Silah bırakanları siyasete sokup, silaha dokunmamışları hapiste tutan, Kürt-Türk vatandaşın seçimini ezen, dağıtan bir süreç "barış" değil, "faşizm" ile sonlanır.
DEM silahlı kanadın peşinde koşup, siyasi kanadı terk ettiyse, sivil Kürtler, son ve büyük hatasını yapmıştır.
Meslek hayatım boyunca edindiğim tecrübeye bağlı olarak, bir insanın ruhsal bakımından sağlıklı olup olmadığını gösteren iki ölçüt olduğu sonucuna vardım. Onları değişik platformlarda dile getirmeye çalıştım, aşağıdaki makalede yazdım.
https://t.co/fKeqjSd69k
İnsanları sözlerinden çok hayatlarıyla tanımayı daha erken öğrenebilseydim, başka türlü yaşardım. Elleri titreyerek erdemden söz edenlerin fantazilerinin sapkın, fantazileri ve söylemleri kusursuz görünenlerin yaşamlarının ise çoğu zaman sapkın olabileceğini bilseydim, hiçbir ideoloji beni kolay kolay tuzağına düşüremezdi.
Ama sonra kendime şu soruyu soruyorum: Bunu nereden bilebilirdim ki?
Memleketinden on iki yaşında ayrılmış bir çocuk, geride bıraktığı sokakların, insanların, kokuların ve dağların hayatının en kıymetli parçası olduğunu nasıl bilebilirdi?
Nereden bilebilirdi ki yıllar sonra toplumun en temiz görünen kurumlarında, en saygın unvanlarında, en güçlü şirketlerinde, en köklü siyasi partilerinde de çocukluğunda rastladığı aynı hırsla, aynı hasetle, aynı zorbalıkla ve aynı dedikoduyla yeniden karşılaşacağını?
Çocuk aklı kötülüğün kenar mahallelerde dolaştığını sanıyor. Oysa büyüdükçe öğreniyor ki kötülük çoğu zaman iyi giyiniyor, güzel konuşuyor, toplantılar yönetiyor, erdem üzerine nutuklar atıyor ve en çok da güven veren yüzlerin arkasına saklanıyor.
Nereden bilebilirdim ki mesele kötü insanların varlığı değilmiş. Asıl mesele, hırsın, hasedin, yalancılığın ve zorbalığın en güvenilir sandığımız kurumlarda bile kendine rahatça yer bulabilmesiymiş.
Meğer insanı aldatan, kötülüğün varlığı değil; iyiliğin üniformasını giyebilmesiymiş.
İnsan en güzel yerin, içinde yaşadığı yer olduğunu ancak oradan ayrıldıktan sonra öğreniyor. Tıpkı en sahici insanların en gür sesle konuşanlar olmadığını da çoğu zaman çok geç öğrendiği gibi.
Hayat, bize önce kaybettiriyor; neyi kaybettiğimizi ise yıllar sonra öğretiyor.
On iki yaşında ayrıldığım memleketimin hayatımın en güzel coğrafyası olduğunu bilmiyordum. Ama şimdi biliyorum: İnsan en değerli şeylerini çoğu zaman onları kaybettiğinde değil, çocukluğunun sıradan bir günü sandığında kaybediyor.
Belki de insan büyümekle bilgilenmiyor; yalnızca çocukken bilmesinin mümkün olmadığı hakikatlerin yasını tutmayı öğreniyor.
*Ardahan- Artvin sınırı / 2026
Dedikodu Şebekeleri İyileştirilebilir mi?
Görünür olmak isteyenin görünür olmayı eleştirerek görünür olmaya çalıştığı, politikacıların politik olanı ayıplayarak politikacı olduğu bir çağdayız. Saygın olan her şey kendi kendini yok ediyor.
…
Dedikodu şebekeleri, içlerindeki kötülüğe misilleme gelir korkusuyla kuşkucu, yaratıcılıktan uzak, hasettirler. Sürekli başkalarını taşlar, kendi ahlaksızlıklarının siyasi dokunulmazlığı varmış gibi yaşarlar. Yine de bu acınası hal görenlerde ufak bir şefkat duygusu uyandırabilir.
