🟠Kim fesih istiyor?..
🟠Hizmet feshedilebilir mi?
🟠PKK'nın fesih süreci ile Hizmet'e dayatılan fesih aynı şey mi?
🟠Hizmet feshedilse ne değişir?
🟠İstihbarat ve algı operasyonları...
🟠Fesih çözüm mü?
🟠Gerçek çözüm ne?
🙋♂️Fesih yazılarımın tamamı bu paylaşımın altında👇
"BÜTÜN 'DIŞLANMA'LARA RAĞMEN İNSAN ONURUNU KORUMAK MÜMKÜNDÜR"
KHK'lı profesör Dr. Zekeriya Aktürk'ü dinleyin lütfen. İnanın umutsuz olmaya gerek yok. Aktürk, 14 ay hapis yattı. Sonra pardon dediler. Beraat etti. Altı yıl içinde Almanya'da inanılmaz güzel, ilham veren bir başarı hikayesine imza attı. Hicret diyarlarında, yanınızda hiç kimse yokken ayağa kalkmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum. Lütfen siz de vazgeçmeyin. Güvenli limanların konforunda yaşayanlar sizi asla anlayamaz. Üstüne bir de "din dersi", "hayat dersi" vermeye kalkarlar. Anlamasınlar boşverin. Allah'ın izniyle her şey daha güzel olacak.
https://t.co/MUkqZjxL1w
Beştepe Belgeseli (@Bestepebelgesel) Yargı'nın Sefaleti'ni De İfşa Ediyor!
Belgeseli izledim. 15 Temmuz Darbe Tiyatrosu'nun gerçek mağdurları ve tanıkları, kurgu yargılama süreçlerine dair ilk elden önemli bilgiler aktarıyorlar.
Ben özellikle hakim ve savcılar ile ilgili kısma odaklandım.
Belgeseldeki somut bilgilere göre: Hakim ve Savcılar;
1. İşkence'ye göz yumuyor, hatta teşvik ediyorlar,
2. Delilleri toplamıyorlar veya yanlı yorumluyorlar,
3. Savunmaları dinlemiyorlar,
4. Şüpheli ve sanıkları baştan mahkum etmişler,
5. Siyasi saikle davranıyorlar,
6. Siyasilerin baskı ve yönlendirmesi ile hareket ediyorlar,
7. KORKUYORLAR,
8. Bağımsız değiller,
9. Yaptıkları soruşturma ve yargılamaya kendileri de inanmıyorlar,
Yani hukuk adamı değil, infaz mangası gibi çalışıyorlar.
15 Temmuz 2016’nın üzerinden tam 10 yıl yani 3650 gün geçti.
OHAL KHK’larıyla başlayan “sivil ölüm” rejimi bugün hâlâ sürüyor.
Öyle bir rejim ki anne karnındakine de, hasta ve yaşlıya da zulmediyor.
BEŞİK, HAPİS, MEZAR, SÜRGÜN!
SİVİL ÖLÜM!
KHK’nın 3650 Günü’nde en ağır bilanço: İNSAN HAYATI! 1000’den fazla can kaybı!
Her rakam aslında bir insan hayatı!
KHK, tek bir kişinin değil; Türk, Kürt, solcu, sağcı, seküler, muhafazakar, genç, çocuk, yaşlı hepimizin ortak hikâyesi.
Ve, asla unutmayın, unutturmayın:
Adaletin Zaman Aşımı Yoktur!
3650 gün geçti, biz hâlâ buradayız. 10 yıl önce 3 aylığına ilan edilen OHAL 7 kez uzatıldı, yetkileri kemikleşti; bu yayında söylenecek her kelime, susmak zorunda bırakılanların sesi olacak.
Ve bizler, insan hakları ve demokrasi güvence altına alınana dek “Mazlumların Sesi” olmaya devam edeceğiz!
