bu ülke kimin?
1. Askere sen gidiyorsun
2. Vergiyi sen veriyorsun
3. Depremde sen koşuyorum.
4. Sınırda sen bekliyorsun
20 m² barınak yapınca "kaçak" oluyorsun
Kanadalı 20.000 dönüm orman kesince "yatırımcı" oluyor.
6 Şubat sabah hava aydınlanmış. 1 tane yıkılmış market buluyoruz çocuklara yiyecek ve su almak için. Yanımda bir kadın Allahım sen bizi affet diyor belki de hayatında ilk defa bir şeyler çaldığını düşünüyor. Teselli ediyoruz ağlayarak birbirimizi. O felakette bile yanlış bir şey yapmayalım diye düşündüğümüz günler. Sen o taşlaşmış kalbinle çıkıp deprem rehaveti yakıştırması yapamazsın
@ProfDemirtas Tamam da hocam, gerçekten emek ve olmayınca ve tüketim olamayınca nasıl bir ekonomik model yaşayacağız? Asimov’un idealize robot hikayelerine ulaşana kadar kaç yüzyıl sefilleri oynayacağız?
Ahmet Roma’ya Gitti, Zihnen Dönmedi…
Memlekette insanlar sabah uyanıp “Bugün en ucuz domatesi nereden alırım?” diye strateji kurarken, bir yandan önce kira mı elektrik mi sorusuyla satranç oynarken… Ahmet Roma’dan gelmiş, “bir daha gitmem” diye ahkâm kesiyor.
Ahmet’in yazısı, İtalya’ya gitmiş bir adamdan çok, Taksim’de İtalyan Mutfağı Haftası’na yanlışlıkla uğrayan biri gibi hissettiriyor.
“Pizza, makarna, espresso… başka numara yok.” demiş.
Sanki adamı tarihi merkezden alıp 4. Levent’te plaza katına bırakmışlar da orada yiyecek arıyor.
Şehir “esnetiyormuş”.
Canım Ahmet…
Roma esnetmez.
Roma seni fark etmez bile.
O taşlar senin için dizilmedi, o çeşmeler senin sıkılman için yapılmadı.
O insanlar yavaş yürüyor çünkü hayatı tüketmiyorlar, yaşıyorlar. Sen hızlı yedin, hızlı baktın, hızlı şikâyet ettin.
Şehir duruyordu, sen geçtin.
“Salı günü pazar gibiydi, çoğu yer kapalıydı.”
İtalya’nın öğlen saatinde kepenk indirmesi seni şaşırttıysa, öğle arası eve gidip ravioli yiyen bir halkın ortasında gezdiğini unutmuşsun demektir.
Belki de o sırada birileri Testaccio pazarında “hangi pecorino daha iyidir?” diye tartışıyordu. Sen de “burası niye açık değil ya” diye kapalı bir camın yansımasına bakıyordun.
Trevi Çeşmesi’ni de beğenmemişsin.
“Kalabalık.”
Senin açından “bir yere yaklaşamamak” travması olabilir, bilemeyiz.
Ama oraya gidip arkana dönüp bir bozuk para atmayıp dilek dilemeden “ben geldim” denmez.
Sen ise muhtemelen çeşmeye dönmeden önce “buradan nasıl kaçarım?” diye Google Maps’e bakıyordun.
Kolezyum’u gördün ama içine girme zahmetine girmedin herhalde.
Belki de haklısın. Zaten senin zihninde orası açık büfe kahvaltı olmayan büyükçe bir taş yığınıydı.
Bir ara Ramada Hotel sanman da olası.
Şimdi dönmüşsün ve “bir daha gitmem” demişsin.
İyi de Ahmet…
Sen daha gitmemişsin ki.
Uçakla varmak başka, ruhla gezmek başka.
Sen gittiğin her yere “ne yok?” gözüyle bakmışsın.
Roma sana tarihini, sokaklarını, mutfağını açmış; sen menüde ranch sos aramışsın.
Ama sağ ol yine de.
Sayende Roma’yı sevmenin bazen Roma’yı hiç anlamayanı dinlemekten geçtiğini öğrendik. Ve öğrendik ki bazı şehirler herkese açılmaz.
Bazı insanlar da gittiği yeri değil, kendi boşluğunu dolaşır.
Allah aşkına Peygamber aşkına inandığınız ne varsa onun aşkına Mahir Polat’ı serbest bırakın. İnsaniyet namına yalvarıyorum Mahir Polat’ı serbest bırakın. Mahir Polat’ı Serbest bırakın. Mahir Polat’ı serbest bırakın. Mahir Polat’ı serbest bırakın. #MahirPolatSerbestBırakılsın
Ülke nüfusunun %1.5-2'si kadar insan bir alanda toplanmış ve tek bir kanal bile bunu haber olarak geçmiyorsa, o ülkede her şey ama her şey yanlış gidiyor demektir...
@darkwebhaber Kahve dükkanı için gösterdiğiniz hassasiyeti , Ne talep ediyor acaba diye gençleri dinlemeye gösterseniz , problemin çoğunu çözeceksiniz de, derdiniz problemi çözmek değil, bunu gayet iyi anladık..