Başarısızlıklarını, çıkmazlarını, suçlarını, fenalıklarını attıkları bir kötü olmasaydı “dedikoducu iyiler” utancından sokağa çıkmazdı. Varoluşu kötülere bağlı ve bağımlı olanlar, bir hiç olmak istemiyorlarsa “kötü”lere gözleri gibi bakmalıdırlar: Kadınlara, çocuklara, gençlere, entelektüellere, delilere, yabancılara vb.
Dedikoducular ailede üretilir ve genellikle sivil toplum örgütlerinde, siyasi partilerde bazan da mahalle kahvelerinde, altın günlerinde, okul kantinlerinde, iş yerlerinde ilk ikisine göre daha esnek ve daha az tehlikeli şebekeler kurarlar.
…
Ne söylerse söylesin nerede duracağını bilmeyen insanların kafası boş, sözleri nahoş, kendileri pek sevimsiz oluyor.
...
Dedikoducuları iyileştirmek, kurdukları dedikodu şebekelerini ıslah etmek her zaman mümkün olmasa da teselli edebiliriz.
Dedikoducuları dinlemek ve dinledikten sonra biraz dinlenmeleri, içlerindeki hasedin yangınını söndürmeleri için: “Hele şu sudan bir yudum iç” demek bu kadar zor olmasa gerek. “Demek ki senin de onların kötü, ahlaksız, değersiz, görgüsüz olmasına ihtiyacın var” desek, ne kaybederiz?
Ne olacak yani, cayır cayır yanan yüreklerine bir bardak su serpsek…
...
Sevilmemişliğin, itilmişliğin, horlanmışlığın acısıyla sarsılanlar, sarılanla saldıranın ayırdına varamıyor.
Hem görünür olma hem de görünür olanı yerme ihtiyacında olan her insanı, her böbürleneni, demek ki buna ihtiyacı var diye bağrına basan şefkatli, anlayışlı “yeterince iyi” analarla, “yeterince iyi” insanlarla yaşam güzelleşir.
İçinde öğüt ve suçlama olmayan cümlelerle konuşan çok güzel insanlar var. Sanki gündelik dilin imkânlarını zorlayıp yarattıkları yeni bir dille konuşur gibiler.
Bir gören olmadığında da utanabiliyorsak utanç bizi kurtarır. Utanç başkalarının kusurlarına tutunan dedikoducuların değil kendi ayıplarının ateşinde pişenlerin hasletidir.
14.09.2020
Ülkenin dört bir yanında üreticiler artan girdi maliyetleri ve düşük açıklanan alım fiyatları nedeniyle kâr elde edemiyor, tekellerin, tüccarların eline bırakılıyor.
Fatsa'da fındık üreticileri 3 Ağustos'ta alım fiyatlarının en az 300 lira olarak açıklanması ve fındık üretimindeki köklü sorunlara karşı ses çıkartmak için sokağa çıkıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul buluşmasına figüran olarak katılan Sezer Çakmak:
“Ajans 'ben bugünkü etkinliğe kendi isteğimle, sadece Kılıçdaroğlu’nu sevdiğim için katıldım ve bunun karşılığı olarak herhangi bir ücret almadım’ dediğim bir video çekmemi istedi.
Dizi çekimi diye götürüldüğümüz Kılıçdaroğlu’nun etkinliğinde resmen siyasi malzeme olarak kullanıldık. Benim herhangi bir partiye kaydım yok. Ben sadece ekmek parası için dizilerde figüran, yardımcı oyuncu olarak yer alıyorum.
