Yüz binlerce dolar maaş alan Claude mühendisi, doğru şekilde nasıl prompt yazılır mala anlatır gibi anlatmış.
İlk 10 dakikada anlatılanları 300 dolar verip izlediğim kurslarda bile görmedim :D
Tamamen ücretsiz ve Türkçe altyazılı
Bi bakın derim
Meet the hero! 16-year-old lifeguard Ryder (reportedly Ryder Williams)
This high school student and seasonal Santa Cruz State Parks lifeguard pulled off one of the most incredible rescues of the summer at Seabright Beach on July 25.
A 10-year-old boy was being hammered by massive waves. Ryder dove in, locked on with an unbreakable grip, and fought through wave after wave for nearly two minutes - never letting go - while telling bystanders who tried to help to save themselves. A second lifeguard joined him to get the boy safely to shore. The child was checked by paramedics and reunited with his family, stable.
His mom confirmed his first name on social media and said he’s just doing the job he loves. Instead of a GoFundMe, she pointed people toward supporting the Santa Cruz County Parks Junior Guards program that trained him.
Absolute legend at 16. Real first-responder energy. 💪🛟
1995'te Bill Gates, David Letterman'ın programına çıkıp interneti anlatmaya çalıştı. Salondaki herkes ona güldü.
O sırada 40 yaşındaydı. Serveti 15 milyar dolardı ve dünyanın en zengin insanıydı.
Letterman ona sordu:
“İnternet tam olarak ne işe yarıyor?”
Gates şöyle cevap verdi:
“İnsanlar burada yazılar yayımlayabilecek, elektronik posta gönderebilecek ve kendileriyle aynı ilgi alanlarına sahip insanları bulabilecekler.”
Letterman bunu “yalnız ve sorunlu insanların sohbet odası” diye küçümsedi. Stüdyo kahkahalara boğuldu.
Gates devam etti:
“İsterseniz bilgisayarınızdan istediğiniz anda bir beyzbol maçını dinleyebilirsiniz.”
Letterman ise alay ederek,
“Radyo diye bir şey duydun mu? Ya da kasetçaları?” diye sordu.
Kahkahalar yeniden yükseldi.
Gates ise sadece gülümsedi ve sabırla bekledi.
Çünkü o, yirmi yılını tek bir hayalin peşinden koşarak geçirmişti:
“Her masada ve her evde bir bilgisayar olacak.”
O dönemde bile 50 bin metrekarelik dev evinde, duvarlara yerleştirilmiş ekranlarla istediği tabloyu anında görüntüleyebiliyordu.
Seyirciler ise onun anlattıklarını zengin bir eksantriğin tuhaf hayalleri sanıyordu.
Oysa Gates aslında 2026'yı tarif ediyordu.
Programın sonlarına doğru Letterman şu soruyu sordu:
“Bundan sonra bir seviye daha var mı? İnsanların henüz hayal bile edemediği bir şey?”
Gates kısa bir süre durdu ve şöyle dedi:
“Belki bir gün bilgisayarlar düşünebilir. Ama bu çok zor bir problem. Şu ana kadar neredeyse hiç ilerleme kaydedilmedi. Hatta bazıları bunun hiçbir zaman mümkün olmayacağını düşünüyor.”
Letterman gülümseyerek cevap verdi:
“Bilgisayarların düşünmesini istemeyiz, değil mi?”
O gece Bill Gates'in yanıldığı tek konu buydu.
Aradan 30 yıl geçti.
O videoda edilen her şaka bugün hayatımızın sıradan bir parçası oldu.
İnternet kazandı.
Maçlar internetten canlı izleniyor.
Ve artık bilgisayarlar gerçekten düşünmeye başladı.
THIS IS FUCKING SICK ✡️🇮🇱
Israelis are setting up outdoor screens to stream and cheer as entire Lebanese towns are wiped to rubble by the IDF.
These are ordinary civilians, not soldiers or officials, gathering to applaud destruction and death.
Beşiktaşta 19 yaşında 12 gol atan Semih Kılıçsoyu yedi. Euro 24te Semih oynamasın diye Barış Alperi santrafor yaptı, Barış oynadığı hiçbir maçta gol asist yapamadı. Semih'i turnuvanın son maçının son dakikası oyuna aldı.
