Efe soruyor:
Baba, biri Atatürk'e şaşkaza hakaret etse hapse atılıyor değil mi?
Baba başını sallıyor evet öyle...
Efe yine soruyor:
Peki Baba, Atatürk'ü kullanarak milleti milyarlarca lira dolandıran, depremzedelerin paralarını çarçur edenler Atatürk'e en büyük hakareti etmiş olmuyor mu?
Onlar ayrıca bu maddeden niye yargılanmıyor?
Baba susuyor!
Suriye'de, Irak'da ve o coğrafyalarda katledilen milyonlarca müslümanlar için tek göz yaşı dökmeyenler... Lafa geldiğinde devlet bunla iş birliği yapıyor şunla iş birliği yapıyor derler. Acınılası bir topluluk
Sana iman etmenin tek karşılığı, seni sevmekten aldığımız lezzet olsaydı vallahi yeterdi. Seni seveni sevmeyi bile seviyoruz. Salat ve selam sana olsun.
İslam gökyüzünde asılı duran bir şey değildir. Müslümanlarda tahakkuk eden bir mânadır. İslam mânasının şahısta tezahürü arttıkça müslümanlığı ve insanlığı güzelleşir.
İslamı korumak, müslümanlarda var olan mânayı ve bu mâna için müslümanları korumakladır. İçinde bu mânadan az miktarda bulunduran müslümanın bile hürmetinin korunması İslam mânasına hürmetten ileri gelir.
İslamı korumak bahanesi ile müslümanlara suizan ve tecessüs ile saldırmak güzel bir libasın içinde çirkin bir vücuddan ibaret nefsi bir iştir.
Bu İslam mânasından neşet etmez. Dolayısı ile İslamı korumak maksadında da değildir. Müslümanda tahakkük etmesi beklenen İslam mânasına muvafık da değildir.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangalara kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’NİN HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir!
İran İslam Cumhuriyeti’nin Dini Lideri Seyyid Ali Hamaney, İsrail merkezli siyonist terörün ve bu teröre açık destek veren Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin saldırıları sonucu şehit edilmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet, İran halkına ve İslam Alemine başsağlığı diliyoruz.
Bu saldırı bir şahsa değil; İslam dünyasının bağımsız iradesine ve direniş hattına yapılmıştır. Siyonizmin hedefinde yalnızca İran değil, Türkiye de vardır.
Hükümeti uyarıyoruz; Geç olmadan siyasi, askeri ve stratejik tedbirler kararlılıkla alınmalıdır. Siyonizme hizmet eden İncirlik Üssü ve Kürecik Radar Üssü, bölgemiz için açık birer güvenlik tehdididir.
Tarih defalarca göstermiştir:
Sessizlik zillet, dirayet ise izzettir.
Bu kanlı zincir kırılmadıkça saldırılar durmayacaktır. İslam Alemi, daha fazla bedel ödememek için ayrışmayı bırakmalı ve ortak bir duruş sergilemek zorundadır.
Artık gençlerimizin önünde durulmaz(!)
MEB, "Okuyorum Öğretmenim" projesini hayata geçirdi.
İmam-ı Gazali'yi Ormsby'den
Dinin Ruhu'nu felsefeci Taha Abdurrahman'dan
Dinler tarihini sahabilere hakaret ve iftiraları ile meşhur Ali Şeriati'den
İslamı düşünmeyi Oryantalist Griffel'den
Tanrı'nın ayetlerinin açıklamasını oryantalist Schimmel'den
İslam tasavvurunu İngiliz tarihçi Southern'den
İslami açıdan cinsellik eğitimini Rassoel'den
Eğitim'i Bauman ve Casevit'den
İdeal öğretmeni Petrov'dan
Peygamber efendimizi Wadah Khanfar, Martin Lings ve Hamidullah'tan
Erdemli insanı İbn Hazm'dan
Dini ve ahlaki kavramları İzutsu'dan öğreneceğiz.
Yaşadık. İş tamamdır. Gençlerimiz kurtuldu. Artık rahat rahat uyuyabiliriz(!)
Evet. Neden gençlerimiz deizme yöneliyor sorusunun cevabı işte burada!
Bu seçimi elbette Yusuf Tekin yapmadı.
O zaman Milli Eğitim Bakanlığı'nda bu listeyi hazırlayan birim başkanı kim acaba?
Bakan bey CHP'lilerle ağız dalaşı yaparken bakanlık da kimler iş yürütüyor haberi yok. Şayet varsa daha vahim.
Aile filmine Gülben Ergen, gençlerimizin eline Oryantalistlerin zehirli eserleri...
Yazık bin defa yazık!
@tcmeb@Yusuf__Tekin@tcbestepe