1)Açıkça Kamuoyuna ilanen beyan ediyorum ki;
1. ) AKP iktidara geldiği günün sabahından beri, muhalifiyim‼️...
Yetmez ama evet,
2. 22 yıl AKP' nin iktidarda kalmasından menfaat saĝlayıp, asla muhalefet olamayan, mecliste rahat koltuklarında oturan;
Yakın tarihin en büyük ihanetlerini unutmayın. Türkiye'yi Türkler yönetemez ise sonumuz videodaki Osmanlı gibi olacak.
Türkiye'yi Türkler yönetmeli 🇹🇷
Prof Dr Yusuf Halaçoğlu
You have been conditioned to hate Russia.
But the US is funding Biolabs in Ukraine that manufacture
🦠Anthrax
🦠Tularaemia
🦠Tuberculosis
🦠Swine Fever
🦠New Castles Disease
🦠MERS
🦠SARS
🦠Marburg
🦠Ebola
And the House just approved another $9 billion in ‘aid’ to Ukraine.
2023, yine DENETİMLİ PİYASA KURALLARI talep etmişiz‼️ Arada yiyen, çeteleşmiş, kartelleşmiş başta TÜCCAR SINIFI, ardından Hal'lerdeki hal mafyasına da, kayyum atansın‼️
👇👇👇
TARİKAT VE CEMAATLER HOLDİNGİ (HİÇ ZARAR ETMEYEN ALLAH RIZASI A.Ş.) — 1. BÖLÜM
TARİKAT VE CEMAATLER, BATI'NIN ELİNDEKİ İSLAM KILICIDIR!
"Yeni Osmanlı 2.0" Tezgahında Tarikar ve Cemaatlerin Sinsi Aparat Rolü
Kamuoyunda "dinî gayret" veya "hizmet hareketi" maskesiyle pazarlanan holdingleşmiş paravan cemaat yapılarının, aslında İslam’ın kutsallığı arkasına saklanmış küresel birer istihbarat ve mülkiyet aparatı olduğu gerçeğini ilan ediyoruz!
Bugün, 1923’te kurulan ulus-devlet yapısını tasfiye etmek için küresel merkezlerde kurgulanmış olan o sinsi jeopolitik tezgahın anatomisini masaya yatırıyoruz!
Tarikat ve cemaatler, özünde Müslümanı Müslümana kırdırmak ve yerli millî direnç hatlarını çökertmek için Batı'nın elindeki birer sinsi İslam kılıcıdır!
ABD'nin Küresel İtirafı: "Osmanlı Millet Sistemi" Planı Nedir?
Ulus-Devlet Düşmanlığı: ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, diplomatik teamülleri tamamen çiğneyerek açıkça "1919’dan beri güçlü ulus-devletler tarafından engellendik"itirafında bulunmuştur.
Millet Sistemi Dayatması: Küresel emperyalizm, Ortadoğu ve Anadolu coğrafyasındaki ulusal direnç hatlarını kırmak için Türkiye'ye ısrarla "Osmanlı millet sistemi" modelini dayatmaktadır.
Etnik ve Dinî Fragmantasyon: Bu projenin asıl amacı, tek bayrak ve tek millet çatısı altında birleşmiş Cumhuriyeti; etnik, mezhepsel ve dinî cemaat gettolarına bölerek küresel sermaye için tamamen korumasız hale getirmektir.
Bölgesel İttifak İllüzyonu: Büyükelçinin "Osmanlı 2.0" adını verdiği bu tasarı, Türkiye'nin egemenliğini büyütmek için değil; sınır ötesindeki etnik ve dinî çeşitliliği emperyalist çıkarlar doğrultusunda yönetebilmek adına kurgulanmış tehlikeli bir tuzaktır.
Yeni Osmanlı Projesinde Tarikat ve Cemaatlerin "Dış Aparat" Rolü
Kitle Kontrol Mekanizması: Küresel güçler, ulus-devlet bilincini ve vatandaşlık bağını yok etmek için en elverişli afyon olarak holdingleşmiş tarikatları ve cemaatları kullanmaktadır. Tarikatlar, Batı'nın bölgedeki çıkarlarını korumak için içeride salladığı operasyonel kılıçlardır.
Yabancı Fonlar ve Dış Bağlantılar: Şeffaflıktan tamamen uzak olan bu yapılar, uluslararası paravan vakıflar, küresel finans kuruluşları ve sınır ötesi istihbarat ağları tarafından el altından lojistical olarak desteklenmektedir.
Eğitim ve Kültür Maskeli Casusluk: Sınır ötesinde açılan sözde eğitim kurumları ve kültür merkezleri, yerli ve millî bir davanın değil; küresel projelerin o bölgelerdeki sosyolojik zeminini hazırlayan birer sinsi üs olarak görev yapmaktadır.