Kadronun performansla değil torpille seçildiğini söyleyen, Fransa Ligue 1 de sezonun takımına seçilen Berke Özeri yedi. Kadroya bile almadı. Yerine Beşiktaşın kadro dışı bıraktığı, fbde yedek olan Mert'i aldı.
Danimarka'da yılın futbolcusu seçilen, tam 12 gol 21 asist yapan Aral Şimşiri yedi. Kadroya bile almadı. Yerine Fbde kadro dışı bırakılan, Kasımpaşaya giden İrfancanı aldı.
Bundesligada oynayan 10 gol 6 asist yapan 45 milyon euro teklifi reddedilen Can Uzunu yedi. Can oynamasın diye Keremi santrafor yaptı. Semih'e yapılanın aynısı Cana yapıldı. Mağlup giden Avusturalya maçında hiç süre vermedi.
Beşiktaşın kaptanı, Dünya kupasına katılmamız�� sağlayan, 10 gol 10 asist yapan Orkun Kökçüyü Beşiktaşa geldikten sonra 11 den kesti. Beşiktaşa gelmeden önce her maç 11 de görev veriyordu.
7 m euroya Bragaya transfer olan, avrupa ligi yarı final maçında gol atan, maçın adamı seçilen Demir Egeyi yedi. Kadroya bile almadı. Yerine gs'de kadroya bile giremeyen Kaan Ayhanı aldı.
Bundesligada takımında banko 90 dakika oynayan, 4 gol atan Ozan Kabakı yedi. 11 de Ozan yerine, dünya kupasına hazırlanmak yerine tik tok videosu çeken bıyık bırakan sonra bıyığı kesen Merihi oynattı.
Tsde 1 gol 5 asist yapan, sol bek ve sol açık oynayan Mustafa Eskihellaçı yedi. Kadroya bile almadı. Yeride bahis oynadığı için ceza alan Eren'i aldı.
Osimheni oynadığı her maçta sahadan silen, Beşiktaşta 11 oynayan Emirhan ile Konyasporda 2500 dakika oynayan, 2 gol 2 asist yapan ligin en güçlü stoperlerinden Adil Demirbağı yedi. Kadroya bile almadı. Onun yerine twittercı Sametle tütüncü Çağları aldı.
Barış ve Keremden santrafor icat etmeye çalıştı Milli takımı yedi.
İlk 2 maçta 1 puan bile alsa 3. maça iddialı çıkılacak turnuvada, iki maçta da mağlup olup turnuvaya veda etti. Çıkardığı takım Gol bile atamadı.
Altın jenerasyonu tenekeye çevirdi.
Tüm bunlardan sonra çıkıp, eleştirenleri kaosçu ilan etti ve onlardan daha Türküm dedi.
“Sahte Lise Diplomaları” araştırılması önergesi AKP ve MHP tarafından reddedildi!
Cumhuriyet’in, yurtdışına hiç çıkış yapmadıkları halde “Sahte Lise Denklik” belgeleriyle Türkiye’de tıp, hukuk ve eczacılık gibi kritik fakültelere yerleşenleri ortaya çıkardığı manşet, bir kez daha meclis gündemine taşındı. Ancak önerge AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ ve CHP Antalya Milletvekili Aliye Coşar kürsüden isyan etti.
Milli takımın aldığı sonuç bir tesadüf değil, Türkiye’nin gerçek fotoğrafıdır.
Bir şeyi gerçekten başarmak yerine, sürekli olarak başkalarını o işi yaptığımıza inandırmaya çalışmak konusunda oldukça mahiriz. Mesela eski bir arabayı boyayıp yeni diye satabiliriz; hatta arabanın yaptığı kilometreyi de değiştirebiliriz. Tarihi geçmiş ürünlerin üzerindeki yazıları silip yeni tarih yazabiliriz. Örneğin bir traktörün önüne geçip poz vererek, 7 litre mazot fiyatına gün boyu çalışacak kadar ekonomik bir traktör üretileceğini söyleyebiliriz. Bazı spor dallarında dünya ve Avrupa çapında büyük başarılar elde edilir; ancak iki yıl geçmeden doping nedeniyle madalyalar geri alınır. Siyasetten sosyal hayata kadar göz boyamayı ve yakalanmadığımız sürece hile yapmayı doğal sayarız.
