Şimdiki aklım olsaydı o zaman, kesin “bu nerden çıktı şimdi?” deyip, o aklı hiç akıllı mantıklı bulmazdım. Deneyimini yaşamadığım akıl eğreti durur, işe yaramaz gelirdi, yine o zamanki aklımı kullanırdım.
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Geçtiğimiz günlerde revire gittim, doktor şikayetlerimi sordu.
Doktorumuz beyefendi biri, şikayetlerimi sabırla dinledikten sonra stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu.
Şok oldum. Hemen hemen yaşıtım bir doktor olduğu için şakalaşmak amacıyla mı soruyor diye tereddüt ettim ve hemen cevap vermedim.
'İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!' dedim. Stresle mücadelede iyiyiz.
Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor.
Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum.
Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
(Cumhuriyet)
#DiloavasıİçinAdalet
7 kişinin yanarak hayatını kaybettiği Dilovası Ravive Kozmetik'in sahipleri Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal'ın telefon ve bilgisayar şifrelerini özel hayat gerekçesiyle vermemeleri aileri İSYAN ettirdi:
"Diri diri yaktınız! Doğum günü öyle mi! Kömür olarak aldık biz evlatlarımızı!"
🔺️15 yaşında yanarak hayatını kaybeden Nisanur Taşdemir'in babası Vedat Taşdemir:
"Benim evladımı kömür olarak verdiler, ben evladımı kömür olarak gömdüm... Her gece ağlıyorum. Kanser hastasıyım, kemoterapi görüyorum. Geçen duruşmada tahliye olanı alkışlarla karşıladılar; ben buraya tekerlekli sandalyede geldim.
Benim evladım nasıl yandıysa onlar da öyle yansınlar...
Sen evladımı yakıp kül ettin! 'Şifremi vermiyorum' diyorsun! Ben yarım kaldım, adalet bu mu? En ağır cezayı almalarını istiyorum."
🔺️Nisa Taşdemir'in annesi Altun Taşdemir:
"Çocuklarımız ateşin içinde yandı; diri diri yandılar... Onlar yaşamak için çığlıklar attı, yardım istedi; kimse müdahale etmedi. Kömür oldu çocuğum.
'Orası paketleme yeri' dediler; SSK yok, yemek yok... Gece 12'ye kadar çalıştırdılar 8 bin lira için, onu da vermediler.
Çocuğuma 1 gün SSK yaptılar, o da öldüğü gün! Yaşamak istedi benim evladım."
🔺️17 yaşında yanarak hayatını kaybeden Tuğba Taşdemir'in annesi Saliha Taşdemir:
"Her gün acı çekiyorum. Kefensiz mezara koydum evladımı... Adalet istiyorum. Bayramda herkes evladına sarıldı, ben mezar taşına sarıldım."
🔺️Şengül Yılmaz'ın kardeşi Emine Bulut:
"Burada tiyatro oynamasınlar. 'Bizim alakamız yok' diyorlar! Yalan söylemesinler. Aç susuz çalıştılar, SSK yapmadılar. Her gün yanıyoruz biz, onlar da yansınlar. Adalet istiyoruz."
🔺️Emine Gikan'ın eşi Aytekin Gikan:
"Üç çocuğum; 9, 12 ve 14 yaşlarında annesiz kaldı.
Ali Osman Akat geçen gün 'Torunumun doğum günü vardı' dedi. Benim oğlumun da doğum günü vardı, yanında annesi yoktu!
Ben buraya gelirken 3 evladımı evde bıraktım, geldim. Üzerlerine kapıyı kilitledim de geldim. Çocuklarıma bir ekmek veren yok, anlayabiliyor musunuz?
Utanın, utanın! Diri diri yaktınız. Sizde vicdan yok mu?
Bunları nasıl savunuyorsunuz?
Dün benim eşimin doğum günüydü. Ali Osman Akat, duyuyor musun? Çocuklarımı alıp mezarlığa gittim.
