DİYARBAKIR’DA İMAR REVİZYONUNUN ASIL MOTİVASYONLARINDAN BİRİ DE , MÜLKİYETİ TİCARET VE SANAYİ ODASINA AİT FUAR ALANININ İDARİ ALANDAN ÇIKARILARAK DİYARBAKIR’IN BEŞLİ ÇETES��NE PEŞKEŞ ÇEKMEK Mİ ?
Hatırlanacağı üzere, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin kabul ettiği son revizyon imar planına karşı rant amaçlı yapıldığı gerekçesiyle kamuoyunda eleştiriler oluşmuş ve Diyarbakır Valiliği, değişikliğin bir kısmına karşı iptal davası açmıştı.
Tartışmaların odağında ise okul, kreş, kütüphane, sağlık tesisi, spor alanı ve sosyal yaşam alanı olarak ayrılan birçok taşınmazın ticaret alanına dönüştürülmesi yer alıyordu.
Kamu yararına aykırı olduğu yönünde eleştirilen bu plan değişikliğinin arkasındaki temel motivasyonun ne olduğu açığa çıkmaya başladı.
Aşağıda görsellerini paylaştığım plan belgeleri; plan değişikliğine neden olan motivasyonun merkezinde Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odasına (DTSO) ait yaklaşık 60 bin ve 18 bin metrekarelik iki taşınmazın bulunduğunu gösteriyor.
Belgelere göre, Yenişehir ilçesi Üçkuyu Mahallesi’nde bulunan 1821 ada 3 parsel (59.911,03 m²) ile 1822 ada 2 parsel (18.426,22 m²) DTSO mülkiyetinde bulunuyor.
Sadece bir parseldeki değişiklik üzerinden meseleyi açıklayacak olursak eğer revizyon imar planı öncesinde 1821 ada 3 parsel “İdari Tesis Alanı” olarak planlanmıştı. Yapılaşma koşulu ise Emsal (E): 0,60 idi. Bu da yaklaşık 36 bin metrekare kapalı inşaat hakkı anlamına geliyordu.
Ancak Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı 1/1000 ölçekli yeni revizyon uygulama imar planıyla söz konusu taşınmazın niteliği tamamen değiştirildi . Yeni planla birlikte; eskiden idari tesis olanı olarak faaliyette olan fuar alanı ticaret + turizm alanına dönüştürüldü. Yapılaşma emsali 0,60’tan 2,40’a çıkarıldı. Ayrıca TAKS 0,40 olarak belirlendi.
Bunun sonucu olarak yaklaşık 60 bin metrekarelik olan bu parseldeki toplam yapılaşma hakkı 36 bin metrekareden yaklaşık 144 bin metrekareye yükseldi.
Başka bir ifadeyle sadece kullanım amacı değiştirilmedi; aynı zamanda taşınmazın yapılaşma kapasitesi de yaklaşık olarak dört kat artırıldı.
Bu noktada Büyükşehir Belediyesine sormak gerekir
Bu plan değişikliğinin şehircilik ilkeleri bakımından teknik gerekçesi nedir?
Neden bu taşınmaza emsal dört kat artırılarak verildi?
Bu yoğunluk artışını destekleyen ulaşım, altyapı ve nüfus analizleriniz nelerdir?
Bu plan değişikliğinden ekonomik olarak kimler yararlanacaktır?
Kamuoyunda, bu alanın ileride belirli kişi veya şirketlere tahsis edilebileceği ya da projelendirilebileceği (Ercan Tayınmak ve Nesih Aktepe ya da onların elemanlarına el altında verileceği ve gizli ortağında ticaret odası başkanı Mehmet Kaya olacağı ) yönünde çeşitli iddialar da dile getirilmektedir. Bu iddialar doğru mu?
Büyükşehir belediyesinin imar planlarının temel amacı belirli kişi veya kurumların mal varlığını artırmak mı yoksa şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı doğrultusunda kentin gelişimini esas almak mı ?
Böylesine yüksek ekonomik sonuç doğurabilecek bir plan değişikliğinde, belediye yönetimi ile ekonomik çevreler arasında çıkar ortaklığına ilişkin iddialar hakkında bir açıklamanız olacak mı ?