En ışıltılı kıyafetleri giyer, en havalı arabalara bineriz. Çoğu zaman araba başkasının, kıyafetler ise sahtedir. Araba ya da kıyafet bizim olsa bile, çoğu zaman gerçek anlamda emek harcamamışızdır; babamızın parasıyla şov yapıyoruzdur.
Genel olarak her şeyi çıkarlarımız için kullanabiliriz. Özellikle son dönemde bu tutum siyaset alanında da zirve yaptı. Tüm bir ülkeye ait olması gereken milli takım, siyasi bir şov alanına dönüştü. Sahada siyasi semboller, siyasi çağrışımlar taşıyan işaretler, siyasetçilerle yapılan toplantılar... Bilal Erdoğan’ın siyasette etkili bir aktör olması ve toplumun gözünde bir kahramana dönüştürülmesi için Dünya Kupası önemli bir fırsat olarak görüldü. Bazı tartışmaları tetiklemiş olsa da insanlar bunu büyük ölçüde görmezden geldi.
Yorumcuların önemli bir kısmı da yukarıda sıralanan özellikleri görmezden geldi; hatta milli takımın siyasi propagandanın bir parçasına dönüşmesine göz yumdu.
Futbolcularda ise toplumun bütün bu özellikleri, hatta daha fazlası vardı. Muhtemelen bazı futbolcular ağırlıklarını koyuyor; hem kadronun belirlenmesinde hem de sahaya çıkacak oyuncuların seçilmesinde etkili olmak istiyorlar. Yani siyasi bir çiftliğe dönüşmüş olan milli takım, bir de takım içindeki ağaların çiftliğine dönüştürülüyor; adeta çifte çiftlik hâline geliyor.
Ülke içindeki her türlü rekabette ve olayda medyanın gücünü kullanarak algı oluşturabilir, arkanızdaki sayısal çoğunluğa dayanarak yolunuza devam edebilirsiniz. Ancak söz konusu uluslararası alan olduğunda, orada bazı nesnel kriterlerle karşılaşırsınız. Daha iyi propaganda yapan değil; daha çok emek harcayan, daha iyi hazırlanan ve daha iyi oynayan kazanır.
Kim ne derse desin, işin özeti budur.
Güntekin Onay, TRT’deki spiker hatasını yorumladı:
• Yeni Zelanda - İran maçındaki skandala yönelik 3 - 5 kelime kelam etmek isterim.
• Hatayı yapan arkadaş maçı off-tube'tan (Türkiye'den) anlatmış olsa cehaletine verir ve hoş görürüm.
• Lakin maçı Los Angeles'tan ve yerinden anlatıyor.
• İran ve Yeni Zelanda takımlarını karıştırması akıl ve mantık sınırlarını zorlayacak bir seviye.
• Seremoni var, bayraklar var, ulusal marşlar var, adam demek ki onları bile bilmiyor.
• Yeni Zelanda rugby, basketbol ve futbolda; her branşta siyah giyer ve ‘All Blacks’ olarak bilinir. Bunu sporla ilgilenen herkes bilir.
• İran'ın da forması logosu bayrağı belli, demek ki bu arkadaş Los Angeles'a gitmesine rağmen; hiç yabancı dil bilmiyor belli ama dünyadan haberi yok.
• Kabul edilemeyecek bir hata bu! İnsani ve anlık değil ne yazık ki maalesef.
• Yapacak bir şey yok bu durumda. Dünya Kupası’nda canlı yayında bu boyutta büyük bir hata olmamalı.
-Son 25 yılda Yeniden Değerleme Oranı kuruşu kuruşuna uygulansaydı Gelir Vergisinin ilk dilimi bugün 190.000₺ değil 521.210₺ olacaktı.
-O dönem brüt asgari ücretin 21 katı olan ilk dilim bugün 5,8 katı.
-100 bin lira brüt maaşlı bir çalışan bu durumdan dolayı bu yıl 60.000₺ daha fazla gelir vergisi ödeyecek.
-Aynı maaşlı çalışanın Ocak ayında eline net 75.953 lira geçerken, Haziran ayında eline net 65.753 lira geçmektedir.