Siyasi Alan Açma: İçeride eski aktörlerin yeniden sahaya sürülmesi ve muhalefet kulislerinin hareketlendirilmesi, cemaatlere devlet kadrolarında yeniden yasal meşruiyet ve alan açma operasyonunun doğrudan bir parçasıdır.
"Allah Rızası A.Ş." — Ruhanî Sömürü ve Kayıt Dışı Finans Çarkı
Şefaat Holdingleri Teorisi: Bu asalak yapılar, temiz Müslümanların ahiret inancını ve Allah rızası beklentisini, ruhanî birer "ticari hisse senedi" gibi pazarlayarak holdingleşmişlerdir.
Kayıt Dışı Para Trafiği: Himmet, burs, kurban ve bağış adı altında toplanan milyarlarca liralık devasa sermaye; hiçbir devlet denetimine girmeden paravan şirketler, lüks gayrimenkuller ve yabancı bankalar üzerinden küresel finans çarklarına akıtılmaktadır.
Mülkiyet Şebekesi: İslam dininde kesinlikle yeri olmayan bir "ruhban sınıfı" inşa eden bu yapılar, lüks ve şatafat içinde yaşarken; dinî duyguları sömürülen kitleleri ise mutlak bir cehalet ve ekonomik kölelik düzenine mahkûm etmektedir.
NETİCE: Hakikat Asla Teslim Alınamaz!
Biz, vesikalarıyla din tacirlerinin maskelerini nasıl indirdiriyorsak; bugün de ulus-devleti küresel projelere yem etmek isteyen, Batı'nın elindeki o İslam kılıcı olan sinsi cemaat holdinglerinin dış bağlantılarını aynı kararlılıkla deşifre ediyoruz! İslam, paravan vakıfların, holdingleşmiş şeyhlerin ve küresel büyükelçilerin sipariş projelerinin tapulu malı değildir!
Ulus-devlet bilinci ve bağımsızlık karakteri, sömürge aparatlarına asla geçit vermeyecektir!
Belgelerle konuşmaya devam edeceğiz!
Kira Sözleşmesi Yapar Gibi Koca Adayı İngilizlere Devredip, Sonra Kiracıyı Evden Çıkaramayan Deha!
II.Abdülhamit'in imzaladığı bu belge, 15 Temmuz 1878'de Kıbrıs'ı İngiliz idaresine teslim eden sözleşmedir.
Siyasi dehâ Haşmetmeâb padişahımız belge de demiş ki :
Padişahlık (egemenlik) haklarıma ve şahsi mülklerime asla zarar gelmemek şartıyla bu sözleşmeyi onaylıyorum.
İngilizlerde demiş ki :
"Tarabya, 15 Temmuz 1878. İngiliz Hazretlerinin Büyükelçisi beyan eder ki; Sultan Hazretlerinin anladığı manada, kendisinin egemenlik haklarına hiçbir şekilde halel getirilmeyecek (zarar verilmeyecektir)."
Sonra ne oluyor ⬇️
İmzadan hemen sonra İngiliz askerleri adaya çıkıyor. Lefkoşa ve limanlara İngiliz bayrakları çekiliyor. Sözde adanın mülkiyeti Osmanlı'da, idaresi İngiltere’de olacaktı; ancak İngilizler adaya kendi valilerini atıyor, kendi kanunlarını getiriyor ve Osmanlı’nın adadaki tüm idari mekanizmasını sıfırlıyor. Padişahın o çok güvendiği şerh, daha ilk günden çöp oluyor.
Bu açıklama her yönüyle sorunlu ve bu bakanın hemen görevden alınmasını/istifa etmesini gerektirir.
Bakanların, başbakan/devlet başkanlarının açıklamaları devletleri bağlayıcı niteliktedir ve bununla ilgili olarak konunun muhatabı devletler karşı taraftan yani bizden izahat isteme hakkına sahiptirler.
Burada söz konusu olan Kudüs Türkiye Cumhuriyeti devletinin toprağı değildi, hiçbir zaman da olmadı. Vaktiyle Osmanlı toprağı olmuş olması 'bizim' toprağımız olması anlamına gelmez. Kudüs şehri halihazırda Filistin Yönetimi ile İsrail arasındaki egemenlik tartışmalarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere bütün üst düzey yetkililer Filistin sorununa en ideal, en hakkaniyetli çözümden bahsettikleri zaman '1967 sınırları içinde ve başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti'nden söz ediyorlar. Bu durumda Kudüs nasıl bizim oluyor?