Sonuç olarak ne denilirse denilsin artık tartışmasız olarak bilinen gerçek şudur:
DTSO’ya ait yaklaşık 60 bin metrekarelik fuar alanı olarak bilinen taşınmaz,
İdari tesis alanından ticaret + turizm alanına dönüştürülmüştür . Yapılaşma emsali 0,60’tan 2,40’a çıkarılmış,
Böylece taşınmazın yapılaşma kapasitesi yaklaşık dört kat artırılmıştır. Bu değişiklik, taşınmazın ekonomik değerini ciddi ölçüde artırmıştır
Bu plan değişikliğini; gerçekten Diyarbakır’ın uzun vadeli şehircilik vizyonu ve kamu yararı doğrultusunda yaptıkları söylenemez . “Kamu yararına dönük yaptık” şeklinde olası savunmalarına aklı başında hiç kimse inanmaz
Revizyon planları ortaya çıktığında bu bir rant projesidir diyenler olarak ne yazık ki haklı çıktık, keşke haksız olsaydık !…
Çünkü bu topraklara demokrasi ve cumhuriyet kavramları yalnızca Osmanlı'yı moderne ederek devam ettirmek için gelen kavramlardır. Hiçbir şekilde içselleştirilmedi ve halka nüfuz etmesine izin verilmedi. Solcusu, sağcısı, dincisi, Kürdü, vs. hepsi kemalizmin tebaa kültürünü aldı.
Deniz Göktaş'ın gösterisi tek kelimeyle müthişti. Türkçe stand up'a zeka, derinlik ve ahlak katarak bambaşka bir ekol oluşturmuş. Bir Müslüman olarak dinle ilgili esprilerinden zerre rahatsızlık duymadım. Zaten onu cezaevine görüren esas mesele Erdoğan'a diktatör diyebilmesidir.
Deniz Göktaş'ın emniyetteki ifadesi ortaya çıktı:
"Komedyenim, yüksek gelirliyim.
Deniz Göktaş rumuzlu YouTube hesabı bana aittir. Burada yapılan paylaşımlar benim tarafımdan yapılmıştır.
Soruşturmaya konu olan video, 1 Haziran 2026 tarihinde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda yapmış olduğum stand-up gösterisine aittir.
Bu stand-up gösterisindeki konuşmaların metni daha öncesinde benim tarafımdan hazırlanmıştır.
Tarafıma yöneltilen 'halkın belirli bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama' kastım kesinlikle yoktur.
Bu gösteri benim yaklaşık 3 yıldır Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde yaptığım bir gösteridir. 100 binin üzerinde seyirci bu gösterimi izlemiştir ve hiçbirinden bu kısma dair incindiklerine ilişkin bir şikayet gelmemiştir.
Gösterim boyunca birçok konuda konuşuyorum. Sadece dindarlar değil, her türlü politik görüş ya da popüler figür hakkında konuşmalarım vardır.
Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum. 'Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum.
İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm.
Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediğimi reddediyorum.
Herhangi bir şekilde Cumhurbaşkanını aşağılamak gibi bir niyetim yok.
Diktatör kelimesi siyasi bir nitelemedir ve sık sık kamuoyuna açık şekilde tartışılan bir konudur.
Demokrat, otokrat gibi bir kelimedir sadece.
Gösteri boyunca bu tarz popüler figürlere, ideolojilere ve Türkiye'ye dair sosyolojik olaylara yaptığım gibi mizahi bir yaklaşımdır.
Başka bir amacım yoktur.
Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum."
https://t.co/RRpccCikeb
Erdoğan veya bir başkası... Hiçbir iktidar gücünün sorgulanmasını istemez. Eleştiriye, tartışılmaya, sorgulanmaya, hesap vermeye sonuna kadar kapalıdırlar. Bu Erdoğan sonrası görmek istediğiniz herhangi biri için de, lokal düzeyde kalan güç odakları için de geçerlidir.
Bu durumun bir izahı olabilir mi? Hangi gerekçeyle bu rezalet temize çekilebilir? Temyiz zorunluluğu diyecekler, bir gerekçeden işe almak istemiyoruz diyecekler... Bunun karşılığı mahkemede aklanmış birini TERÖRLE suçlamak mıdır?Kardeşi de terörist, bu da teröristtir demek midir?