Etkinlik sonrası cast ajansı figüranlara teker teker isimlerini okuyarak 950 TL ücreti elden verdi.”
ortam mükemmel, bir milyon dolara çırağan'da düğün yapan gürsel partiye çökmüş patron o belli, barış yarkadaş'ı yine azarlıyolar, kemal zaten tam allahlık takılıyo kendine
CHP’deki figüran skandalının mimarlarının Gürsel Tekin, Berhan Şimşek ve Barış Yarkadaş olduğu öğrenildi.
Ajanslardan birinin Barış Yarkadaş’ın arkadaşının olduğu, gündüz TV programlarına izleyici organize eden diğer ajansları da o ajansın organize ettiği ortaya çıktı. Ajansların ücretlerinin reklam çekimi adı altında CHP İstanbul İl Başkanlığı bütçesinden ödendiği öğrenildi.
Huysuz, kaprisli ve çevresine yük olan bir yaşlı olmamak için insanın kendini gençken eğitmesi gerekir.
Dünya sizin etrafınızda dönmüyor. Çocuklarınızı ve gençleri sürekli yönlendirmeyin. Deneyimlerinizden yararlanmayı onlar istesin. Bilgelik davet edildiğinde değerlidir, dayatıldığında değil.
Yaş almak herkese nasip olur, olgunlaşmak ise bir tercihtir.
Gençlere alan açın, hata yapmalarına izin verin, onların zamanını kendi zamanınızdan daha değersiz görmeyin.
Unutmayın insanlar yaşlılardan değil, kendilerine nefes aldırmayanlardan uzaklaşır.
Ahmet Telli de gitmiş, bir devir de böyle kapanmış. Şairliği yanında insanlığına da hayran olduğumuz güzel adam. Şiirleri sesli dinlemeyi sevmem ama kendi sesinden şiirlerini okuduğu kasetleri vardı, ne çok dinledim zamanında. Şimdi “çocuksun sen, sesindeki tipiye tutulduğum” dizesi onun ince, pürüzlü, ürkek sesiyle kulağımda. Rahat uyu be usta, hayatımıza dantel gibi işlenmiş kelimelerinle ne çok güzellik kattın da gittin🌱
#AHMETTELLİ
Dünya, sürekli bir şey arayan ama aslında neyin eksikliğini taşıdığını bilmeyen insanlarla dolu.
Bu yüzden vardığı hiçbir yer ona yetmez; çünkü aradığı şey dışarıda değil, uzun zamandır temas etmediği kendi içinde kalmıştır.
Kişi başka bir hayat(lar)a yetişmeye çalışırken kendi hayatının içinden sessizce geçip gider.
Kılıçdaroğlu, bir koruma ordusu eşliğinde dün Çağlayan Adliyesi'ne gelerek tutuklanma riski taşıyan bir komedyenden rol çalmaya ve onun savunmasını kendi siyasi kariyerine malzeme etmeye çalıştı. Siyasi ikbali uğruna gencecik bir komedyenin politik aktivizmini, mücadelesini ve mağduriyetini kendine mal etmeye kalktı.
Oysa bütün odak Deniz Göktaş'ın davasında olması gerekirken, yine kendisini gündem haline getirdi. Adliye girişinde protesto edilip ardından Deniz Göktaş'ın tepkisiyle de karşılaşınca, bu kez basın danışmanı aracılığıyla onu yalanlamaya çalıştı.
Bu davranış, bilinçli ve hesaplı bir siyasi fırsatçılıktır. @kilicdarogluk'nun bu pişkinliğini artık tüm muhalif kamuoyu görüyor.
Boğaziçi Üniversitesi'nde mezuniyet coşkusuna gölge düşüren olay! 🎓
Diplomasını kendi hocasından almak isteyen öğrenciye, Bölüm Başkan Yardımcısı'ndan şoke eden tepki: "Fotoğraf çektirmezsen diplomayı vermem." Sahnede diploması elinden alınmaya çalışılan Hasan Özdağ yaşadığı o gergin anları Sözcü Televizyonu'na anlattı.
📺 Ali Selim Yamanlı'nın imzasını taşıyan bu özel haber ve detayları Serdar Cebe ile Sözcü Ana Haber'de!