Ben üç şey sormak istiyorum ata tohumları mı daha hastalıklı yoksa endüstriyel tohumlar mı? Eğer endüstriyel tohumlar hastalıklı değilse üretilen mahsullere onlarca kez neden zehir atılıyor?
Diğer sorum sertifikasyon için neden milyonları harcayıp şirket olmak gerekiyor? Kısa bir süre önce olduğu gibi çiftçi olmak neden yetmiyor? Normal bir insanın yerine getiremeyeceği şartlar neden koşuluyor? Hastalık şüphesi varsa alıp tohumu kontrol etmek yasaklamaktan daha iyi değil mi?
Son sorum şirketlerin her tohumunu denetleniyor mu? Yoksa tekelleşecek kadar parası ve gücü olanlar sertifikalarını aldıktan sonra istediği gibi at koşturabiliyor mu?
Birde dün sertifikalı sağlıklı denilen tohumlardan üretilen tonlarca ürün 70 kat zehir içerdiği için yine sınırdan döndü
Ata tohumu hastalık taşıyormuş.
Hadi ordan..
O tohumlar hastalıklara karşı direne direne bugüne gelmiş. Ata tohumu ünvanını almıştır.
Toprağımızın düşmanı İsrail tohumlarıdır.
✏️Siyasette ortalık karışıkken, Heybeliada Ruhban Okulu’nun bir oldu bittiye getirilip açılmasına müsaade etmeyeceğiz.
📌Eğer bu okul Türk Devletinin denetimi dışında açılırsa;
Ne yapacağımızı @umitozdag
anlatıyor.⤵️
Zamanında “Kılıçdaroğlu aday olmasın” diyenleri AKP’li ilan eden zihniyet, bugün çökmüştür. Türk milliyetçileri bugünün uyarısını çoktan yapmıştı ve yapmaya devam ediyor.
Çünkü konu o zaman da CHP değildi bugün de.
Demokrasimize karşı yapılan saldırının karşısındayız.
🎙️Prof. Dr. Ümit Özdağ:
"Bakın bu ülkeye dünyanın 164 ülkesinden insanlar geliyorlar ve bu ülkede ev satın alıyorlar. Kendileri eşleri bazen ikinci, üçüncü eşleri, 5 6 çocuk hepsi birlikte vatandaşlık alıyorlar. 5 sene sonra bu evi karla satıyorlar. Hem kar etmiş oluyorlar hem de Türk vatandaşlığı kalıyor. Sizin babanız bu devlete yıllarca hizmet etmiş olmasına rağmen, vergisini dürüst ödemiş olmasına rağmen siz hala kirada oturuyorsunuz. Babanızla birlikte oturuyorsunuz. Ve ne yazık ki siz de ev sahibi olma hayali kuramıyorsunuz. İşte biz bunu kökten değiştirmeye kararlıyız. Her gencin 30 yaşında bir ev sahibi olması hayal değil. 120 ay düzenli bir şekilde, düzenli bir şekilde taksidinizi yatıracaksınız. Siz bu taksidi yatırırken devlet de araziyi tahsis edecek. Altyapısı oluşacak ve inşaattan devlet vergi almayacak. 120 ay sonra siz yani 10 sene sonra siz bir ev sahibi olacaksınız. Eğer bu sırada sizin gibi bir başka genç de o anda tanımadığınız ama daha sonra tanışıp evlenmeye karar verdiğiniz aynı taksitleri ödüyor ise ya ikiniz bu iki oda 80 metrekarelik evde oturmayı tercih edip diğerini kiraya vereceksiniz ya da ikisini birleştirme fırsatına ve evlendiğiniz zaman daha büyük bir evde oturma fırsatına sahip olacaksınız. Hayal gibi geliyor değil mi? Yani 30 yaşında ev sahibi olmak bugünkü rakamlarla. Ama biz ev ödevimizi iyi yaptık. Aslında rakamlar o kadar yüksek değil. Eğer arazi fiyatları ve devlet indirimleri söz konusu olursa ki bu bir devlet projesi olacak. Her Türk genci, ev sahibi olma anlamında evlenebilme ve daha sonra bir eşle evlenebilme imkanına daha rahat kavuşacak. Erdoğan sürekli şikayet ediyor. Çocuk sayısı düştü, nüfusumuz azalıyor. Eee diye. E bu kiralarla, bu ev fiyatlarıyla insanlar nasıl evlensinler? Eskiden olduğu gibi göçebe hayata geçip çadıra geçersek evet, AKP politikaları ancak bunu teşvik ediyor. Oysa biz yabancılar için rezidans değil Türk gençleri için onurlarıyla oturacakları evleri inşa edeceğiz."
Doğan Satmış Sözcü gazetesi genel yayın yönetmeni Sözcü Tv’de ırkçılığa uzanan görüşlerim olduğunu söyledi. Kendisine çağrım şudur. Sözcü gazetesinde benimle kendisi milliyetçilik-ırkçılık konulu bir söyleş yapsın. İstediği soruyu sorsun. Ben hazırım. @zaferpartisi@gazetesozcu@szctelevizyonu
Ümit Özdağ, ölmeden görmek istediği şeyleri sıraladı:
• İstanbul Havalimanı’nın tekrar Atatürk Havalimanı olduğunu.