Eğer Osmanlı coğrafyasının bize yani Türkiye'ye ait olması gerektiğinden bahsediyorsak o zaman yandık demektir; çünkü böyle bir zihniyet Türkiye'yi etrafımızdaki bütün devlerlerle kavgalı yapar.
Zaten açıklamanın girişinde Şam ve Halep'ten bahsedilmesi de ayrı bir sorun. Bu şehirler Suriye'ye ait, bizim değil. Hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti devletine ait olmadı. Suriye'de rejim değişmesi (ki, buna tam destek vermek Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana yapılan en büyük dış politika hatasıdır ve ülkemize maliyeti yüz miyarlarca dolardır) bu toprakları bizim yapmaz. Buralar yine Suriye topraklarıdır.
Karabağ ise Azerbaycan toprağıdır. Sadece Karabağ değil etrafındaki yedi rayonun Ermeni işgalinden kurtarılması ve burada Ankara'nın oynadığı kritik rol hepimizin gururudur; ama bu, tamamen ayrı bir konudur.
Yukarıdaki mantıkla hareket edecek olursak Orta Doğu Arap dünyası ile papaz olmamız kaçınılmazdır; çünkü bazı ücra köşeleri hariç Orta Doğu'nun hemen hemen her tarafı Osmanlı toprağıydı. Bu tür tutarsız, bilinçsiz ve ideolojik içerikli açıklamalar üst düzey yetkililer tarafından yapıldığı zaman bölgedeki bütün ülkeler rahatsız olurlar. Bu mantığın bir başka versiyonu Türkiye'yi Orta Doğu Arap ülkeleri ile on yıla yakın bir süre kavgalı tutmuş ve büyük maliyetlere sebep olmuştu.
Bu kafa yapısının sorun yaratacağı alan sadece Orta Doğu ile de sınırlı da kalmaz. Bulgaristan başta olmak üzere Balkan ülkelerini de durduk yere tedirgin eder. Yunanistan'ın etrafta 'bunlar yeniden Osmanlı kurmak istiyorlar' yaygarasına inandırıcılık kazandırır.
Türkiye'nin PKK'nın talepleri doğrultusunda 'açılım' tartışmaları yaptığı ve yasal/anayasal değişikliklere gidileceğinin konuşulduğu bir dönemde bir bakanın bu tür sözler etmesi tipik bir 'Tosya'ya pirince' gitme işidir.
Bu kafa yapısının Türk dış politikasını etkilemesine izin verilmeyeceğini göstermek açısından da bu bakanın 'istifa' etmesi gerekir.
📌Dünden beri şu haberi düşünüyorum. Neden bilmem aklıma Balkan Savaşlarının hemen öncesi geldi.
Müsade ederseniz aktarayım...
🅾️Devir Abdülhamid devri, 1906... Sırbistan Fransa'dan büyük miktarlarda obüs ve sahra topu ithal etmeye başlar. Lakin Avusturya-Macaristan bundan rahatsız olur ve toprakları üzerinden bu sevkiyatın yapılmasına müsade etmez.
Ama çözüm bulunur. Fransa Sefiri Abdülhamid'e rica eder, Toplar gemilerle Selanik Limanına getirilir, buradan da Selanik-Belgrad demiryolu hattı kullanılarak Top ve mühimmatlar Sırbistan'a ulaştırılır.
Ne yazık ki Osmanlı amacını bildiği halde bu sevkiyata müsade ederek kendi kendini vurmuştu aslında.
Çok değil 5 yıl sonra Osmanlı'nın yardımı ile Sırbistan'a ulaşan yüzlerce modern top ve binlerce ton mühimmat ile Sırplar Osmanlı'yı vurdular. Modern topları ile Sırp Ordusu Balkan Savaşları'nda Osmanlı'ya karşı kesin bir üstünlük kurdu.
📌Aslında 1909 Devrimi Sonrası İttihat ve Terakki, Sırpların niyetini anlamış ve bu top ve mühimmat sevkiyatının son birkaç partisine el koymuştu. El konan bu topların bir kısmını Çatalca Muharebelerinde kullandık, fakat bu silah ve mühimmatın önemli bir bölümü Selanik Limanındaki depolarda tutuluyordu.
Vatan Haini Hasan Tahsin Paşa tek kurşun atmadan Selanik'i Yunan'a teslim ederken, bu toplar da Yunan Ordusuna geçmişti. Yunanlar bu topların bir kısmını Sırbistan'a iletti, bir kısmına ise el koydu, 1919'da Yunanistan'ın başladığı Anadolu işgalinde bile bu toplar kullanılmıştı.