Özet geçecek olursak: DEM Partili Ergani Belediyesi, OHAL döneminde işten çıkarılan ve mahkemece PKK ile iltisaklı değil diyerek görevine iade edilen çalışanını "aslında PKK'li olabilir" diyerek işe almıyor.Hatta çalışanın kardeşinin de PKK'den arandığını söylerek koz yükseltiyor
MAHKEME; PKK/KCK İLE İRTİBAT VE İLTİSAKLİ DEĞİL DİYEREK GÖREVİNE İADE ETTİ ANCAK DEM PARTİLİ ERGANİ BELEDİYESİ “PKK/KCK TERÖR ÖRGÜTÜYLE BAĞLANTILIDIR KAMU GÖREVİNE ALINMASI KABUL EDİLEMEZ” DİYEREK TEMYİZ ETTİ
Bugünde DEM Partili bir belediyenin bu halka yaklaşımının ibretlik örneklerinden birini aşağıya bırakıyorum
Ergani Belediyesinde görev yaparken OHAL KHK’sı ile kamu görevinden çıkarılan bir personel hakkında mahkeme, PKK/KCK ile iltisak veya irtibatının bulunduğuna dair yeterli ve somut deliller ortaya konulamadığı gerekçesiyle göreve ve özlük haklarına iadesine karar verdi
Mahkeme özetle; ilgili kişi hakkında yalnızca geçmiş tarihli gözaltı bilgileri, soyut idari değerlendirmeler, içeriği açıklanmayan arşiv kayıtları ve yakınlarının durumuna ilişkin bilgilerin bulunduğunu, buna karşılık davacının PKK/KCK ile iltisak veya irtibatını ortaya koyabilecek yeterli, somut ve inandırıcı delillerin dosyada mevcut olmadığını hüküm altına aldı. Bu nedenle ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararını iptal etti; davacının kamu görevine bağlı özlük haklarının iadesine ve kamu görevinden çıkarıldığı tarihi takip eden aybaşından itibaren mahrum kaldığı maaş ve diğer parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verdi
Ergani Belediyesi bu kararı temyiz etti. İlk bakışta temyiz yoluna başvurulması, yasal bir hakkın kullanılması olarak görülebilir. Ancak temyiz dilekçesinin içeriği incelendiğinde, mahkemenin hukuken yeterli ve inandırıcı bulmadığı, hatta kararında açıkça yetersiz gördüğüne DEM Partili Ergani Belediyesi şu cümlelerle temyiz etti. “PKK/KCK TERÖR ÖRGÜTÜYLE İRTİBATLI VE İLTİSAKLIDIR”
Belediye temyiz dilekçesinde özetle şu ifadelere yer vermektedir:
“Öte yandan, Yerel Mahkeme dosyasına gönderilen personel bilgi dosyasının incelenmesinden; PKK/KCK terör örgütü mensuplarına yardım ve yataklık yaptığı, lojistik destek sağladığı gerekçeleriyle 07/11/1993 tarihinde Diyarbakır ili Ergani İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince yakalanarak gözaltına alındığı, 15/11/1993 tarihinde çıkarıldığı Ergani Cumhuriyet Başsavcılığınca serbest bırakıldığı, Ergani Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma kapsamında Ergani İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince 20/12/2016 tarihinde yakalanarak gözaltına alındığı, alınan ifadesi akabinde serbest bırakıldığı, ayrıca davacının kardeşi Y.Ö. hakkında yakalama kararı bulunduğu görülmektedir.
Bu durumda, davacının durumunun değerlendirilmesinde, hükme esas alınabilecek nitelikte görülüp yukarıda aktarılan Komisyon tespitleri ile personel bilgi dosyası birlikte dikkate alındığında, davacının PKK/KCK terör örgütü ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu sonucuna varıldığından davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu Komisyon kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Davacının kanun g��cünde bir tasarrufla görevinden çıkarılmasından sonra davacı hakkında verilen Komisyon kararının hukuka uygunluğu bakılmakta olan davanın konusunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte, iptal davasına konu Komisyon kararının sebep unsuru incelenirken; terör örgütü olduğuna ve milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna Milli Güvenlik Kurulu tarafından karar verilen ve bu durumu Yargıtay tarafından hükme bağlanan PKK/KCK ile davacının üyelik, iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının tespiti gerekmektedir. Anılan örgüt ile sözü edilen çerçevede bir ilişkinin varlığı tespit edildiği takdirde mahkemece, kamu görevinden çıkarılma tasarrufuna karşı OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna yapılan başvurunun reddine ilişkin kararın mevzuata aykırı olduğu yönünde hüküm kurma imkânı bulunmamakta iken sayın mahkeme bu hususu göz önüne almadan hüküm kurmuştur.”
