CLADIUS'UN TUZAĞA DÜŞMESİ
Mizah sanatçısı Deniz Göktaş, "cumhurbaşkanına hakaret" ve "dini değerleri aşağılama" suçlamalarıyla çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
"Eğer diktatörlük olsaydı, Deniz Göktaş bu sözleri edemezdi" diyenler aslında bu tutuklama ile boşa çıktı ama ben her zamanki gibi uzun yoldan gidip tiyatro tarihinden bir kıssa anlatacağım size.
William Shakespeare'in Hamlet oyununda, Hamlet amcası Claudius'un babasını öldürüp öldürmediğinden emin olmak için saraya gelen tiyatroculara (oyun içinde) bir oyun oynatır.
Amcasının vicdan azabını yüzünden suçunu itiraf etmesini amaçladığı bu sahnenin sonunda (2. perde, 2. sahne) kendi kendine şu ünlü sözü söyler:
"The play's the thing wherein I'll catch the conscience of the king." (Sabahattin Eyüboğlu Çevirisi: "Oyun dediğin şey bir kapandır ki, onunla yakalarım kralın vicdanını.")
Bu repliğin açılımı şudur: Hamlet babasının hayaletinden duyduğu cinayet suçlamasını doğrudan kanıtlayamadığı için bir strateji geliştirir ve sarayda canlandırılacak tiyatro oyununa tıpkı babasının zehirlenmesine benzeyen bir sahne ekletir.
Sahnede, ölü kralın ruhu Hamlet'e, Claudius'un onu bir meyve bahçesinde uyurken kulağına zehir dökerek öldürdüğünü açıklar. Cinayetin imgeleri oyun boyunca yankılanır. Claudius, ölü kralın kulağına zehir döktüğü gibi, başka bir tür zehir olan yalan ve aldatmayı da herkesin kulağına döker.
Bu sahne aracılığıyla Hamlet "eğer bu zehirlenmede kral suçluysa, bu sahneyi görünce mutlaka kendini ele veren bir tepki (vicdan azabı) gösterecektir" diye düşünmüştür.
Nitekim (oyun içinde) oyun sahnelendiğinde Kral Claudius vicdan azabına ve korkuya dayanamayarak salonu terk eder ve cinayeti düşünmek için özel bir odaya çekilir.
Ancak sancılı bir tefekkür seansından sonra samimi bir şekilde tövbe edip kurtuluşu aramak yerine, Tanrı'nın gözünde asla affedilmeye veya merhamete layık olmayacağına inanır. İşlediği suçtan dolayı affedilmeme ihtimalini düşünerek büyük bir umutsuzluğa kapılan Claudius, kalbini katılaştırır ve Hamlet'i öldürmeye karar verir.
Shakespeare'in bir başka oyunun kahramanı olan III. Richard gibi o da "kan içinde o kadar ilerledim ki, günah günahı sökecek" sonucuna varmıştır çünkü.
Deniz Göktaş'ın "Ölü Deniz" temsili ve ona tepkiler tam bu minvalde ilerlemektedir.
Deniz'in dosyasına "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasını da eklemişler.
Ha şöyle dürüst olun. Oğlunu kurtaran baba ve dikatatör bölümleri için aldık deyin de dinci kitlesinizi arkanıza almak için dindar maskenizin arkasına sığınmayın.
Sizin gerçekten dini değerlere karşı bir hassasiyetiniz olsaydı "her cuma bir ayet sallıyorum, bakara makara" diyen kişiyi büyükelçi yapmazdınız.
Sizin sadece çıkarlarınız var ve buna dini alet etmekten çekinmiyorsunuz!
#DenizGöktaşıSerbestBırakın
Deniz Göktaş’ın sahnede söylediği birkaç cümleden sonra koparılan fırtına, bu ülkenin eski hastalığını yine gösterdi: Mizah ağzını açmadan karşısına kutsal alarmı dikiliyor; düşünce cümle olmadan savcı gölgesinde terbiye edilmeye çalışılıyor.
