BEYNİN PROTEİN YAPISININ AĞSAL NİTELİĞİ
İnsan beynini anlamaya çalışırken uzun yıllar boyunca nöronlara ve genlere odaklandık. Oysa Signal Transduction and Targeted Therapy dergisinde yayımlanan önemli bir çalışma, beynin işlevsel mimarisini anlamak için proteinlerin oluşturduğu ağlara bakmamız gerektiğini gösteriyor.
Araştırmacılar, insan beyninin şimdiye kadarki en ayrıntılı bölgesel proteom haritasını oluşturarak binlerce proteinin farklı beyin bölgelerindeki dağılımını karşılaştırdı. Sonuçlar, beynin yalnızca anatomik komşuluklarla değil, ortak protein imzaları taşıyan dağıtık moleküler ağlar üzerinden organize olduğunu ortaya koyuyor. Birbirinden uzak bölgeler, benzer protein profilleri sayesinde aynı işlevsel sistemin parçaları olabiliyor.
Çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri, talamus, hipotalamus ve diğer orta hat yapılarının yalnızca anatomik geçiş bölgeleri değil, beynin küresel organizasyonunda merkezi rol oynayan bir düzenleyici eksen oluşturabileceği önerisi. Ayrıca serebellum ve beyin sapının da yalnızca motor kontrol ve yaşamsal fonksiyonlarla sınırlı olmadığı; bilişsel süreçlerle ilişkili zengin protein ağlarına sahip olduğu gösteriliyor.
Bu atlas yalnızca temel sinirbilim için değil, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, epilepsi ve gliomalar gibi nörolojik hastalıkların moleküler temellerini anlamak açısından da önemli bir referans oluşturuyor. Gelecekte fonksiyon koruyucu beyin cerrahisi, kişiselleştirilmiş tedaviler ve yeni biyobelirteçlerin geliştirilmesinde bu tür proteomik haritaların belirleyici rol oynayacağı açık görünüyor.
Belki de beyni anlamanın anahtarı, tek tek bölgeleri incelemekten çok, onları birbirine bağlayan moleküler ilişkiler ağını çözmekte yatıyor. Çünkü yaşamın ve zihnin gerçek mimarisi, tekil yapılardan değil, onların kurduğu bağlantılardan doğuyor.
GREGORY BATESON’DAN GIORGIO PARISI’YE:
BAĞLANTISALLIĞIN FELSEFESİNDEN MATEMATİĞİNE (1/3)
20.yüzyılın en özgün düşünürlerinden biri olan Gregory Bateson, aslında yaşadığı dönemin çok ötesinde bir bilimsel dönüşümün habercisiydi. Antropoloji, biyoloji, psikoloji, sibernetik ve epistemoloji arasında dolaşan çalışmaları ilk bakışta birbirinden kopuk görünür. Oysa Bateson’un bütün araştırmaları tek bir merkezde birleşiyordu: Yaşamı yaşam yapan şey nedir? Bir insanı, bir ağacı, bir ekosistemi ya da bir kültürü var eden temel ilke nedir? Bateson’un dehası, birbirinden farklı görünen sistemlerin altında işleyen ortak örüntüleri fark etmesinde yatıyordu. O, yaşamın parçalarla değil ilişkilerle anlaşıldığını sezmişti. Bu nedenle bugün Bağlantısallık Bilimi olarak adlandırdığımız yaklaşımın en önemli öncülerinden biri olarak kabul edilebilir.
Bateson’un düşüncesinin merkezinde yer alan ve günümüzde hâlâ etkisini sürdüren ünlü sorusu şudur: “Bağlayan örüntü nedir?” Bu soru aslında modern bilim anlayışına yöneltilmiş derin bir meydan okumadır. Çünkü bilim uzun süre dünyayı parçalarına ayırarak anlamaya çalıştı. Atomlar, moleküller, hücreler, organlar ve organizmalar incelendi. Bu yaklaşımın büyük başarılar sağladığı kuşkusuzdur. Ancak zamanla görüldü ki parçaları bilmek bütünü anlamaya yetmiyordu. Bir beyni oluşturan milyarlarca nöronu tanımak düşüncenin nasıl ortaya çıktığını açıklamıyordu. Bir ormanı oluşturan ağaçları saymak, ormanın nasıl işlediğini göstermiyordu. Bir toplumu oluşturan bireyleri incelemek, kültürün nasıl doğduğunu anlatamıyordu. Bateson tam da bu noktada yaşamın sırrının nesnelerde değil, nesneler arasındaki ilişkilerde bulunduğunu ileri sürdü.
