araştırılması, varsa hukuksuzlukların ortaya çıkarılması ve kim sorumluysa mevkiine, makamına ve konumuna bakılmaksızın hukukun gereğinin yapılarak o mağduriyetlerin giderilmesidir.
Risk yatırımcının olabilir. Ama hukuksuzluğun,ihmalin,nitelikli dolandırıcılığın ,örgütlü suçun sorumluluğu yatırımcıya ait olamaz.
Ve açıkça ifade etmek isterim: Bu açıklamadan sonra, yatırımcılar için fon mağduriyetlerinin hakkaniyetli ve adil bir şekilde giderileceğine ilişkin inancım ciddi biçimde sarsılmıştır. Serbest fon yatırımcısı olan herkesin Allah yardımcısı olsun.
Üç ülke, tek hisse!.. BinBin'deki baş döndürücü trafik
Fon tezgahının patladığı 11 Eylül günü, İsviçre'deki bir off shore şirketi ile Londra'daki bir şirket arasında, BinBin hisseleri üzerinden eşzamanlı garip bir trafik yaşandı.
Londra sattı, İsviçre aldı. Aynı gün, aynı hisse böyle sürekli el değiştirdi.
İsviçre, Bulls Yatırım'ın ortağı Kemal Akkaya ile ilişkili.
Londra'daki Emre Tezmen'in.
BinBin'in büyük ortağı da Üsame Erdoğan
Akkaya BinBin'nin bağlı olduğu holdingin ortağı. Tezmen'in de BinBin'in iştiraki üzerinden ortaklığı var.
Hangisini takip ederseniz edin, bir kedinin kendi kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi bir hal alıyor.
Herkes içi içe, herkes orada yani...
Seçilmiş 5 belediye başkanının haksız, hukuksuz, delilsiz tutuklandığı gün, halktan 2.2 milyar TL çalan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi ifadeleri bile alınmadan kurtarıldı. Onları kurtarmak için iki haftadır plan yapılmış. Aslında mal varlıklarına el konmamış. SPK suç duyurusunda bulunmamış, şüpheli bile olmamışlar. Parayı geri ödeyip yırtmalarının yolu bulunmuş. ‘Sonuna kadar gidilecek’, ‘ucu kime dokunursa dokunsun…’ diyenler ülke tarihinin en büyük skandalını böyle örtmek istiyor.
Liseli öğrenci gazeteciye "sosyalizm şart" diyor, "faşizmi denedik zaten 1940'da" diyor. "Bizim talebimiz zaten sadece lise düzeyinde değil, kurumsal düzeyde. Yani hükümeti değiştirmeliyiz. Biz Macron’u istemiyoruz artık, Milli eğitim Bakanını da istemiyoruz, kendisine dikte edilen basit bir kelimeyi bile yazamıyor ama kalkıp eğitim kurumunun başı olduğunu iddia ediyor. İşte onun da gitmesi gerekiyor, anlıyor musunuz? Macron’un uzun zamandır bize beceriksiz olduğunu kanıtladığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bugün hükümette beceriksiz birini istemiyoruz. Değişim yaratacak birini istiyoruz. Solun köklü bir kopuş gerçekleştirmesi, gençler için en uygun çözüm. " diyor. Gazeteci eylemlerdeki şiddeti soruyor "sorunun nereden kaynaklandığını anlamak gerekiyor. Örneğin bazı gençler biraz şiddet yanlısıysa, hatta gerçekten çok şiddet yanlısıysa, bu da bir kez daha, tabiri caizse, onları böyle davranmaya iten yoksulluğun, çaresizliğin bir göstergesi. Yani güzel bir aile ortamında, beş odalı güzel bir evde yaşasalardı, her gün okula giderlerdi, iyi beslenirlerdi, muhtemelen karınları tok olurdu. O zaman hiçbir sorun olmazdı. Demek istediğim, insan düzgün ve insanca koşullarda yaşadığında şiddete başvurmaz." diyor. Bu genç Macron iktidarına doğdu büyüdü, adam 2017'den beri iktidarda. Ama en önemlisi konuşabiliyor böyle ekranda:)
Çok basit 2 soru:
1️⃣ Fon vurgununda eski bakan Hayati Yazıcı’nın oğlu var mı, yok mu?
2️⃣ Fon vurgununa dahil olan ilk 50 kişinin ismini açıklar mısınız?
Gayet basit! Bekliyoruz
Monaco'da ıstakoz ziyafeti çeken vekile,
562 bin liralık rolex'le dava adamı pozları veren vekile, Bakanlığına dezenfektan satan bakana,
Tur şirketi ve otelleri olan Turizm Bakanına,
Özel hastanesi olan sağlık Bakanına siz yol verdiniz!
Fatma yalnız degil elbet.
Bir asır önce saraydan bir imza alanlar, Anadolu’yu da aldıklarını sandılar.
Yanıldılar.
Şimdi de bir bed-maye’den tehditle imza alınca koca İzmir’i alacaklarını sanıyorlar.
Yanılıyorlar.
İzmir’e “gavur” diyenlerin, İzmir marşına merakı manidar.
Rehni alan, mülke sahip olmaz.
Mülk benim oldu sanan varsa işte meydan.
Mert olan sandığı koyar, İzmirlilerin huzuruna çıkar.
Bakanı aday çıkardın olmadı, Başbakanı aday çıkardın olmadı.
İzmir’i sandıkta hiç kazanamadın, hiç kazanamayacaksın.
KapKaç ile olmaz bu işler.
Milletten ödü kopanın zaten süresi geriye işler.
Hadi Erdoğan, yarın o namerd ile kamera karşısına geçmeni ve tarihe yeni bir utanç fotoğrafı bırakmanı bekliyorum.
Kaçan kaçsın, giden gitsin.
Ben milletin gözüne bakıyorum.
Herkes kendine yakışanı yapıyor.
Millet bu olan biteni tarihin kara kaplı defterine yazıyor.
Aşağıdaki alıntıladığımız iletide, “Emre Tezmen, 2026 Haziran/Temmuz ayı içerisinde Erdin Özel’in şirketten 14 milyar TL’yi usulsüz aldığı/zimmetine geçirdiği iddiasıyla Çağlayan Adliyesine suç duyurusunda bulunmuş mudur? Herhangi bir adli işlem gerçekleştirilmiştir? Yoksa bu suç duyurusu yok mu edilmiştir?” diye sormuştuk.
Yanıtı ise yargı makamlarından değil gazeteci Toygun Atilla’dan geldi.
https://t.co/3WSrpoqkar
Şimdi, Pusula PYŞ için 6 ay önce borsaya bir yazı gönderip ıslık çalan Adalet Bakanı Akın Gürlek’e soralım:
Çalındığı söylenen para 14 milyar TL. Farma Betül Sayan Kaya’nın vurgununun 7 katı iken ve Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına Emre Tezmen tarafından şikayette bulunulmuşken neden bu suç duyurusu ile ilgili bir şey yapmadınız?
Ve tekrarlayalım bu suç duyurusu yok mu edildi?
Bu işlemin hiç bir hukuki dayanağı yok.
SPK kanunundaki piyasa dolandırıcılığından pişmanlıktan faydalanabilmek için önce SPK'nın suç duyurusunda bulunması gerekiyor.
Sonra piyasa dolandırıcılığı sonrası elde edilen menfaatin İKİ KATI hazine hesabına yatırılacak.
Resmen aklımızla dalga geçiliyor.
Fatma Betül Sayan Kaya elde ettiği fahiş kazancı kendi isteğiyle iade ederek suçtan kurtulmaya çalışıyor.