Bir komedyenin dinî bir metin üzerine yaptığı tarihsel ve ironik şakayı beğenmeyebilirsiniz. Komik bulmayabilirsiniz. İncinebilirsiniz. Bunlar meşru. Fakat bir şakadan linç, hedef gösterme, erişim engeli, yargı çağrısı ve toplumsal aforoz üretiyorsanız artık imanınızı değil, tahammülsüzlüğünüzü savunuyorsunuz.
Benim itirazım burada: Bir şeyin milyonlarca insan için kutsal olması, onu eleştiriden muaf kılmaz. Kutsalınız kalbinizde yüce olabilir; fakat kamusal hayata, hukuka, kadına, çocuğa, sanata, bedene, mizaha ve siyasete hükmetmeye başladığı anda eleştirinin hedefidir. Kamusal güç isteyen her fikir, kamusal eleştiriyi de yutmak zorundadır.
Bu yüzden “İslam başka, siyasal İslam başka” ayrımını fazla steril buluyorum. İslam tarih boyunca yalnızca Allah ile kul arasındaki zarif bir sır olmadı; hukuk kurdu, devlet kurdu, savaş ahlakı tarif etti, mirasa, cezaya, kadına, erkeğe, sofraya, yatağa, sokağa ve iktidara söz söyledi. Hayatın tamamına karışan bir inancı, eleştiri gelince “mahrem vicdan alanı”na çekmek samimi gelmiyor.
Ben varsayımsal bir Tanrı fikrine kapalı değilim. Varsa bile, böyle bir gücün insan eliyle biçimlenmiş, tarihsel korkuların, kabile hukuklarının, erkek egemen düzenlerin ve iktidar savaşlarının içinden geçmiş semavi dinlerle temsil edildiğini düşünmüyorum. Tanrı varsa, bir stand-up şakasından incinecek kadar küçük; kullarının öfkesiyle korunacak kadar çaresiz olamaz.
Türkiye’de din zaten dev bir baskı aygıtı. Okulda, ailede, mahallede, siyasette, medyada, mahkemede, kadın bedeninde, çocuğun eğitiminde, sanatçının sahnesinde, gazetecinin haberinde ve komedyenin cümlesinde karşımıza çıkıyor. Buna rağmen hâlâ “din saldırı altında” mağduriyeti üretiliyor. Oysa bu ülkede çoğu zaman saldırı altında olan inanç değil; akıl, mizah, seküler hayat, bireysel özgürlük ve insanın kendi kaderini tayin hakkıdır.
Bir gencin sahnede söylediği birkaç cümleyle Allah’ın kelamından bir şey eksiliyorsa, sorun komedyende değil, camdan yapılmış Tanrı tasavvurunuzdadır. Bir espri imanınızı tehdit ediyorsa, belki de koruduğunuz şey iman değil; alışkanlık, iktidar ve mahalle sopasıdır. Bir şaka kamu düzenini bozuyorsa, o düzen zaten özgürlük fikrinden korkan porselen bir vitrindir.
Kimsenin inancına zorla müdahale edilmesini savunmuyorum. Ama aynı ilke tersinden de geçerli: Kimsenin kutsalı, başkasının düşüncesine kelepçe olamaz. İnanan incinebilir; inanmayan da dinin hayatına sürekli müdahalesinden incinebilir. Yalnızca dindarın hassasiyetini kutsal, sekülerin rahatsızlığını “hadsizlik” sayan düzen, adalet değil tahakküm üretir.
Dinlerin çağımızdaki büyük problemi burada: İnsanlığa anlam, ahlak ve merhamet vadeden yapılar çoğu zaman yasak, korku, suçluluk, itaat ve iktidar üretiyor. Belki bir zamanlar bilinmezlik korkusuna masal anlattılar; bugün çoğu yerde insanın aklını, bedenini, sözünü ve kahkahasını denetleyen tarihsel makinelere dönüştüler.
