SALÂT ( namaz) NİÇİN FARZDIR;
HANGİ AMACA DÖNÜK OLARAK FARZ KILINMIŞTIR AKLI OLAN İNSANA !
Öncelikle belirtelim ki, İMAN gibi AŞK gibi SALÂT da araçtır; AMAÇ DEĞİL !
AMAÇ TEKTİR, İNSANIN ALLAH İSMİYLE İŞARET EDİLENİN NE OLDUĞUNU KAVRAYABİLDİĞİ KADARIYLA KAVRAYIP;
HAKİKATININ HİSSİYATININ KENDİSİNDEN AÇIĞA ÇIKMASI !
SALÂT MİRÂCTIR. EHLULLAH ifadesiyle, mirâcı olmayanın salâtı yoktur! Namazı olabilir!!!
MİRÂC DA ARAÇTIR !
Mirâc neyin aracıdır?
MİRÂC, ALLAH’a değil RABBİNE URUCTUR!
RABBİNE URUC tamam olduğunda, RABBİNİN HER ZERRENDE MUTLAK TEDBİR EDEN, TASARRUF EDEN, ZÂHİR OLAN olduğunun hissiyatı açığa çıkar!
“ATTIĞINDA SEN ATMADIN, ATAN ALLAH’tı!” Âyetiyle işaret edileni hissedersin..
İşte bu durum;
“ENFÜSTE (içselliğinde) ve AFAKTA (dışsallıkta) âyetlerimizi (nasıl zâhir oluşumuzu) algılarsın”a yol açar.
SALÂT ARAÇTIR, demiştik…
SALÂTTAN AMAÇ, ayakta okunanların tefekkürüyle Allah’ı kavramaya çalışmak; rükû ile RABBİNİN benliğindeki varlığını hissedip; ALLAH’ı ÖTELEMEKTEN arınmak; SECDE İLE DE RABBİN YANI SIRA VARLIĞININ OLMADIĞINI FARK EDİP, “HİÇ”LİĞİNİ YAŞAMAKTIR.
“SALÂT MÜMİNİN MİRÂCIDIR” sözü de buna işâret eder.
Şimdi burada anlatmaya çalıştığımız İNSANA FARZ olan SALÂT ile, zorla kıldırılmaya çalışılan namaz denilen yat-kalk olarak tanımlanan hareketin değerlendirilmesini anlayış sahiplerine bırakıyorum.
Şu net anlaşılmalıdır ki, KURÂN isimli bilgilendirme kitabı İNSANA HAKİKATININ NE OLDUĞUNU FARK ETTİRMEK VE DE BUNUN NASIL YAŞANACAĞINI ÖĞRETMEK İÇİN BİLDİRİLMİŞTİR.
BU ESAS İTİBARİYLE DE İNSAN YAŞADIKÇA, YANİ İNSANIN “KIYÂMET”İNE KADAR GEÇERLİDİR.
“Kıyâmet” iki anlamda kullanılır.
Birinci anlamı “Zelzele” suresinde aşamalarıyla anlatılan insanın kıyâmetidir.
İkinci anlamı ise dünyanın yok oluşuyla başlayan “MAHŞER” sürecidir.
Buradaki “kıyâmet” insanın ölümü tadışı anlamınadır. Dünya üzerinde varolacak her insan için de KURÂNDAKİ HAKİKAT BİLGİSİ geçerlidir. Zirâ Dünya’nın öyle aşamaları olabilirki o devirlerde insan olmayabilir… Mutlak kıyâmet dünyanın yok oluşu için kullanılır.
İnsanlar ölümü tattıktan sonra da ŞUURLU OLARAK kıyâmete kadar yaşamlarına devam ederler, bedenliyken oluşan veri tabanlarının sonuçlarına göre!
Dünya yaşamında âma (kör-gerçeği göremeyen) âhirette de(sonrasında da) âmadır; denmiştir bu yüzden!
Dünya yaşamında RABBİNİ GÖREMEYEN, SONRASINDA DA BUNUN SONUÇLARIYLA KÂBİR (hologram bilinç dünyasında) YAŞAMAYA DEVAM EDECEKTİR.
Kişiyi Allâh ne amaçla yaratmış merak ediyorsan, onun ne peşinde koştuğuna, ne istediğine bak. Dilediğini kendine seçer, dilediğini dünyaya
AHMED HULÛSİ
Şefâat bize yaşadığımız
dünyamızın ve yaşayacağımız dünyamızın gerçeklerinin
bildirilmesidir.
Değerlendiren şefâate nâil olmuştur.
