Şimdi o zinciri ben kırıyorum.
Kızımın yüzüne baktığımda ona verdiğim her öpücükte, her “korkma buradayım” dediğimde, annemin bana hiç veremediği şeyleri ona veriyorum.
Bazen ağlıyorum. Hem mutluluktan hem de o küçük kız halime “keşke biri seni böyle sevseydi” diye içim sızlıyor.
Ben bunları yaparken içimde sürekli bir ses “annem bunları neden yapmadı?” diye soruyordu.
Öfke duydum. Çok öfke.
Sonra o öfkenin altında kocaman bir acı buldum. Annem de anne olmayı bilmiyordu çünkü ona da hiç anne olmamışlardı. Zincir kırılmıyordu, sadece benden sonraya kalıyordu.
Ben anne olunca anladım ki annelik doğurmak değilmiş.
Annelik; uykusuz gecelerde bebeğinin nefesini dinlerken kendi uykunu feda etmekmiş.
Korktuğunda kendi korkunu yutup “her şey yoluna girecek” diyebilmekmiş.
Çocuğun mutluluğunu kendi mutluluğundan daha öncelikli kılmakmış.
Arkadaşımla sohbet ediyorduk, yeni anne oldu kendisi. Söylediği şeyler bana çok dokundu. Dedi ki: “Anne olduktan sonra öğrendiğim en önemli şey neydi biliyor musun?
Benim annem anne değilmiş. O cümleyi kurana kadar yıllarca ‘annem işte’ deyip geçtiğim her şeye şimdi anlıyorum.++