« Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce onurlarını, sonra özgürlüklerini, daha sonra bağımsızlık ve geleceklerini kaybederler.. » Mustafa Kemal ATATÜRK
İktidarın abartılı şovlarıyla, parti propagandasıyla uğurlanmadılar.
Bodrum'da Villa sözüyle, milyon dolarlık prim sözüyle gaza getirilmediler.
13 saatlik tarifeli uçuşlarla gidip, ülkemizi aslanlar gibi temsil ettiler.
Biz sizden razıyız #FileninSultanları 🙏🫶
Ebrarın bu ülkeye, milli takıma olan sevgisinin çeyreğini sadaka olarak o özel ucakla giden takıma dağıtsak boylarını aşar.Ekonomiyle gidip kupayla dönmeyi özel uçaklarla gidip tarihi rezillikler yaşayıp dönmeye bin kere sorsan bininde de değişmez.İkinci olunca üzülen kızımla ben
Futbolda dünya 32. siyiz.
Kadın voleybolunda dünya 3. süyüz.
Şimdi soruyorum biz futbol ülkesi miyiz, kadın voleybolu mu?
Bu kadar parayı futbola neden harcamaktayız?
Bu denli destek ile bu denli başarısızlık neden?
Futbol taraftarları bu vasatlığı daha ne kadar kör gibi destekleyecek?
Siz de sorun 👇
Bence kendisine vasi atanmalı ! Ne dediğini bilmiyor . Bir cümle sonra kendi söykediğini inkar ediyor ! Oğlu falan başvursa keşke ! Bakalım yargı bağımsız mı ?
Çok güzel bir geri dönüş oldu. A Milli Kadın Voleybol Takımımız, Cumhuriyetimizin, spor salonlarındaki aydınlık ve başarılı yüzü yine kazandı. 🇹🇷
Tebrikler A Milli Kadın Voleybol Takımımız!👏
Paraguay maçı ve Kemal Kılıçdaroğlu röportajından dolayı bu mevzu araya kaynadı.
Dün gece çıkan Resmi Gazete’deki Cumhurbaşkanı Kararı’na göre; 15 yaşından küçük ve 50 yaşından büyük Cezayir vatandaşları için vize muafiyeti getirildi!
Peki biz Cezayir’e gitmek için ne yapıyoruz?
30 günlük için 40 euro, 90 günlük için 100 euro ödeyip vizeye başvuruyoruz. 1 hafta da vizenin çıkmasını bekliyoruz. Tabi çıkarsa! Bize vize, onlara muafiyet!
YAZIKLAR OLSUN!
🔴#SONDAKİKA Teğmenlerin kılıçlı yemini sonrası yürütülen soruşturmada ihraç edilen Tabur Komutanı Halit Türkoğlu hakkında yürütülen işlem mahkemece İPTAL EDİLDİ.
Kararla birlikte ihraç edilen 3 komutan yeniden görevine dönüyor.
Şair Şükrü Erbaş, Kılıçdaroğlu'nu sert sözlerle eleştirdi:
"Seni sevmeyenler bile utanmaya başladı; bomboş bir binaya girip çıkıyorsun, bu nasıl bir haz, nasıl bir 'yüce' görev! Partiyi sonunda gerçekten 'CE-HA-PE' yaptın!
Ey değer bilmez narsist! Bunca küçük adam seni neden bu kadar seviyor?
Cenazeni kaldıracak birkaç iyi insan kalsın hayatında. Hiçbir ölü yürüyerek girmiyor mezara!"
Kolejlerin eğitim ücretleri netleşti.
🔺Rekor, 2.7 milyon lirayla sadece yabancıların girebildiği British International School ve 2.5 milyon lirayla Türk öğrencilerin okuduğu BIS Okulları’nda.
🔺Robert Kolej’de eğitim ücreti 2 milyon 488 bin TL. 7 gün yatakhane ve yemek ücreti eklenince 3 milyon 304 bin TL'ye çıkıyor. Okulda 49 farklı şehirden gelen 1051 öğrencinin yüzde 26’sı burslu, bu oran yatılı öğrencilerde yüzde 60.
🔺Türkiye’de yaklaşık 12 bin özel okul bulunuyor. Ortalama 200 bin TL’den başlayan ücretler, 1 milyon TL’ye kadar çıkıyor. Her yıl 1 milyon TL’yi aşan yüksek ücretlerle gündeme gelen okul sayısı ise toplamda 82.
allah'u ekber nidaları, tekbirler, bozkurt işaretleri, ülkücü bıyıkları, vatan millet sakarya edebiyatı, hamaset, goygoy, yaygara, şamata, şımarıklık ve sonuç: 48 takım içerisinde gol atmadan elenen ilk takım.
Tam 82 Yaşında, 24 Saat Uyumadan 1 böbrek ve 2 Karaciğer Nakli Gerçekleştirerek 3 Hayat Kurtardı
Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri olan , 82 yaşında olmasına rağmen dur durak bilmiyor.