Biiznillah
AHMED HULÛSİ
SÜNNETULLAH
gereğidir ki,
Ne zaman KENDİNİ ifşa etse,
Ardından, ehil olmayanlara perde olsun için,
O HAKİKATI ÖRTECEKLERİ açığa çıkartır!
UMURUNDA MI ALLAH’IN !
“İSMİ” Allah olanı “insanca” düşünerek, onu gökte veya ötemizde bir “tanrı” olarak düşündüğümüz gibi;
Kurân’daki metaforları da insanca düşünmemiz yüzünden çözemiyerek;
Din ismiyle işaret edilen “sünnetullahı” yani yaşam ve varoluş sisteminide kavrayamıyoruz!
Aklınızı kullanın
Her şeyin aslı ve orijini frekanslardır!
Beyin adıyla işaret ettiğimiz ise frekans decoderi!
Beyin kendine ulaşan frekansları çözümleyerek kendi içinde, hayal olan hologram DÜNYAMIZI yaratır. Bu yaratıcıya orijini itibariyle din ALLAH ismini kullanılır.
Bu yaratıcı kudret, potansiyel, her şeyin orijini olup, ismi ALLAH’dır ki; ihtiva ettiği anlam itibariyle tüm frekansların birbirini algılamasına GÖRE sayısız varlık kabulünü oluşturur.
Oysa evren içre evrenler diye anlattığımız, farklı boyutlar diye tanımladığımız her şey, algılayan sistemlerin dünyasında var olan varlıklardır. Sayısız algılama sistemlerinden biri de BEYİN adıyla bildiğimizdir.
Kendi orijinini, hakikatini fark edip gereğini yaşayan anlamına olarak Kurân “HALİFE” tabirini kullamıştır. Bu tâbir BEYİN adıyla anılanın algılama kapasitesine; frekans çözümleme ve değerlendirme yeteneğine verilen addır. Buna “kulumda öylesine yakiyn oluşur ki ben onun görür gözü, işitir kulağı, konuşur dili olurum” anlatımı ile işaret edilmiştir. Kulun seyreden gözü olur! Bedeniyle beşer hakikatiyle HAK zahirdir.
Yukarıda anlattığımız yanısıra bir de genel tüm insanların “halife” oluşundan söz edilir ki, bu da hepsinin potansiyelindeki (esma) özelliklerle varlıklarını sürdürmeleri nedeniyledir.
Varlığın TÜMÜYLE FREKANS yapı olması nedeniyledir ki, gerçek varlık 2D olarak diridir ve kendi varlığıyla kaimdir. (HAYY KAYYUM)
Hakikatinin hissedişi açığa çıkanlar hariç, tüm insanlar DÜNYALARINDA beşeriyetlerinin getirisine göre oluşan kâbirlerinde (beyinlerindeki) hologram dünyalarında yaşarlar; çeşitli yaşam (algı) formlarından geçerek!
Açılımı İLİM, İRADE, KUDRET olan sonsuz sınırsız frekans denizi ise RAHMAN olarak tanıtılmıştır.
Kısacası RAHMAN, ilminde, ilmiyle, ilmini seyretmektedir sonsuz sınırsız frekans okyanusunda yarattığı algı formlarıyla!
Kurân, ateist ve deistlerin ya da çoğu ilahiyatçıların anladığı gibi ötedeki bir TANRI/İLAH kavramını anlatmaz. Bu anlayış, Kurândaki pek çok âyeti anlamamaktan ya da âyetler arasındaki bağları kurarak düşünememekten kaynaklanır.
Sadece ALLAH; gayrı yok!
https://t.co/GZaLZd8EZ6
GERÇEKTE
FREKANS YAPI OLAN İNSAN BEDENİ
GÜN GELECEK
FREKANS TEDAVİYLE HASTALIKLARINDAN KURTULACAK GELECEKTE
DİYE YAZMIŞTIM
ÇOK YILLAR ÖNCE.
7-8 yıldır da kendi üzerimde uygulamaktayım!
Lâ ilâhe illâ ALLÂH,
vurgusuyla tanrı kavramını reddeden
Kurân, en başındaki
“İSMİ ALLAH” ifadesiyle beyinlerin şunu sorgulamasını istiyor:
ÖYLE İSE, İSMİ ALLÂH olan nedir?
Ne olduğuna işaret ise RAHMAN, RAHÎM VE İHLÂS ta mevcut.
İnsanın hakikati olan ALLÂH,
ne?
Ezberini UNUT!
AHMED HULÛSİ