Bugün ağ bilimi, karmaşıklık teorisi ve sistem biyolojisi tarafından ortaya konulan birçok sonuç, aslında Bateson’un sezgisel olarak gördüğü gerçeklikleri doğrulamaktadır. Yaşamın her düzeyinde yeni özellikler bağlantılar sayesinde ortaya çıkmaktadır. Tek başına hiçbir nöron düşünemez; ancak milyarlarcası belirli örüntüler içinde bağlandığında düşünce ortaya çıkar. Tek başına hiçbir karınca koloni zekâsı oluşturamaz; ancak binlercesi birlikte hareket ettiğinde karmaşık davranışlar sergileyebilir. Tek başına hiçbir insan kültür yaratamaz; ancak insanlar arasındaki ilişkiler ağından kültür doğar. Yaşamın her düzeyinde gördüğümüz bu ortaya çıkış süreçleri, parçaların toplamından daha büyük bütünlerin nasıl oluştuğunu göstermektedir. Bateson bu gerçeği matematiksel olarak formüle edememişti; ancak onun önemini herkesten önce fark etmişti.
Bateson’un özellikle “Mind and Nature” adlı eserinde geliştirdiği yaklaşım, zihni de yeni bir biçimde tanımlıyordu. Ona göre zihin yalnızca beynin içinde bulunan bir nesne değildi. Zihin, organizma ile çevre arasındaki bilgi alışverişi süreçlerinde ortaya çıkan dinamik bir örüntüydü. İnsan yalnızca beyniyle düşünmezdi; beden, çevre, kültür ve diğer insanlar da düşünme sürecinin parçalarıydı. Bu yaklaşım bugün genişletilmiş zihin, dağıtık biliş ve enaktif biliş teorilerinde yeniden ortaya çıkmıştır. Nörobilim giderek daha fazla göstermektedir ki beyin kapalı bir kutu değildir. Bağırsak mikrobiyotasından bağışıklık sistemine, sosyal ilişkilerden kültürel yapılara kadar çok sayıda ağ ile sürekli etkileşim içindedir. İnsan zihni, yaşam ağının içinde çalışan bir düğümdür. Bu nedenle bilinç de yalnızca nöral faaliyetlerin ürünü olarak değil, zihin ile yaşam arasındaki bağlantısallığın ortaya çıkardığı bir süreç olarak anlaşılmalıdır.
Ancak Bateson’un yaşadığı dönemde bu düşünceleri destekleyebilecek matematiksel araçlar henüz yeterince gelişmemişti. Bilgisayarların sınırlı olduğu, büyük veri analizlerinin mümkün olmadığı bir çağda yaşıyordu. Bu nedenle yaşamın ağ yapısını sezebiliyor, ancak bu ağların davranışlarını ayrıntılı olarak hesaplayamıyordu. İşte Bateson’dan yaklaşık yarım yüzyıl sonra Giorgio Parisi’nin önemi burada ortaya çıkar.
#Penceremdenİstanbul
Introducing Qwen3.6-Max-Preview, early preview of our next flagship model
·Improved agentic coding capability over Qwen3.6-Plus
·Stronger world knowledge and instruction following
·Improved real-world agent and knowledge reliability performance
Smarter, sharper, still evolving.
@turc35 YZ'ya sordum. üstadın sırrı ne diye: "CEÇ, kendine has "filtresiz," teknik analizi sokak ağzıyla birleştiren ve makro-ekonomiyi bireysel finansa indiren" tarzıyla "acı gerçekleri" halkın dilinde, sanki bir kahvehanede konuşuyormuş gibi anlatarak sadık bir kitle yarattı."
Unveiling our new startup Advanced Machine Intelligence (AMI Labs).
We just completed our seed round: $1.03B / 890M€, one the largest seeds ever, probably the largest for a European company.
We're hiring!