Çocuklarıma annelerinin yanarak öldüğünü söyleyemedim ben. 'Dumandan zehirlendi' dedim. 'Kömür oldu anneniz, yıkamadan gömdük' diyemedim."
🔺️Şengül Yılmaz'ın kızı Eminenur Aldeniz:
"7 tane insan yakmışlar, özel hayattan bahsediyorlar.
Sizin özel hayatınız önemli mi sanıyorsunuz? Kimsenin umurunda değil.
Yazılı kayıtları bile inkâr eden sanıklara soruyorum: Utanmıyor musunuz?
Ben çocuğumu erken doğurdum, şu an çocuğuma hasretim. Aleyna Oransal suçlu ama çocuğunun yanında. Benim kız kardeşim 13 yaşında, annem yanında yok... Benim çocuğum yanımda değil, 25 gün yoğun bakımda yattı. Ben çocuğuma hasretim. Ben niye yarım kaldım? Fabrikadan geçinen herkesin ceza almasını istiyorum."
🔺️Ayten Aras:
"Bağıra bağıra öldüler... Aç susuz öldüler... En ağır cezayı alsınlar."
🔺️Tuncay Yıldız'ın eşi İlknur Yıldız:
"Acımız azalmadı, her gün büyüyor... Eşimin ciğerinin içi yanmış; burada sırıtarak gülüyorlar, insan utanır ya! Bizim gözyaşlarımız ancak adalet gelirse diner."
🔺️15 yaşında yanarak hayatını kaybeden Cansu Esatoğlu'nun babası İbrahim Esatoğlu:
"Çocuğumu bir çöp torbasında aldım. Bir tek dişi kalmıştı evladımın. Utanmadan tatilden bahsediyorlar... Cami hocası, 'Nasıl yaktınız bu çocukları?' diyerek duasını okudu.
Biz ölmüşüz...
Siz bu insanları canlı canlı yaktınız! Kamu görevlileri, belediye yetkilileri, SGK nerede? Adalet istiyorum. Siz çocuğunuzu çöp torbasında aldınız mı? Çocuklarımızı diri diri yaktınız... Aç gitti çocuklarımız."
🔺️Hanım Gülek'in kızı Tuğba Gülek:
"Annemi son kez görme umudumuzu aldınız! 'En son nasıl gördüyseniz öyle hatırlayın' dediler. Diri diri yandı benim annem..."
Bir adaletsizliğin hikâyesi…
IŞİD üyesi Yakup Şahin, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ndan 10 gün önce Gaziantep’in Nizip ilçesinde bir gübre bayisinden bomba yapımında kullanılacak amonyum nitrat almaya çalıştı.
Gübreci şüphelendi, polisi aradı.
Nizip Emniyeti, Yakup Şahin’in kimliğini tespit edip 2 Ekim 2015’te durumu Gaziantep TEM’e bildirdi.
Gaziantep Emniyeti, Şahin’i 7 Ekim’de teknik takibe aldı.
Ama gözaltına alınmadı.
9 Ekim gecesi, iki canlı bombayı taşıyan araca eskortluk ederek Ankara’ya kadar getirdi.
10 Ekim’de 103 kişi katledildi.
Daha çarpıcısı…
Emniyetin ihmalini ortaya koyan belgeler, katliamdan sonra 4 yıl boyunca mahkemeden ve müşteki ailelerinden gizlendi.
Belgeler 2019’da ortaya çıkınca polisler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Ancak Gaziantep Başsavcılığı dosyayı 7 yıl boyunca sonuçlandırmadı ve soruşturma zamanaşımına uğradı.
Sonuç?
Ankara Gar Katliamı’nı önleme fırsatına sahip oldukları iddia edilen kamu görevlileri, yargı önüne hiç çıkmadan dosya kapandı.
Haberin ayrıntıları linkte: https://t.co/TOfaF2coeS
X hesabımız @morcativakfi geçtiğimiz günlerde BTK kararıyla Türkiye’de erişime engellendi. Hukuki süreç sonuçlanana kadar açtığımız bu yeni hesabı kullanacağız.
Takip ederek ve paylaşarak destek olabilirsiniz.
İpek Elif Atayman tahliye edildi.
Peki 72 gün hücrede tutulmasının, saatlerce kelepçeli sevk edilmesinin, ailesinden yüzlerce kilometre uzağa gönderilmesinin, yerde yatmak zorunda bırakılmasının hesabını kim verecek?
Bir kadın, "MASAK kaydım yok, hakkımda somut bir delil yok" derken maruz kaldığı muameleyi "açık bir cezalandırma" olarak tanımlıyordu.
Kadınların yaşamları, özgürlükleri ve onurları üzerinden siyasi güç gösterisi yapılamaz.
İpek Elif Atayman'ın tahliyesi sevindiricidir. Ancak adalet, aylar süren mağduriyetlerden sonra gelen tahliye kararlarıyla değil; hukukun, insan onurunun ve masumiyet karinesinin en başından korunmasıyla sağlanır.
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
KAZANDIK!
Doruk Madencilik direnişimiz zaferle sonuçlanmıştır. Madencilerin tazminatları, yıllık izinleri, TİS farkları, yasadışı zorunlu ücretsiz izinde geçen sürelerin ücretleri işçilerin hesaplarına yatırılmıştır. Hesaplamalarda eksiklik veya yanlışlık tespit edilme ihtimaline karşı sendikamız, bakanlık ve şirket arasında takip eden süreçteki bir işleyecek mekanizma tanımlanmıştır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sürdürdüğü sendikal haklara ve zorunlu ücretsiz izin uygulamasına ilişkin teftişin sonucunda ortaya çıkabilecek fazladan hakların da şirket tarafından itiraz edilmeksizin ödeneceği konusunda kesin mutabakata varılmıştır.
Hiçbir söze kanmadık, yalnızca irademize ve dayanışmaya inandık. Bizimle yürüyen halkımıza, madenci dostlarına teşekkür ederiz. Birlikte direndik, birlikte kazandık!
Ankara'daki heyetimizle Edirne'de sendikamız öncülüğünde 15 gündür direnen Özşen Madencilik işçilerinin yanına geçiyoruz. Köleliğe karşı her daim, her yerde mücadele edeceğiz!
Silivri’de tutsaklarımızın morali nasıl diye soranlar oluyor. Bu anlamda ufak bir bilgilendirmeyi borç bilirim.
Elbette butlak (ben öyle diyorum uyduruk bir karar olduğu için) kararına şahit olduğum kadarıyla hepsi en az hepimiz kadar üzüldü. Aykut Erdoğdu dilinden Kuva-i Milliye’yi eksik etmez bilen bilir. En hassas noktasıdır Parti, Vatan. Sesi gitti, gözümün önünde hasta oluverdi koca adam (Çok şükür şimdi toparladı).
Genel Merkeze zorla girme anlarında anladığım kadarıyla gözleri dolmayan yok, pek çoğumuz gibi.
Fakat halkın, bu oyunun CHP’nin iç meselesinden ibaret olmadığını idrak ettiğini ve büyük desteğini görünce yüzleri gülmeye başladı. En başından beri, haklı olmanın verdiği direnç bu büyük haksızlıkla katlandı. Şimdi kendilerini çok daha güçlü hissediyorlar.
Eninde sonunda demokrasinin kazanacağına eminler.
Silivri’de direnme biçimi gülebilmektir. Onlar bunu çok iyi yapıyor. Çoğu zaman bizler güç alıp çıkıyoruz oradan.
İki koldan (aslında tek koldan) tutsaklarımızın kriminalize edilmek istendiğinin farkındayız. Kemal beyin söylediği gibi “masum olan/olmayan” diye bir şey yok. Hepsi masum. Hepsi seçilmiş, hepsi bizim bedel ödeyen başkanlarımız.
Ptesi İBB duruşmasına devam edilecek.
Doğrudan Silivri’den (Temsili olarak Silivri diyorum, tutsaklarımızın olduğu her yer) haber verilmesi istenmiyor, bunun farkındayız. Unutturulmak isteniyorlar.
Asla unutturmayacağız.
Bizler canlı kanlı ayakta olduğumuz müddetçe bu zaten imkansız.
Atanmışlar gidecek, seçilmişler özgür olacak, biz kazanağız, halk kazanacak!
Bayramınızı neşelendirmek için seçtim bu fotoğrafı. Yaren Leylek’in bu yıl beş yavrusu var ve hepsi de nur topu gibi maşallah. Yağışlı bir bahar sezonu yavrularına da yansıdı. Hem çoklar hem neşeliler. Tüyü kadar ömrü olsun hepsinin.
Vesileyle Mutlu Bayramlar olsun herkese
Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2.sınıf öğrencisi Hafize, “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçundan” dün gece evinden gözaltına alındı.
Okulunu, eğiyim hakkını savunmak ne zamandan beri suç.
Anayasaya aykırı biçimde bir kararla kapadınız, 3 gün sonra bir kararla açtınız
Hafizeyi serbest bırakın.
Çok değerli meslektaşım Canım @gamzealltunay ve onunla birlikte görev yapan kameraman arkadaşlar İstanbul’dan kalkıp Ankara’ya gittiler. Günlerdir CHP Genel Merkezi’ndeler.
Doğru düzgün uyuduklarını sanmıyorum. Düzgün bir yemek yiyebildiklerini hiç düşünmüyorum. Gerginlikle sabahladılar, gaz yediler, saatler süren yayınlar yaptılar. Belki sadece bataryalarını şarj ettikleri kısa anlarda biraz nefes alabildiler.
Yürüdüler, koştular, yağmur altında kaldılar, ıslandılar, ezildiler, itildiler…Ve bütün bunların içinde kusursuz yayınlar yaptılar , tarihe geçecek anları milyonların ekranına taşıdılar.
Bu emeği not etmek lazım. Çünkü ekran başında birkaç dakika izlenen yayınların arkasında, günlerce süren büyük bir yorgunluk, fedakarlık ve gerçek bir saha gazeteciliği var.
Bu genç meslektaşlarımızın emeği çok kıymetli. Böyle zamanlarda değerlerini daha da iyi anlamak, unutmamak ve tarihe not düşmek gerekiyor.
Pınar Sevim’i öldürüp iki yıl boyunca Pınar’ın intihar ettiği kurgusuyla savunma yapan Rıdvan Bulunmaz bugün müebbet hapis cezası aldı.
Gencecik bir kızkardeşimiz artık aramızda değil, ama ailesinin, kadın örgütlerinin, baroların, bizlerin verdiği güçlü, ortak mücadele sayesinde adı artık adalet ile anılacak.
Bu ülkede adaleti dişle tırnakla kazanmanın bir örneği oldu Pınar Sevim davası.
Biz kadınları katledenlerin hak ettikleri cezayı aldığı için sevindiğimiz değil, tek bir kızkardeşimizi bile kaybetmediğimiz bir ülke istiyoruz.
Pınar Sevim için verdiğimiz mücadele bunun mücadelesi, bu mücadele hepimizin mücadelesi!
Aslında mücadele seninle benim aramda değil, mücadele benim sıralayamadığım, birbirine yeniştiremediğim ihtiyaçlarım arasında.
Ben netleşince enerjimi nereye yönelteceğim de, seni nereye davet edeceğim de netleşecek.
Sonra aramızda ne olacağına bakarız❤️
Bana hissettirdiklerini seviyorum. Ve bana hissettirdiklerinin çoğunun senin tarzın olduğunu biliyorum.Bazen zor da olsa,bana asıl demek istediklerinle, senin kendine iyi gelen o tarzını birbirinden ayırmaya çalışıyorum. İlişkimizde sadece bu şekilde seni gerçekten duyabiliyorum.