İlgili mahkeme kararı aşağıdadır. Halk adına ve halka bağlılık ilkesiyle hizmet yürütmesi gerekenlerin, mahkemenin yeterli görmediği ve hukuka aykırı bulduğu değerlendirmeleri ısrarla savunmaya devam etmesi üzerinde düşünülmesi gereken ibretlik bir durumdur.
Ergani Belediyesi dilekçesi de yorumda 👇
Bu zamana kadar "terörle irtibat ve iltisak" kavramından binlerce siyasetçisini cezaevlerine vermiş bir partinin belediyesine bakın! Terörle mücadele kanununun değişmesi gerektiğini söyleyen bir partinin belediyesine bakın! Ve maalesef bu yalnızca Ergani'de olmuyor.
Müsavat Dervişoğlu:
"Hakkını ararken suçlanan, ses çıkarttığı için susturulan, baş eğmediği için sindirilenler için, millet için, devlet için, cumhuriyet için düşün peşime"
@m_nuri_ozdemir 4) memnun olmayanları, daha iyisine layık olduklarını düşünenleri halkın çocuğu olarak görmüyorsunuz. Ve nihayetinde dünya değiştiğine göre bizim siyasetimiz de değişecek diyerek değişimin gerekli olduğunu öneriyorsunuz.
@m_nuri_ozdemir 3) bir ithamı eleştirilerin önünü kesmek adına bu halka yöneltebiliyorsunuz? Eleştirenler halk değil mi yoksa? Uzaydan mı geldiler, ajan mı hepsi? Belediye başkanları "halkın çocukları" oldukları için aşağılayıcı dile hedef oluyorlar diye iddia ettiğinize göre eleştirenleri,
@m_nuri_ozdemir 2) eleştirileri tek torbaya doldurup eleştiri yapanların tamamını aynı hasletlere sahipmiş gibi hedef gösterdiniz? Neden somut, elle tutulur, gözle görülür açık yanlışları örtmek için insanların şerefine saldırıyorsunuz? "Sömürgeci ruhtan henüz kurtulamamış" ne demek? Nasıl böyle
@m_nuri_ozdemir 1) Siz manipülasyon işlerinden sorumlu daire başkanı mısınız? Neden yapılan eleştireleri "anlayan" bir noktadan başlayıp tüm eleştirileri -yine klasik tarzda- yıpratan, zarar veren, düşmanlık saikiyle yapıldığını iddia eden bir noktaya evrildiniz? Neden yapılan çeşitli
Hangi Manifest kızısın akımının modası geçti bence. Yeni akım arayanlara önerim, hangi Nişanyan erkeğisin sorgulaması olabilir. Sevan çıkanlar unfollow.
İMAR RANTINA HALKA YALAN BEYANDA BULUNMA DA EKLENDİ
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin imar eleştirilerine verdiği yanıtta halka doğruyu söylemediği anlaşılıyor
Hatırlanacağı üzere belediye, tartışmalı imar planı değişikliklerini savunurken üç temel gerekçe ileri sürmüştü: Yasallık, kamu yararı ve ilgili kurumlardan görüş alınmış olması.
Daha önceki yazılarımızda, yasallık ile meşruluğun aynı şey olmadığını; yapılan işlemin yasal kabul edilse bile neden meşru olmadığını ayrıntılarıyla ortaya koymuştuk. Yine okul, kreş, sağlık ve diğer kamusal alanların ticari alanlara dönüştürülmesinin neden kamu yararı olarak değerlendirilemeyeceğini de tartıştık.
Geriye belediyenin üçüncü savunması kalıyordu: “İlgili kurumlardan görüş aldık” savunması. Açıkçası bu savunmanın halkçı, toplumcu ve komünal belediyecilik anlayışıyla çeliştiğini düşün��yordum. Ancak belediyenin bu konuda kamuoyuna gerçeği yansıtmayan bir açıklama yapmış olabileceğini o gün aklıma getirmemiştim.
