https://t.co/0CabdoWbNr
Emekli arkadaşlar,
Elimizden bişey gelmez demeyin!
Seyyanen zam talebi için ikametinize en yakın adliyeye gidip Anayasa Mahkemesine dilekçe verme hakkınızı kullanabilirsiniz..
Çok sayıda insan iyi niyetlerle Disk başkanı, vekillik vb yakıştırarak yazıyor. Ömrüm temsilden kovulan büyük çoğunluğun temsil gücü edinmesi, kendi kendini yönetmesi iddiasını somutlayacak mücadeleler ile geçti.
Asla böylesi pozisyonlarda yerim olmayacağının bilinmesini isterim
İNCEL NEDİR?
İncel deyince çoğu kişi sadece kadın düşmanı, cinselliğe erişememiş erkek gibi yüzeyde bir etiket görüyor. Bence mesele bundan büyük. İncel, modern çağın erkek çöküşünün dijital kabilesi. Ergen bir çocuğa küçük yaştan beri güç, statü, arzu edilme ve adam olma başarıyla eşitlendiğinde; o çocuk gerçek hayatta değersizlik, dışlanma ve yetersizlik hissediyorsa gidip kendine bir kimlik arıyor. İşte incel tam orada devreye giriyor. Sadece bir tanım değil, aşağılanmış erkek egosuna verilmiş hazır bir mitoloji. "Sorun sende değil, sistemde. Kadınlar yozlaştı. Toplum seni dışladı. Sen seçilmiş mağdursun." Bu dil çok tehlikeli çünkü çocuğa sorumluluk değil düşman veriyor.
İnsanlar hala bunu dağınık birkaç manyak sanıyor. Hayır. Telegram ve Discord gibi yerlerde olan şey tam anlamıyla dijital radikalleşme hattı. Eskiden mahallede dışlanan çocuk içine kapanırdı, şimdi algoritma onu alıp dünyanın öbür ucundaki başka öfkeli erkeklerle aynı odaya koyuyor. Önce meme/caps, sonra ironi, sonra nefret, sonra normalleşme, sonra görev duygusu. En sinsi kısmı da bu. Her şey şaka gibi başlıyor. Sonra şiddet bir performansa dönüşüyor. Gerçek hayatta beceriksiz, etkisiz, silik hisseden ergen; bu gruplarda ilk kez görülüyor. Alkış alıyor. Kimlik kazanıyor. Bir örgütün yaptığı tam da budur zaten: yalnız bireyi alıp kolektif bir öfkeye bağlamak.
Benim kaçırılmaması gerektiğini düşündüğüm nokta şu. Burada sadece suç değil, endüstriyel ölçekte üretilmiş bir erkeklik krizi var. Sürekli aşağılanan, duygusunu işleyecek dil verilmeyen, başarısızlığıyla baş etmeyi öğrenemeyen çocuklar dijital tarikatlara düşüyor. C31K gibi yapılar boşluğu topluyor, öfkeyi biçimlendiriyor, sonra birini öne sürüp diğerlerini seyirci, teşvikçi, lojistikçi yapıyor. Bu yüzden mesele tek başına yaptı mı yapmadı mı tartışmasını çok aşıyor. Tek fail yok, tek tetikçi var. Geri kalanları ise bu şiddetin iklimini kuran görünmez kalabalık.
Marksist Psikoloji Üzerine Okumalar...
Kapitalizm insanları yalnızca sömürmez onların korkularını da üretir düzenler ve yönetir. Dieter Duhm işte bu görünmez psikolojik makinenin anatomisini açıyor.
Ek Açıklama: Korku üreten bir toplumda, nevrotik insanlarla nevrotik olmayanları kesin çizgilerle ayırmak neredeyse imkansızdır. Çünkü bireyin davranışları, yalnızca kendi içsel eğilimlerinin değil aynı zamanda toplumun dayattığı korkuların ve baskıların ürünüdür. Bu nedenle sağlıklı kabul edilen insanlar bile, aslında toplumun zorlamalarıyla şekillenmiş yaralı ve baskı altında biçimlenmiş karakterler taşırlar. Eğer toplumun bütünü hastaysa sağlıklı olmak çoğu zaman bu genel hastalığın ortalama bir yansımasıdır göze batmayan sıradan bir uyum türü olarak görünür.
Kapitalist toplum da bu anlamda hasta bir toplumdur. Rekabeti, yabancılaşmayı ve sürekli bir yetersizlik duygusunu körükleyen düzen bireyi hem kendisinden hem başkalarından uzaklaştırır. Böyle bir toplumda sağlıklı birey, sistemin beklentilerine uyum sağlayan itaatkar ve sorgulamayan kimsedir. Dışarıdan bakıldığında normal görünen bu kişi aslında kendi ruhsal bütünlüğünü yitirmiş bozuk ve sakatlanmış bir insandır.