-Milyonlarca bordrolu bu vergi tarifesi nedeniyle ve sair uygulamalarla daha fazla yoksullaşmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin kararı sonrasında, 128 milyar dolarlık rezervlerle ilgili eski CHP yönetimi ile eski Hazine ve Maliye Bakanı sn. Berat Albayrak arasında ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bir taraf rezervler buharlaştı derken diğer taraf hayır buharlaşmadı diyor.
İşin aslını Mart 2025'de "128 Milyar Doların Gerçek Hikayesi" başlıklı paylaşımımda açıklamıştım. Sonrasında güncel açık pozisyon rakamları ile birlikte bu açıklamalarıma devam ederek ilgilileri uyarma çalıştım. İşin aslı şu;
Varlık Barışlarının başladığı 2008 yılından sonra yine döviz girişini teşvik etmek için 2009 yılında 32 sayılı Kararda değişiklik yapılıyor.
Yurtiçin borçlanmanın daha maliyetli olduğunu gören reel sektör, risk yönetimini hiç dikkate almadan, yurtdışından bulduğu kaynakları getiriyor ve TL'ye dönüştürerek açık pozisyon yapıyor.
Böylece açık pozisyonlar, 66 milyar dolardan 2016 yılında 210 milyar dolar gibi çok tehlikeli seviyeye çıkıyor.
İlk yıllarda kurlar artmadığı için bu şekilde elde edilen karlarla lüks ve ��atafat içinde yaşanıyor.
Ancak kurlar artmaya başlayınca, kambiyo zararları oluşmaya başlıyor ve ciddi bir iflas dalgası ile birlikte Reel sektör, "Nerede Bu Devlet" demeye başlıyor.
İşte Rezervlerimizin önemli bir bölümü, reel sektörün açık pozisyonlarının kapatılmasında kullanılmış ve böylece açık pozisyonlar 77 milyar dolara kadar düşürülmüştür. (şuan tekrar tehlikeli bir tırmanışla, 200 milyar dolar seviyesine dayanmıştır. Bu konuda da çeşitli tarihlerde uyarılar yapmaya devam ediyorum).
O dönem hazırladığım kapsamlı raporumu da, çözüm önerilerim ile birlikte en yüksek Makama göndermiştim.
2009 yılında yapılan söz konusu hata, çoğunlukla ancak 10 yıl sonra 2019 da düzeltilebildi.
Dolayısıyla buharlaşma üzerinden yapılan tartışmalar yanlıştır. Rezervler buharlaşmamış, yapılan hatanın oluşturmaya başladığı ciddi tahribatın önlenmesi için satılmıştır.
Sorulması gereken doğru sorular ise şudur,
Rezervlerin; Ne kadarı, Kime, Hangi Tarihte ve Hangi Kurdan, Satılmıştır?
@kilicdarogluk
@faikoztrak
@sabah
https://t.co/AMrpbNdHQC
Israel flattened Beirut in 1982.
No Hamas. No Hezbollah. No October 7 to point to then.
Just 17,000 dead Lebanese and Palestinian civilians.
Even US president then Ronald Reagan, who armed Israel, called Begin furious after seeing a photo of a 7-month-old baby with its arms blown off and said “It is a holocaust”.
They killed so many innocent people that the survivors had no choice but to pick up weapons.
Then Israel had the audacity to keep using “Self-Defense” excuse every decade.
Israel didn’t stumble into endless war. Israel built it. Brick by brick.
Own it.
Israel is destroying every single home in the southern 40 miles of Lebanon.
This is not “targeting Hezbollah strongholds.”
These are Christian villages and Sunni villages and Shia villages where people have lived for centuries.
The problem is not people being uneducated.
The problem is that people are educated just enough to believe what they have been taught, and not educated enough to question anything from what they have been taught.
—Professor Richard Feynman
Düzenli yapıldığında omuzlarını açacak, sırt kaslarını güçlendirecek ve seni daha özgüvenli gösterecek hareketleri senin için derledim.
Hadi, hemen dene
It is frankly embarrassing that a sitting U.S. Vice President is unaware of one of the most elementary facts of World War II. Nazi Germany did not negotiate an end to World War II. The war in Europe ended with Germany’s unconditional surrender after total military defeat and the collapse of the regime in May 1945.