Belediye Meclisinin 147 sayılı kararını okuyunca durumun hiç de anlatıldığı gibi olmadığını gördüm.Çünkü belediyenin açıklamalarında oluşturulmaya çalışılan izlenim; ilgili kurumların plana itiraz etmediği, hatta bu alanlara ihtiyaç duymadığı yönündeydi. Oysa meclis kararında bunun tam tersi yazıyor.
Karar metnine göre;Şehir Plancıları Odası itiraz etmiş.İl Milli Eğitim Müdürlüğü itiraz etmiş. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü itiraz etmiş.Üstelik bu itirazlar basit teknik ayrıntılarla ilgili de değildir.
Şehir Plancıları Odası; eğitim, sağlık, spor ve diğer sosyal donatı alanlarının ticaret alanlarına dönüştürüldüğünü, sosyal altyapı dengesinin bozulduğunu ve planın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
İl Milli Eğitim Müdürlüğü; ilkokul alanı olarak planlanmış bazı parsellerin ticaret alanına dönüştürülmesine karşı çıkıyor ve eğitim alanlarının korunmasını talep ediyor. Meclis kararında milli eğitimin itirazı ayrıntılarıyla yazılmamış ise de harici öğrendiğim kadarıyla bırakınız ihtiyacın olmamasının tersine ihtiyacın oldukça fazla olduğu anlaşılıyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü ise sosyal ve teknik altyapı alanlarının azaltıldığını, bazı plan kararlarının mevzuata aykırılık taşıdığını belirterek planın yeniden değerlendirilmesini istiyor.
Daha açık ifadeyle; belediyenin bugün “kurum görüşlerini aldık” diyerek savunduğu planına referans gösterdiği kurumların bir kısmı itiraz etmiş durumda.
Dahası, belediye açıklamalarında kurum görüşlerini gerekçe olarak öne sürerken, meclis kararında ise kurumların itirazlarının reddedildiği görülüyor.
O halde sorulması gereken soru şudur:
Eğer kurum görüşleri belirleyiciyse bu itirazlar neden dikkate alınmadı?
Eğer belirleyici değilse neden kamuoyuna “kurum görüşleri doğrultusunda hareket ettik” denildi?
Ortada ciddi bir tutarsızlık vardır.
Büyükşehir Belediyesinin kendi meclis kararı dikkatle okunduğunda, kamuoyuna yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığı açıkça görülmektedir.
Birileri halka yalan söylüyor. Kimin söylediğini ayrıca tartışmaya gerek yok. Belgeler ortadadır, karar ortadadır, gerçekler ortadadır.
Görünen odur ki okul alanlarının, eğitim alanlarının ve sosyal donatı alanlarının ticari kullanıma açılmasına kar��ı çıkan yalnızca yurttaşlar değildir. Belediyenin dayanak gösterdiği kurumların bir kısmı da aynı itirazları yapmıştır.
Bu nedenle mesele artık yalnızca bir imar planı tartışması da değildir.
İmar rantı tartışmalarına artık kamuoyunu yanlış bilgilendirme meselesi de eklenmiştir.
https://t.co/Y3D1dneydv
Biz insanlar eşref-i mahluk ile esfel-i safilin arasında ince bir yolda yürürüz. Yürüdüğümüz yolun nereye çıkacağını da iyi biliriz. Hepimizin aklı var, iradesi var. İsterim ki herkes seçimlerini doğrudan, hakikatten ve adil olandan yana yapsın.
Yerel yönetimlere yöneltilen eleştirileri görmezden gelmek veya en ufak bir eleştiriyi anında susturmaya çalışmak demokratik toplum inşa edeceğini söyleyen bir siyasetle çelişmiş olmuyor mu? Sivil topluma nüfuz eden ve yepisyeni STK'lar kuranların demokrasiden anladıkları nedir?
Saf tuttuğum kavramların yanısıra tam karşısında olduğum kavramlar da var; halk düşmanlığı, emek sömürüsü, sermayedar sevicilik, totalitarizm, bir gün bir koltuğa gelirim umuduyla susmak, boyun eğmek, itaat etmek...