Prof. Dr. Haberal, tam 24 saat boyunca aralıksız çalışarak 1 böbrek ve 2 karaciğer nakli gerçekleştirdi. Birçok kişinin yeniden hayata tutunmasına vesile olan bu büyük özveri, takdir topladı.
Bazı insanlar mesleklerini yapar...Bazı insanlar ise hayatlarını insan yaşatmaya adar.
82 yaşında bile ameliyathanede umut olmaya devam eden Prof. Dr. Mehmet Haberal, azmi, çalışkanlığı ve insan sevgisiyle örnek olmaya devam ediyor.
Kendisini yürekten tebrik ediyor, sağlıklı ve uzun ömürler diliyoruz.
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
HALİL BEZMEN ARDINDA BİNLERCE TON DDT ZEHİRİ BIRAKARAK ABD'YE KAÇTI!
Paul Hermann Müller 1939 'da bulduğu ve DDT adını verdiği kimyasalın böceklere karşı çok etkili olduğunu açıkladığında bu haber, tüm dünyada devrim etkisi yarattı.
Zira DDT, o tarihlerde insanoğlunun en büyük baş belalarından sıtma sineği ve bitlere karşı çok etkiliydi. Tarımda da büyük üretim artışı sağlıyordu.
Hermann, bu buluşu nedeniyle 1948'de Nobel Ödülü'ne layık görüldü.
Ancak çok değil, sadece 22 yıl sonra bir başka bilim insanı, Rachel Carson, DDT'nin sadece böcekleri değil doğadaki tüm canlıları zehirlediğini kanıtladı.
Carson'a göre DDT, mucizevi bir ilaç olmadığı gibi, topraktan atılması uzun yılları bulan korkunç bir zehirdi.(Daha sonra 60 yılda atıldığı belirlendi.)
Acilen yasaklanması, hatta bir yerden başka yere nakledilirken olağanüstü önlemler alınması gerekiyordu.
DDT, 1972 yılından itibaren başta ABD olmak üzere tüm dünyada yasaklanmaya başlandı.
O yıllarda ve sonrasında DDT, ülkemizde yaygın olarak kullanılıyor, peynir ekmek gibi kolayca satılıyordu.
Beklenen yasağın 1985'de gelmesine karşın elde büyük stoklar bulunuyordu.
Bu fabrikalardan en büyüğü de Halil Bezmen'e ait Koruma Tarım İlâçları Fabrikasıydı.
Halil, "İSKİ Klor Yolsuzluğu"ndan yargılanırken ABD'ye kaçıp, New-York yakınlarındaki milyarderler semtinde bulunan bir malikanede yaşamaya başladı.
90'lı yılların ortasında ARENA'ya gelen bir ihbar üzerine fabrikanın Kocaeli'ndeki (Derince) depolarına giden ekibimiz, çinko tavanların yırtıldığını ve yağmur sularının DDT torbalarını patlatmış olduğunu görüntüledi. Durum çok vahimdi. Zehir çevreye yayılıyor, toprağa, suya ve atmosfere karışıyor ve yöre insanları DDT türevi olan BHC'li havayı soluyorlardı.(Yüzde 100 kanserojen olmasının yanı sıra Alzheimer'e de sebebiyet veriyor.)
Fabrika sonradan başka kişilere satıldı.
Ancak Halil'den devir alınan DDT stokları, torbalar ve varillerde durmaya devam ediyordu.
Yeni sahipleri depoları güçlendirdiler.
Bu arada gerek Kocaeli Barış Gazetesi'nden Uğur Enç kardeşimin, gerekse bizim ısrarlı yayınlarımız sonrasında stokların önce Almanya'da, sonra da İZAYDAŞ'ta imhasına başlanıldı. imha süreci, ancak 2 yılda tamamlanabildi.
Yani demem o ki; Halil'in o zehir stoklarını derme çatma baraka depolarda bırakıp kaçmış olması -canlılara verdiği zarar düşünüldüğünde- başlı başına- ÇEVRE FELÂKETİYDİ ve İNSANLIK SUÇUYDU...
Ancak bunun hesabı kendisinden sorulmadı.
(Halil'in hikâyeleri bitecek gibi değil. Şimdilik bu kadar...)
Geldik gidiyoruz.
56 yıldır insanımızın zirai ilâç kalıntısı olmayan meyve ve sebze yiyebilmesi için çok uğraştım, çarpıcı programlar yaptım ama maalesef başaramadım.
Hollanda artık hiç ilâç kullanmadan, tamamen biyolojik mücadele ile ürün yetiştirmeye geçiyor.
Biz ise halâ izin verilenin 158 katı ilâç kullanabiliyoruz!
Özellikle çocuklarımıza sağlıklı ürün yediremediğimiz için üzgünüm çok.
Affedin bizi sevgili çocuklar...