🗓️ 8 Temmuz 2026
⏰ 20:00 TR
AST YouTube
@TarikToros@hilalnesin@av_hendekci@emreturkut@SedaAlcinar
"HEMŞİRE HANIMA DA İŞKENCE YAPILIYORDU, ÇIĞLIKLARINI, AĞLAMALARINI DUYUYORDUM"
KHK'lı Jandarma Tabip Üsteğmen Osman Elmalıca:
"Turgut Aslan'ı tanımadığım halde işkenceyle bana 'Turgut Aslan'ı sen öldürdün' dedirtmeye, ona yapılan saldırıyı üzerime yıkmaya çalıştılar. Benimle birlikte görev yapan hemşireye de işkence yaptılar. Ona da aynı şekilde işkence yapıyorlardı. Yan tarafta hemşire hanımın çığlıklarını, ağlamalarını duyuyordum."
#KHKlılarAdaletİstiyor
Tamamı: https://t.co/S1fygS18Hw
Ne Moğol istilasında
Ne Timur mağlubiyetinde
Ne Haçlılarda
Ne Yunan işgallerinde
Ne de Moskof esaretinde
AKP’nin yaşlılara, hastalara, kadınlara ve çocuklara yaptığı zulmün sadakası yapılmamıştır.
Türkler için insanlık tarihinin en şeytani tarikatı ile karşı karşıyayız.
İNSANLIK ADINA LÜTFEN BU ÖĞRENCİLERİN SESİNİ DUYURUN!
Komedyen tutuklanıyor, herkes ayağa kalkıyor. Sırtında 22 vidayla cezaevinde yaşam mücadelesi veren ağır ameliyatlı Meryem Yılmaz (21) ve tutuklu 41 kız öğrencinin kimse sesini duymuyor.
HastaTutuklu ÖğrenciMeryem
https://t.co/ijzV65NsJX
AİHM’in yeni ihlal kararları sonrasında yeniden yargılama sürecine başlayacak kişiler için daha önce hazırladığımız “AİHM İhlal Kararı Sonrası Yargılamanın Yenilenmesi Kılavuzu”nu yeniden paylaşmak istiyoruz.
Bu çalışmada; AİHM ihlal kararlarının iç hukuktaki etkisi, yargılamanın yenilenmesi başvurusunun hukuki dayanakları, başvuru sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar ve kullanılabilecek örnek dilekçeler yer almaktadır.
Yeni ihlal kararları sonrasında başvuru yapacak kişilerin, kendi dosya durumlarını dikkate alarak bu kılavuzdan faydalanmaları mümkündür.
AİHM kararlarının kâğıt üzerinde kalmaması, yeniden yargılama süreçlerinin etkili biçimde işletilmesi ve yeni hak ihlallerinin önlenmesi için sürecin dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.
Kılavuza buradan ulaşabilirsiniz:
https://t.co/w8gKFjUIzB
İzmir’de bugün tutuklanan kız öğrenciler arasında, tıp fakültesi son sınıf öğrencisi bir genç de vardı. Mezun olmasına sadece bir ay kalmıştı. Bu ay son sınavlarına girecek, doktorluk hayaline kavuşacaktı. Şimdi ise İzmir Şakran Cezaevi’nde.
Bir doktor adayı daha eğitiminden, geleceğinden ve özgürlüğünden mahrum bırakıldı.
Gurur duyun.
MehmetParlak Yaşamakİstiyor
https://t.co/abn21m8ewj
Arkadaşlar, 9. hesabı açtım. Bundan sonra sadece şu iki hesabı kullanacağım:
Yeni hesap: @sevincozarslan9
Ana hesap @sevincozarslan
Mağdur ve masumlar için takip edip etrafınıza duyurabilirseniz sevinirim.
#10YılYetmediMi
Lütfen Duyuralım!
Değerli dostlar, bir hafta önce açtığım @yesil_ufuk33
hesabını da Türkiye'de erişime kapattılar. Bundan sonra
@ufukyesil123 hesabından paylaşımlara devam edeceğim.
Zulmü yenmenin yolu suskunluğu yenmektir !
Diktatörlüklerin en eski ve en etkili psikolojik silahı muhalif gazetecilere yöneltilen “siz yazdıkça diktatör daha da azıyor, susun ki zulüm azalsın” söylemidir.
Bu cümle, tarihin her döneminde otoriter rejimlerin gerçekleri dile getiren insanları susturmak için kullandığı ortak bahanedir.
Mantıksal bir karşılığı yoktur, ahlaken sorunludur ve rejimin işlediği suçların sorumluluğunu o suçu ifşa eden gazeteciye yüklemeye çalışan kirli bir manevradır.
Bugün Türkiye’de yaşananlar da tam olarak budur. Soruşturmalara, tutuklamalara, yargısız infaz niteliğindeki karalamalara, hatta fiili saldırılara maruz kalan gazeteciye dönülüp “sen yazdığın için başına geliyor” deniyor.
Oysa gerçek tam tersidir; gazetecinin yazması zulmün sebebi değil, bu karanlığın görünür hale gelmesidir. Asıl sorumlu rejimdir, iktidardır, hukuksuzluğu üreten yapıdır.
Gazetecinin görevi bir rejimi sakinleştirmek ya da bir diktatörün öfkesini yatıştırmak değildir. Gazetecinin sorumluluğu hakikati kayda geçirmek, gücü hesap vermeye zorlamak, toplumun hafızasını korumak ve karanlığı görünür kılmaktır. Bir gazeteci, diktatör daha az öfkelensin diye susuyorsa mesleğini fiilen bırakmış olur. Çünkü susmak su��u azaltmaz, yalnızca görünmez kılar ve suçluyu güçlendirir.
Türkiye’de yıllardır yaşanan ağır hukuk ihlalleri, KHK mağduriyetleri, cezaevlerindeki işkenceler, kayyum sisteminin yolsuzlukları ve yargının siyasi talimatlarla çalışması gazetecilerin yazdığı için değil, yıllarca kimsenin konuşmadığı için bu kadar derinleşti.
Hakikatin susturulduğu toplumlar karanlığa gömülür, hakikatin konuşulduğu toplumlarda ise baskı dirençle karşılaşır. Susmak hiçbir yerde zulmü azaltmadı, suskun toplumlar her zaman daha ağır bedel ödedi.
Zaman zaman iyi niyetle “biraz geri çekilin belki baskı azalır” diyenler çıkıyor. Otoriter rejimlerde bu yaklaşım her defasında boşa çıktı. Çünkü diktatörler çok iyi bilir ki bir gazeteciyi susturursan hakikati susturursun.
Sessiz kalan gazeteci unutulur, unutulan gazeteci kolay hedef olur, hedef alınan gazeteci hem kendini hem toplumu kaybeder. Bu nedenle gazetecinin kendini koruma yolu geri çekilmek değil, görünürlüğünü artırmaktır.
Gazeteci yalnızlaşmayacak. Uluslararası kurumlarla bağını güçlendirecek. Toplumla bağını koparmayacak. Hakikati daha çok kişiye ulaştıracak. Rejimlerin en nefret ettiği şey dünyanın onlara bakmasıdır çünkü görünürlük maliyet yaratır. Bir gazeteciyi koruyan şey sessizlik değil, ışığın kendisidir.
Sonuç olarak gazeteci diktatörü değil toplumu hesaba katar. Gazetecinin vicdanı iktidarın öfkesine göre değil, halkın hakkına göre çalışır. Bizim rejimi memnun etmek gibi bir sorumluluğumuz yok.Bizim görevimiz ülkenin karanlığa gömülmemesi için bir mum daha yakmaktır.
Bugün Türkiye’de her gazetecinin aklında tek bir gerçek olmalıdır; susarsak bitirirler, yazarsak zorlanırlar, hakikat konuşursa zulüm kaybeder.