• Kuleli Lisesi’nin açıldığını.
• Deniz Kisesi’nin açıldığını.
• GATA’nın açıldığını.
• Suriyeli ve Afganların döndüğünü.
• Devlet Planlama Teşkilatı’nın kurulduğunu.
• Öğrencilerin tek kişilik odalarda kaldığını.
• Bursla zorlanmadan 1 ayı geçirebildiklerini.
• Tiyatro ve sinemaya gidebildiklerini.
" Eğer bu okul Türk Devleti'nin denetimi dışında açılırsa, 24 saat, ta ki bu okul kapatılana kadar Anadolu'yu köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşır, bu okulun ABD baskısıyla nasıl açıldığını Türk milletine anlatırız. "
Prof. Dr. Ümit Özdağ
Bugün Çorluda 2 polisimizi şehit verdik.
İstanbulda, Avcılar'da plakasını gizleyen motosiklete dur ihtarında bulunan polisimize motosikleti kullanan 2007 doğumlu Mehmet B. silahını polise doğrultarak tetiğe basıyor ancak silah ateş almıyor.
Polisimiz, motosiklet sürücüsünü elinden yaralıyor. Motorsikletteki diğer şüpheli 1999 doğumlu Şehmus Y. kaçarken çantasını atarak üzerinde bulunan çelik yelek ile olay yerinden kaçıyor. Şehmus Y.'nin 2 kez kasten öldürme, uyuşturucu ticareti, gasp ve yağmadan 25 suç kaydı var.
Şahsın attığı çantadan bir adet AK-47 tipi otomatik tüfek bulunuyor. Şahsın kaçarken düşürdüğü telefonda ise Beylikdüzü'nde suikast yapılacak bir şahsın konum bilgisi, fotoğrafları ve araç plaka bilgilerinin yer alıyor.
Nasıl?
Polise ateş,
Çelik yelek
AK-47 (kaleşnikof)
2 kez kasten öldürme,
uyuşturucu ticareti,
gasp ve yağmadan 25 suç kaydı.
Suikast yapılacak kişinin bilgileri
ile sokaklarımızı işgal ettirdikleri kriminallerin arasında kendinizi güvende hissediyor musunuz?
Osmanlı'nın son dönemlerindeyiz de bizim mi haberimiz yok? FETÖ okulları da açılacak mı?
Unutmayın, Türkler ne Osmanlı döneminde ne Cumhuriyet döneminde Hristiyanların ruhban yetiştirmesine hiçbir zaman karşı olmadı. RUHBAN OKULLARINI TÜRKİYE KAPATMADI. RUMLAR KENDİLERİ KAPATTI.
Çünkü tıpkı FETÖ okulları gibi ajanlık faaliyetlerinde bulundular. Türk devleti 1971 yılında "bundan sonra devlet denetimine tabi olacaksınız" dedi. Kabul etmediler, denetlenmemek için kendi kendilerini kapattılar!
Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir, hiçbir dini cemaat ya da tarikat, kanunlar üstü bir imtiyaza sahip değildir, kafasına göre okul açıp çocukları "Türkiye kafirdir, Türkler düşmanımızdır, savaşmalıyız" diye zehirleyemez.
Bu okullarda hiçbir tarihi gerçekliği olmayan Yunan kaynaklı "yeni-aziz şehit" kültü üzerinden tüm Osmanlı ve Türk tarihi "işgalci", "barbar", "Hristiyan düşmanı" olarak anlatılacak, bunu bugün bile yapıyorlar.
Türk devlet aklı, böyle bir tarihi yanlışa göz göre göre izin vermemelidir.
Zeynep Oktay, şöhret olduğu günden itibaren Türk milliyetçisi kimliğini asla gizlememiştir. Bu duruşundan dolayı bölücüler tarafından sıklıkla hedef gösterilmiştir.
Bugün Zeynep’e sahip çıkmazsak, yarın “Sanat camiasını neden bölücüler tekelleştirdi?” demeye hakkımız da olmaz.
Konu bulunduğu grup değil. Uzun bir zamandan sonra ilk defa bu kadar gündemde olan bir grubun kadın sanatçısı, milliyetçi kimliğini gösteriyor.
Zeynep Oktay’ın duruşu ve sahiplenişi, diğer sanatçılara da öncülük edecektir.
Alacağı destek, onun daha rahat ve özgür bir şekilde kimliğini ortaya koymasına yardımcı olacaktır.
Türk milliyetçisi sanatçılara sahip çıkmak, bizim görevimizdir.
ODTÜ’de tek kıstırdıkları Türk kızına saldırıp, kulağını kesip, telefonunu çalan hırsızlardan iki tanesi bunlar!
Türk milleti vergileriyle Türk düşmanlarını okutuyor!
Üniversitelerde terörist istemiyoruz!