Deniz Göktaş meselesi bu yüzden sadece bir komedyen meselesi değildir. Bu olay, kutsalın Türkiye’de nasıl siyasal sopaya çevrildiğinin küçük ama berrak fotoğrafıdır. Bir toplumun olgunluğu, kutsalına yapılan her şakada mahkeme kapısına koşmasıyla değil; o şakayı beğenmese bile ifade özgürlüğünün yanında durmasıyla ölçülür.
Kutsalınıza güveniyorsanız, komedyenden korkmayın. Tanrınıza güveniyorsanız, onu savcıyla korumayın. İmanınız güçlüyse, bir espriyi devlet meselesi yapmayın.
Çünkü mesele artık bir şaka değil. Mesele, bu ülkede kimin konuşacağına, kimin susacağına, kimin güleceğine ve kimin incinme hakkının devlet tarafından korunacağına din adına karar verilmesidir.
@ww3mediaa Bu hbr tamamen Türk kamuoyunda Kıbrıs konusunda antipati oluşturmak maksatlı. Bunlar (akp) Kıbrıs i muhtemelen verdi ve olayı topluma duyuracaklari zemini hazırlıyorlar.
Türkmenistan Özbekistan Kıbrıs i tanıdı.
Akp ne halt yediyse, Kıbrıs i b.klamadan kamuoyuna açıklamalı!
ABD’den itiraf gibi açıklama: Rümeysa Öztürk hakkında “terör bağlantısı yok, antisemitik faaliyet yok” denildi. Peki Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri neden suskun? Neden bir tek cümle kurmuyorlar?
Amerika’da bir Türk vatandaşı hukuksuzluğa uğruyor, vizesi keyfi şekilde iptal ediliyor, sınır dışı edilmek isteniyor, süreç gizli tutuluyor… Ama saray ve Dışişleri sessiz!
Erdoğan hükümeti kendi yurttaşını savunamıyor, ABD karşısında millî onuru ayaklar altına alıyor.
Devlet, vatandaşının yanında durmak zorundadır! Hukukla, diplomasiyle Rümeysa Öztürk’ün hakkı savunulmalıdır. Sessizlik, suç ortaklığıdır!
Anormal doguma hepimiz karsiyiz elbette 😁 #normaldoğum diye bir sey yoktur #vajinaldogum ve #sezaryendogum vardır.ikisi de NORMALDIR! Amaciniz Vajinal Dogumu desteklemekse eger ,pankarta Vajinal dogum yazsaniza capsizlar sıkıyorsa. "vajina"kelimesinden korkmayın bu kadar 😁
Saraçhane eylemlerinde görevli olan polislerin hesaplarına 10’ar bin lira “ödül” ikramiyesi yatırılmış. Kötü muamele, küfür, hakaret, her şeyin bedeli 10 bin tl.
Proje okullarında torpil düzeni ifşa olmuştur!
Millî Eğitim Bakanlığı’nın “özel program ve proje uygulayan okullara” yaptığı öğretmen atamaları, kamu vicdanını yaralamış; liyakat değil, sadakat esas alınmıştır. Yüksek lisans yapmış, ödüllü, başarılı öğretmenler dışlanmış; yandaş sendikaya üye olanlar ödüllendirilmiştir!
Eğitimde başarıyı değil, biat edenleri ödüllendiren bu anlayış, Cumhuriyet’in eğitim mirasına ihanettir. Proje okullarını siyasi kadrolaşma merkezine çeviren bu sistem, adil atama değil, açıkça siyasi kayırmacılıktır.
Bu ülkenin öğretmenleri torpile değil, liyakate güvenmek istiyor!
Çocuklarımızın geleceği yandaşlara teslim edilemez!
Bu düzen değişecek, eğitim yeniden halkın olacak!