Bu karanlığın içinden çıkmanın tek yolu konuşmaktır. Gazetecinin kalemi bir diktatörü sinirlendirdiği için değil, bir toplumu özgürleştirdiği için değerlidir. Zulmü yenmenin yolu suskunluğu yenmektir
İzlemeye ve üzerinde düşünmeye değer bir yayın olmuş.
Teşekkürler @gercekler009
DİASPORADAKİ GÜLEN HAREKETİ ÜZERİNE HAYDAR KARATAŞ İLE BİR YORUMSAMA https://t.co/EVZr5Zkm4l @YouTube aracılığıyla
Samanyolu galaksimizin komşusu Andromeda (M31) galaksisi 2.5 milyon ışık yılı uzaklıkta ve 1 trilyon yıldız barındırıyor.
Evren çok büyük ve biz çok küçüğüz. Fakat, bu büyüklüğü idrak edip, sanatkarını tanıyabilme yönüyle insan çok değerli bir varlık.
Bugün Nagihan’ı, Nimet Ecem’i ve Şüheda Sena’yı cezaevinde ziyaret ettim. Biraz kırgındılar bana, çünkü 3 aydır gidememiştim yanlarına.
Nezaketlerinden yüzüme vurmasalar da, gözlerindeki o ince siteme hazırdım. Haklıydılar…
Dışarıdaki "yoğunluk" mazeretinin, dört duvar arasındaki o ağır ve durmuş zaman karşısında ne kadar hükümsüz kaldığını idrak etmemek mümkün değil elbette.
Unutulmak, hapsedilmekten daha ağır olsa gerek...
Bu üç genç kadının gözlerinde ülkenin kaybolan vicdanını zaman zaman başınızı öne eğerek izleyebilirsiniz. Başınızı öne eğerek; çünkü elinizden bir şey gelmemesinin çaresizliği vardır, çünkü o bakışlar karşısında aklıselim bir vicdanın taşıyamayacağı bir mahcubiyet vardır.
Sohbetimiz sırasında o cümle döküldü Sena'nın dudaklarından.
Öylesine sade, iddiasız bir gerçeklikle:
“Ömrümüz gidiyor, çok anlamsız ya...”
Şikayet değildi; mantığın ve hukukun askıya alındığı absürt bir tiyatroya sitemdi aslında. Anlamsızlık karşısında insanın bir nevi sessiz isyanı... Çünkü bizzat insan eliyle, hukuk kisvesi altında üretilmiş, sistematik bir gaddarlık onların yaşadığı anlamsızlık. İnsanın, en verimli çağında, nedenini ve niçinini izah edemediği bir sebeple dört duvar arasında erimesi…
Akıl, bunu "anlamlandırmayı" reddediyor. Çünkü zulüm, doğası gereği mantıksızdır.
Sonra kendine konuşur gibi bir mırıldanma:
“Hala ümitli olabilir miyiz?”
Dante’nin Cehennem’inin kapısında "Buradan içeri girenler, her türlü ümidi geride bıraksınlar" yazar. Oysa bu gençler cehennemlik bir suç da işlemediler; onlar sadece yanlış zamanda, yanlış yerde bulunmak zorunda bırakıldıkları gerçeğini yok sayan adaletsiz bir yargının bedelini ödüyorlar.
Dokuz yıl… Dile kolay.
Levinas, "Ötekinin yüzü, beni sorumlu kılar" der. Bugün o üç gencin yüzü, sadece beni değil, tüm toplumu, adalet diyen herkesi, mühürlü kalpleri ve suskun dilleri sorumlu kılıyor.
Biz bu anlamsızlığa "dur" diyene kadar; o duvarların ardında, birbirine dayanarak "Hala ümit var mı?" diye mırıldanan o ses, gök kubbede yankılanmaya ve bizden alacaklı olmaya devam edecek.