📌Kıssadan Hisse: Osmanlı'da Abdülhamid Döneminde "Komşularla Sıfır Sorun" diyerek yapılan işbirliği(!)nin bedellerini çok acı bir şekilde yıllar boyunca ödedik sevgili arkadaşlar.
Şimdi de bakıyoruz değişen bir şey yok, tarihten ders alan yok.
Dün Sırplar ile işbirliği yapan, "Yunanlar, Bulgarlar müttefikimiz hiçbir sorunumuz yok, saldırı beklemiyoruz" diyen zihniyet bugün Suriyelilerle işbirliği yapıyor, Kürtleri ayrı bir unsur olarak görüp mükafatlandırıp Türk Milletini yok sayıyor, teröristlerle güle oynaya müzakere yapıyor. Yetmiyor şimdilerde bir de Ermenistan'ı da buna dahil etmeye çalışıyorlar. Fener Rum Patriğinin "Ekümenik" sıfatıyla ortalarda dolaşıp Cumhuriyetin temel değerlerine aykırı davranmasına göz yumulmasından bahsetmiyorum bile...
👉1906'dan bugüne 120 sene geçmiş... Bu topraklar ihanetler yüzünden çok acılar çekmiş ama tarihten ders alan yok.
‼️Suriye'ye hastane yapılacak, işletilecek, her türlü masrafı Türklerin vergileri ile karşılanacak ama bunun adına "işbirliği" denilecek...
⚠️Bu düpedüz ihanet be...!!!
#tarih #ihanet #Balkanlar #BalkanSavaşları #Selanik #Cuma #HainsizTürkiye
ABD Başkanının istihbarat bilgilerini İsrail ile paylaşma mecburiyeti çok tehlikeli! Yani, Türkiye ABD ile istihbarat paylaşırsa, İSRAİL ile paylaşmış olacak
ABD, Türkiye hakkında sahip olduğu tüm askeri stratejik bilgilerle, NATO'nun Türkiye ile ilgili sahip olduğu bilgileri İSRAİL ile paylaşacak.
Bu madde yasalaşırsa, Türkiye en ufak bir bilgi kırıntısını bile ABD ile paylaşmamalı. ABD'nin istihbari faaliyetlerini İSRAİL CASUSLUĞU olarak değerlendirerek önlemeli.
Aksi halde ABD ile müttefiklik, İsrail ile müttefikliğe dönüşür!
1.) Sayın CB Erdoğan'a arz-u hal,
Diyorum ki, bizim mübadele ile yolladığımız Ortodoks Karaman Türkleri'mizden isteyenlerine, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı mı versek acaba?
Arz ederim
Saygılarımla
🇹🇷BiBi🇹🇷
Erdem Atay; çok özel bilgilerle Yunanistan-İsrail ilişkilerinin boyutlarını, gizli anlaşmalarını, Türkiye'ye karşı girecekleri muhtemel bir savaşta olacakları konumu ve müttefik ilişkilerini tüm ayrıntılarıyla anlatıyor.
https://t.co/41rzzC6QH1
Erdem Atay; çok özel bilgilerle Yunanistan-İsrail ilişkilerinin boyutlarını, gizli anlaşmalarını, Türkiye'ye karşı girecekleri muhtemel bir savaşta olacakları konumu ve müttefik ilişkilerini tüm ayrıntılarıyla anlatıyor.
https://t.co/zOm4w78jd0
Amerikalı diplomat ölü bulunmuş,bir Taylandlı kadın gözaltına alınm��ş
Buraya kadar tamam
Amerikalılar açıklamada bulunmuş:
"Ailenin ve sevdiklerinin mahremiyetine saygı duyarak, şu anda daha fazla bilgi veremiyoruz" demişler.
Tayland deyince, 2+2=4
https://t.co/2gALLTrd7I
Kılıçdaroğlu: “Osmanlı'nın topraklarına bakın. O coğrafyada yaşayan insanlara bakın. Türkiye, o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Biz, dünyanın önemli, sayılı ülkelerinden birisi olmak zorundayız. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız.”
—
Kılıçdaroğlu Neo-Osmanlıcılığını ilan etmiş oldu bu sözleriyle. İfadeler o kadar tanıdık ki sarayın metin yazarının kaleminden çıkmış gibi…
Rum Yönetimi ile Fransa arasında Kuvvetler Statüsü Anlaşması yürürlüğe girdi
Bu anlaşma ile Fransa Güney Kıbrıs'ta asker, uçak, gemi konuşlandırabilecek,üsleri kullanabilecek
GARANTİ ANLAŞMASINA göre,GARANTÖR TÜRKİYE VE İNGİLTERE'nin buna karşı çıkma hakkı,yetkisi ve görevi var++