[the background image is the Veil Nebula - a picture I took from my backyard, most appropriate for an unveiling]
More details here:
https://t.co/eWHyGLXwCA
Google’ın Pomelli adlı yapay zeka aracı Türkiye'de de kullanıma açıldı.
Pomelli şu işe yarıyor: Web sitenizin linkini giriyorsun, yapay zeka siteni tarayıp markanın renklerini, stilini, tonunu öğreniyor. Dakikalar içinde sana %100 uyan sosyal medya postları, kampanya metinleri ve görseller üretiyor. Hatta telefonla çektiğin sıradan ürün fotoğrafını profesyonel stüdyo çekimine çeviriyor!
Özellikle küçük işletme sahipleri için çok pratik bir araç. Detaylı anlatım videosunu youtube'da yayınlayacağım.
BEDENİN ZEKA ÜRETME ORGANI OLARAK BEYİN
Zekâ beynin bir parçası değil, beynin bağlantı düzenidir.
Başka bir ifadeyle:
“Beyni zeki yapan şey nöronlar değil, onların kurduğu ilişkiler ağıdır.”
Bugün yayınlanan şu çalışma üzerine: “The network architecture of general intelligence in the human connectome” (Nature Communications, 2026)
Araştırmacılar, Human Connectome Project kapsamında elde edilen 831 sağlıklı genç yetişkine ait beyin görüntüleme verilerini analiz etmişler. Çalışmada hem beynin yapısal bağlantıları (structural connectome) hem de fonksiyonel bağlantı örüntüleri birlikte modellenerek beynin küresel ağ topolojisi incelenmiş. Bu yöntem sayesinde zekânın yalnızca belirli bölgelerden değil, bütün beyin ağı içindeki etkileşimlerden nasıl ortaya çıktığı analiz edilmiş.
Özetliyorum👇
#Penceremdenİstanbul
@huseyingunayDC Hayirli olsun, kanalin sevdigimiz bir yüzüydünüz.
Hedeflerinize erismeniz ve ailenizle Londra'da keyifli bir yasam kurmanız dileğiyle. Selamlar.
BİLGİSAYAR BİLİMCİSİ DONALD KNUTH ŞOKTA! 🚨
Yapay zeka, bir dehanın haftalardır çözemediği bir problemi tek başına alt edebilir mi? Bilgisayar biliminin efsane ismi Knuth, Claude'un bunu nasıl başardığını dünyaya duyurdu! 🤯
Knuth, efsanevi kitap serisinin yeni cildini yazarken çok zorlu bir probleme takıldı. Belirli bir kuralın genel formülünü arıyordu ama bir türlü işin içinden çıkamıyordu. Çözüm adeta büyük bir sırdı.
Knuth’un bir meslektaşı, bu problemi Anthropic’in modeli Claude Opus 4.6'ya sordu. Ondan sadece cevabı değil, denediği her adımı kaydetmesini istedi.
Claude pes etmedi! Farklı yollar denedi, yanıldı, tekrar denedi. Tam 30 farklı adımda başarısız oldu veya sadece yarım yamalak sonuçlar aldı.
Vazgeçmeyen model, 31. adımda yepyeni bir kod yazdı. Ve olanlar oldu!
Yazılan bu kodun, problemin çok büyük bir bölümünü kusursuz bir şekilde çözdüğü fark edildi. Claude, kimsenin göremediği o gizli kuralı bulmuştu!
88 yaşındaki efsanevi bilgisayar bilimcisi, makalesini sarsıcı bir itirafla bitiriyor.
Claude'un bu bağımsız problem çözme yeteneğini "etkileyici bir başarı hikayesi" olarak tanımlayan Knuth; üretken yapay zekaya (GenAI) dair bugüne kadarki tüm fikirlerini ve önyargılarını gözden geçirmesi gerektiğini açıkça kabul ediyor.
Makalenin tamamı: https://t.co/sN34F75rar
Boğaziçi Üniversitesinde hayat:
2024'te "Eylül 2025'ten itibaren 1 yıl Hollanda'da ortak araştırma yapma" izni istedim. Vermediler.
Dava açıp kazandım. Mahkeme "1 yıl araştırma izni verilmeli" dedi.
Üniversite yönetimi Ocak 2026'da geçmişe yolculuk mümkünmüşcesine şu kararı aldı: