ülkede inanılmaz bir kast sistemi geliştirdiler. özlem zengin, fatma betül sayan, merve kavakçı, mehmet cengiz gibi siyasetçi, bürokrat ve müteahhitlerden oluşan seçkinler sınıfı en tepede; nihat hatipoğlu, menzil grubu, ismailağa cemaati gibi kişi ve kurumların olduğu ruhbanlar sınıfı bir altta; ekonomik krizle boğuşan büyük halk kesimlerinden oluşan köleler sınıfı da en altta.
Yolsuzlukla mücadele bir muhasebe meselesi değil, bir rejim ve ahlâk meselesidir. Kim yönetirse yönetsin, kamu görevi zenginleşme kapısı olamaz. Devletin parası iktidarın parası değildir. Makam mülk değildir. İhale ödül değildir. Sadakat liyakatin yerine geçemez. Hiçbir iktidar hesap vermekten muaf değildir. Temiz devlet, sadece dürüst insanlar değil, hesap veren ve bunu görev zorunluluğu olarak gören iktidar ister. Çünkü denetlenmeyen güç, önce hukuku; sonra ahlâkı; en sonunda memleketi çürütür.
Bir toplumda çöküşün belirtisi, yolsuzluğun yapılması değil, yolsuzluğun sistemleşmesidir. Birkaç kişinin kanunu çiğnemesi suçtur; fakat güç merkezlerine yakınlığın ekonomik ayrıcalık sağladığı, denetimin işlemediği, hesap sorulamadığı bir düzen başka bir şeydir.
Orada yolsuzluk artık sistemin arızası değil, çalışma biçimi haline gelir. Kamu görevi, hizmet etmenin değil zenginleşmenin yolu olarak görülmeye başlanırsa siyaset kamu görevi olmaktan çıkar, servet edinme mekanizmasına dönüşür.
başörtülü bir kadının nüfuzunu ve
imtiyazını kullanarak bir gecede servetine servet eklemesini eleştiren ünlü bir "hoca efendi" göremezsiniz mesela. çünkü onlar başörtülü kadının pantolon giymesine üzülüyorlar sadece.
KRİZİN POLİTİK ANATOMİSİ
Türkiye’de belki de sandığımızdan daha büyük bir değişimin arefesinde. Bu değişimi yalnız iktidar–muhalefet dengesiyle, sağın gerilemesi veya solun yükselme olasılığıyla açıklamak mümkün değil. Daha derinde bir şey çözülüyor: Eski siyasal sözleşme.
Bu sözleşme uzun yıllar oldukça iyi çalıştı. İnsanlardan ekonomik veya meslekî başarı karşılığında değil, kimlik üzerinden destek istendi. Şöyle dendi: “Ben senin dinini, yaşam biçimini, milliyetini, mahalleni temsil ediyorum; sen de bana siyasal sadakat göster.” Ekonomik aksaklıklar, kurumsal bozulmalar, liyakat sorunları hatta zaman zaman hukuki keyfîlik bu büyük aidiyet bağı içinde eritildi, görünmez kılındı.
Başka bir ifadeyle eski sözleşmenin üç görünmez takas alanı vardı:
-Kimlik karşılığında ekonomik başarısızlığa tahammül.
-Aidiyet karşılığında kurumsal keyfîliğe tahammül.
-Sadakat karşılığında güvensizliğe tahammül.
Şimdi bu takas mekanizmalarının üçü de zorlanıyor.
lan bu memlekette milyonlarca insanın cebinde yeri geliyor 150 lira olmuyor, siz kamu görevlisiyken 150 milyon lirayı tek seferde bilmem ne fonuna nerden bulup yatırabiliyorsunuz!
İspanya'da evden atılan 87 yaşındaki Maria için halk sokaklara döküldü, kitlesel gösteriler oldu. Bizde ise emekli polis memuru Ali Şekeroğlu emekliler eyleminde canına kıydı, yaprak kımıldamadı. Bu utanç, bu çürüme hepimizin.
Bugün gündemde eski iki bakan konuşuluyor.
Birinin tüm hazine elinin altında olmasına rağmen tek şaibesi yok,
Diğeri Aile ve Sosyal Politikalar’ı yönetirken ismi her türlü menfaat ve haram ile anılıyor.
Çok garip, bilin bakalım Muharrem İnce hangisine muhalif? Evet. Çok garip.
@neyindatasi@BullsYatirim Takasbank aracı kurumdan kendilerine aktarılan bir virman ve nakit EFT lerinin hepsini inceleyerek onay veriyor. Aracı kurumun sabah aktardığı EFT veya firmanın akşama işleme alıyor gibi.
@saitelestir@SerkanYARAR44 Kanunen 4/1 icraya kesilebilir daha fazlası kesilemez ama kendisi onay vermişse maaşın tanamı bile icraya kesilebilir. Burda alacaklı avukat sıkıştırmış borçlu da muva fakat vermiş görünüyor.