Bu hastalık, yalnızca bireysel bir sorun değildir toplumun her hücresine sinmiş yapısal bir sorundur. İnsanların yaşadığı öfke patlamaları, kavgalar, şiddet ve cinayetler de bu yapısal bozulmanın görünür belirtileridir. Her bir çatışma, sistemin yarattığı baskının ve insanın içsel gerilimlerinin bir yansımasıdır. Dolayısıyla kapitalist toplumun hastalığı topyekün ve her yerdedir ne birey ne de olaylar bundan bağımsızdır.
#KapitalizmdeKorku
#DieterDuhm
#MarksistPsikoloji
#Yabancılaşma
#SınıfBilinci
#KorkuToplumu
#Felsefe
CHP'yi bugüne kadar eleştirmiş olabilirsiniz. Katılmadığınız politikaları, eylemleri olmuş olabilir. Bunlara katılmamakta haklı da olabilirsiniz. Ancak bugün CHP'nin başına gelenlerin sebebi, bunların hiçbiri değil. Sadece ama sadece önümüzdeki seçimlerde iktidarın değişmesi çok muhtemel gözüktüğü için bunlar yaşanıyor.
Diyelim ki CHP dağıldı gitti. Sizin kendinizi nispeten daha yakın hissettiğiniz X Partisi ana muhalefet oldu. Eğer olur da X Partisi seçimleri kazanacak gibi gözükürse, birebir aynılarını X Partisi'ne yapacaklar. Yapmamaları için hiçbir sebep yok.
Herkes şu anki pozisyonunu bu gerçekliğe göre alsın.
Yüksek Hakem adı verilen şike kurulu bir kez daha iktidarın sopası oldu!
Cumhurbaşkanı’nın ve sendikal bürokrasinin belirlediği üyeler, milyonlarca kamu emekçisinin iradesini yok sayarak Erdoğan–Şimşek programının dayattığı sefalet zamlarını onayladı.
Yüzde 11’lik artış resmi enflasyonun bile altında kalırken, açıklamalarda enflasyon farkının anılmaması da ayrı vahamet.
İktidar OVP ile ilan ettiği enflasyon farkının kaldırılması hem işçilerin hem kamu emekçilerinin maaşların daha da erimesi demek.
Daha ilk günden 6 bin lira emekçinin cebinden çalındı!
Bugün gelinen nokta, sendikal bürokrasinin iktidarla el ele vererek kamu emekçilerinin haklarını masada peşkeş çekmesinin sonucu.
Memur-Sen ve Kamu-Sen, emekçilerin ortak eylemlerine katılmadı, yüksek hakeme üye vererek bu oyunun parçası oldu. İş bitince de göstermelik tepkilerle sorumluluklarını gizlemeye kalktı!
Kamu emekçilerinin ve emeklilerin sefalet zammına mahkûm edilmesinin nedeni açık:
İktidarın kaynakları halka değil, faize, sermayeye ve savaşa akıtılıyor. Oysa faiz ödemelerine ayrılan paranın küçük bir kısmı bile emekçilerin enflasyona karşı korunması için yeterli.
Milyonlarca kamu emekçisi ve emekli açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamak zorunda bırakılırken tek çıkış yolu mücadele.
Bu sefalet sözleşmesini reddetmenin, sendikal bürokrasiyi aşarak gerçek bir birleşik kamu emekçileri mücadelesini kurmanın zamanı çoktan geldi.
Türkiye'de ortalama bir insan stresli, kaygılı, gergin, sinirli, endişeli, yorgun, hüzünlü, dalgın, huzursuz, beceriksiz, öz/güven(ce)siz, ürkütülmüş ve bu yüzden saldırgan, ruhsal olarak sönük, sıkışmış ve sıkıştırılmış. Ve bunların neredeyse tümü siyasi.
🔴#SONDAKİKA | CHP Genel Başkanı Özgür Özel:
Erdoğan diyor ki 'AK Parti birinci partidir." E sorun yok o zaman.
Gel sandığa gidelim madem birincisin haydi gel.
Allah'ın korkağı sen birinci olsan hemen sandığa gidersin. Allah'ın korkağı.
#hükümetistifa https://t.co/UNa0UwxCQp
Mahir Polat’ın bugün hastaneye ELLERİ KELEPÇELİ VE ARABADAKİ KOLTUĞA BAĞLI şekilde götürüldüğünü ve bu şekilde Silivri’ye geri getirildiğini öğrendim! Gidiş- geliş 180 km’lik yoldan söz ediyoruz.
Adalet Bakanı @yilmaztunc’a sorular:
- Sağlık durumu böylesine kritik olan ve kaçmak girişiminde bulunmayacağı belli Mahir Polat’ı kelepçeleyip ellerinden koltuğa bağlamak niye?
- Madem Holter takıldı ve 24 saatlik tetkikler isteniyor, bunlar neden hastanede yapılmıyor?
- Hepsinden önce, Mahir Polat hükümlü değil! Tahliyesi için avukatlarının talebi neden yeterli görülmüyor?
- Sağlık durumu tahliyeyi gerektiren onca tutuklu ve hükümlünün hayatı, Hizbullah hükümlülerininki kadar değerli değil mi? #MahirPolatıSerbestBırakın