Okudunuz mu bilmiyorum ama Gazap Üzümleri’nde şöyle bir cümle geçer: “Ancak yeni doğan bir bebek baştan başlayabilir. Sen, ben… Biz artık geçmiş zamanız.” Geçmişi silmeye çalışma; onu kabul et,anlamlandır ve ondan ders al. Gerçek başlangıç,unutmak değil; bilinçle devam etmektir.
Eve geleli 7 saat oldu ama beynim hâlâ okulda. Kafamda öğretmenim seslenmeleri, gürültü, bağırış, tezahürat ve koşturmaca bitmiyor. Sinir sistemi, aşırı duyusal yüklenme nedeniyle eve gelince normal sesleri bile daha yoğun algılıyor.
Bunu sadece öğretmenler bilir. Sessiz olalım:)
Sınıfta defalarca uyarıya rağmen aynı yanlışı sürdüren çocuğa öğretmen sesini yükseltince hemen “öğretmen bağırdı” deniyor.
Hakaretle uyarıyı, aşağılama ile otoriteyi birbirine karıştırmayın.
Veliler artık “ses yükseltmek” ile “kötü muamele” arasındaki farkı öğrenmeli.
Bu olaylar gelmeden önce kaç öğretmenin gözyaşları ile sınıftan çıktığını, çaresiz bırakıldığını, öğrenci veli baskısını kaldıramadığı için okul değiştirdiğini, emekli olduğunu veya meslekten soğuduğunu biliyor musunuz?
20 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Son birkaç yıldır, özellikle pandemi sonrası, öğrencilerle bağ kurmak gittikçe zorlaştı. Yanlış da olsa bildiğini savunma refleksi gösteren, çok kolay yalan söyleyebilen, düşünceleri savruk, sınır duygusu olmayan, utanma bilmeyen, sürekli her şeyi "deneyen", kendine çeki düzen vermekle çok da ilgilenmeyen, bunu yapıyorsa bile istediğini elde etmek için yapan, pragmatik ve hedonist bir nesille karş�� karşıyayız. Parası, ünü ve gücü olan her şeyi çekici buluyorlar. Can sıkıntısı en büyük düşmanları.
Ve ortaya çıkan tüm bu semptomların birçok nedeni var elbette; bu sadece teknolojinin ve online platformların etkisiyle açıklanamaz. Ama öncelikle, birçok ailenin çocuk yetiştirme tarzı ciddi problemli. Çocukları disipline etmeyi ya tembelliklerinden ya da yanlış özgürlük tasavvurlarından dolayı pek de başaramıyorlar.
İkinci olarak, eğitim politikaları pedagojiden uzak, siyasi hesaplarla şekilleniyor. Üstelik sürekli değişkenlik gösteriyor. Bunlar elbette belli bir toplumsal gerçeklikte ortaya çıkıyor. Bu gerçeklik de sadece öğrencileri değil hepimizi şekillendiriyor. Dolayısıyla sorun çok boyutlu çok katmanlı... nasıl ülkede kadın cinayetlerinde durum münferit değilse bu trajik olaylarda da maalesef değil.
Bir gün bile 30 40 kişilik sınıfta zaman geçirmemiş ya da bir gün özel eğitim öğrencisiyle çalışmamış insanlar öğretmenliğin kolaylığı zorluğu ya da tatili hakkında yorum yapmasın.
Normallestirilen saygısızlık diye bir şey var. Öğretmenine saygısızlık yapıyor çocuk. Kimi veli geliyor. Çocuğun yanlışını sahip çıkıyor. Öğretmene hesap soruyor. Çocuk, arkadaşına zorbalık yapiyor. Aman canım çocuklar arasında olur, liderlik vasfı var, yok baskın karakter ondan öyle yapıyor diye kılıf uyduruyor veli. Aslında empatiden noksan bir zorba yetiştirdiğini asla kabul etmiyor.
Evde disiplin yoksa, evde başkasına saygı bir ders olarak okutulmuyorsa, okulda verilen hiçbir ders o çocuğu insan yapmaya yetmez. Okul tek başına çocuğa insan kalabilmeyi öğretemez. Bu mümkün değil. Veli de eğitim sürecinin bir parçasıdır. Fakat çoğu veli bunu kabul etmiyor. Bilinçli ebeveynlik olmadıktan sonra istersen her sınıfa bir pedagog, her sıraya bir anayasa kitapçığı koy. Sonuç kocaman bir sıfır.
Nejat İşler:
"Hep gıpta ederim; Rize'de evde bir büyük falan öldüğü zaman bahçeye gömerler. Orada duruyor yani, gözünün önünde. Kaybolmadı ki.. Çok severim o durumu. İnsanın kendisini unutmaması için iyi bir şey. Şeye kızarlar ya; "Her canlı ölümü tadacaktır." Bence hiç fena laf değil. Öleceğiz yani, ona göre. Hepimiz faniyiz ve hiç önemli değiliz."
Oralı olmamak… Şunu başarabilen bir insan sosyal ilişkilerdeki sorunların %80ini çözer. Oralı olmamak, üzerine alınmamak, odağını değiştirmek, işine bakmak, takılmaya değer bulmamak, muhataplara büyük anlamlar atfetmemek..