25-30 bin liraya Japonya’ya gidiş dönüş bilet alıp şu sokaklarda yürüyebiliyorsunuz.
İnsanlar daha büyük evlerin hayalini kuruyor ama yıllar sonra hatırladıkları şey genelde ev olmuyor.
Tokyo sokaklarında yağmurlu bir akşamda elinde kahveyle yürüdüğü geceler oluyor.
Uçaktan inip otele uyumaya gittikten sonra, gece uyandığında acıkıp sokak sokak dolaşarak yiyecek bir şeyler aramak oluyor.
Rastgele bir sokak satıcısında aynı masada tanımadığı bir insanla yediği yemek oluyor.
Sakura mevsiminde ağaçların altında yürüdüğü o birkaç dakika oluyor.
Trenle Fuji Dağı’nın yanından geçerken gördüğü o manzara oluyor.
Tren istasyonunda işe gitmek için koşuşturan insanları izlemek oluyor.
Bence dünyanın en büyük hapishanesi insanın alıştığı sokaklar.
Dünyanın en pahalı arabasına da binseniz, en güzel evinde de yaşasanız bazı eksikler para ile dolmuyor.
Baktığında 25-30 bin lira para değil, binlerce km ötede bambaşka deneyimlere şahit oluyorsun ama çoğu insan bir dahaki yıl giderim, şu yaşa gelince giderim, evlenince giderim, çocuklar büyüyünce giderim diye sürekli erteliyor.
Sonra da yaşlanıyor ve hiç gidemiyor.
Çoğu insan tabelalarını okuyamadığı bir sokakta hayatı boyunca hiç kaybolmuyor.
Kimsenin tanımadığı bir yerde oturup saatlerce sadece etrafı izlemiyor ama insana bunun kadar iyi gelen çok az şey var.
Bazı insanlar bütün hayatı boyunca aynı sokaklarda yürüyor.
Hayatı boyunca aynı markete gidiyor, aynı insanlarla konuşuyor, aynı numaralı, aynı renkli otobüse biniyor.
Sonra bir gün dünyanın ne kadar büyük olduğunu hiç görmeden yaşlanıyor.
Bence insanın başına gelebilecek en üzücü şeylerden biri bu.
Para bir şekilde kazanılır da akıp giden zaman bir daha geri gelmez.
Para kazanmak insanı mutlu ediyor ama ruhu doyurmuyor.
Bir yerde şu an milyonlarca insan işe gidiyor,
bir yerde insanlar sahilde kahve içiyor,
bir yerde gece yeni başlıyor,
bir yerde gün doğuyor.
Ve çoğumuz bütün bunlar yaşanırken hep aynı yerde oturuyoruz, hatta odamızdan bile çıkmıyoruz.
Bu kadar büyük bir dünyada çok küçük bir alanda yaşıyoruz.
Bir gün son kez enerjimiz yerinde olacak.
Son kez saatlerce yürüyebileceğiz.
İşin garibi, o günün hangi gün olduğunu bilmeyeceğiz.
Bu yüzden bazı şeyleri ertelememek gerekiyor.
Dünyayı gören biriyle bütün hayatı boyunca aynı pencereden bakan bir insan aynı olmuyor.
Amerikalı şef ve gezgin Anthony Bourdain’in de dediği gibi:
Gençsen, sağlığın yerindeyse ve öğrenmeye açsan, mümkün olduğunca uzağa gitmeni tavsiye ederim.
Dünya bir kitaptır. Seyahat etmeyenler sadece bir sayfasını okur…
Hayat sabah kalkıp işe gitmekten, her gün aynı otobüsü kullanmaktan, aynı televizyon kanallarını seyretmekten, aynı yollarda yürümekten ibaret değil.
Amaç, mezarlıktaki en zengin insan olmak da değil.
Enerjiniz varken yapın…
Bilmediğiniz sokaklarda saatlerce yürüyün, kaybolun, ıslanın, tanımadığınız insanlarla aynı masada oturun, bir daha eski siz olmayacaksınız…
Dünyada Alaçatı kadar overrated başka bir yer bulamazsınız. Adam gibi denize girilecek 2 tane koyu yok. Kaliteli oteli yok meşhur hiç bir şeyi yok.
3 tane sokak var. 3 tane sokak içersinde macha içtiği için kendini elit sanan beyaz yakalıları kazıklayan meyhaneler ve dondurmacılar var.
Mesela Urla çok daha güzeldir. Bağları vardır michelin yıldızlı restoranları vardır onlarca köy içinde koyları vardır. Ama gidilmez.
Üstelik Çeşme ve alaçatıda su yok. Hatta 10 sene öncesine kadar kanalizasyon yoktu foseptik aracı gelirdi.. benden size bir tavsiye , Alaçatı ve çeşmede hiç bir yerde buzlu kokteyl içmeyin rakıya buz atmayın. Ertesi gün midenizi bozar. Yazın o yoğunlukta o buzlar nerelerde imal ediliyor görseniz kusarsınız.