Hiçbir şekilde pişmanlık duymamış, soğukkanlılıkla yapmış üstelik eldiven giyerek bıçaklamış, öldürdükten sonra kızın telefonunu ve çantasını kendi eldivenini çöpe atıp evden ayrılmış
BU BİR KATİL ÇOCUK DEĞİL
#HacerÇağlaÇetinalpİçinAdalet
DEV-GENZ pankartından örgüt üyeliği çıkartmaya çalışan, Grup Yorum rtledi diye DHKP-C bağlantısı arayan devlet…
Şaka değil gerçek, şu zavallılığa bakın. Basel yalnız değil, nasıl yüzlerce arkadaşa sahip çıktıysak ona da sahip çıkacağız.
@eczulalefe Yani Zulal Hanım , sanki amerikayi yeniden kesfetmissiniz, kendi dusuncelerinizi soylemissiniz gibi para verip de su konusmanizin mi reklamini yapiyorsunuz. her akplinin eline verilen ayni kelimelerden olusan yaziyi hebele hubele okuyorsunuz.yazık verdiginiz paraya!
Sayın @eczozgurozel ,
Sıradan bir vatansever vatandaş olarak son günlerde ana muhalefet olarak attığınız doğru adımları memnuniyetle karşılıyor, Cumhurbaşkanı adayı Sn İmamoğlu’nun adaylığını engellemeye yönelik yargı operasyonunda daha hızlı sonuç alınması adına nacizane önerilerimi sıralamak istiyorum
- Mahmut Tanal’ın adalet bakanlığı önünde başlattığı sembolik nöbeti kurumsallaştırın ve genişletin. Tüm milletvekilleri ve yerel yöneticilerin kesintisiz halkla birlikte nöbet tutmasını sağlayın. Her geçen gün çoğalan kalabalıklaşan barışçıl, kararlı, sürekli vekil ve vatandaş sirkülasyonunun olduğu etkili bir demokrasi nöbeti başlatın, hepimiz iştirak edelim.
- Sokağın sosyal medyadaki yansıması twitter değil, tiktok ve facebook. Canavar gibi genç beyinlerden oluşan bir tiktok takımı ve facebook takımı kurun. Şu an ülkenin pırlanta gibi gençleri sizin yanınızda. Bunu değerlendirin. Atılan iftiraların çürütüldüğü etkili Yanlış - Doğru videoları hazırlatın, diploma iptali skandalının saçmalığını gözler önüne serin ve sık sık buralardan salın. Tiktok'ta gençlere ve her katmandan seçmene, Facebook'ta belli bir yaşın üstündeki seçmene ulaşma şansınız var. Bu hayati fırsatı kaçırmayın.
- Çok sağlam bir Unutma Unuttrma minvalinde instagram ve tiktok hesabı açın. 23 yılda iktidarın yaptığı yanlışları, iktidar mensuplarının karıştığı yolsuzlukları belgeleriyle ortaya koyun, vatandaşın haysiyetini yerle bir eden uygulamalardan tekrar tekrar seçmenleri haberdar edin, hatırlatın.
- Anadolu'daki il ve ilçe başkanlarınızı ve tüm şehir - ilçe belediye başkanlarınızla hızlı bir çalıştay yapın, Mahmut Tanal, Deniz Yavuzyılmaz gibi isimlerin mentorluğunda proaktif ve koordine barışçıl nöbetler, yürüyüşler organize edin, Anadolu'daki buluşmaları, nöbetleri, hatta AKP seçmeni olup bu haksızlığa ses çıkaran Anadolu insanlarını sosyal medyada çok etkili bir şekilde paylaşın, bu seferberlik halinde gönülsüz, isteksiz ve sessiz kalan tüm yerel yönetici, il ilçe başkanı ve milletvekilini yakın merceğe alın. Bunlardan hiçbir hayır gelmeyecek partiye.
- Gençler bu süreçte İstanbul, İzmir, Ankara'da buluşmalar, dayanışma konserleri düzenliyor, her ildeki gençlik buluşmalarına birer ikişer milletvekili atayıp her birine partiden yoğun katılım ve eşlik sağlayın.
- Sosyal medya ve ekranlardan sizin ya da başka bir adayın ismini CB adaylığında öne çıkarıp Ekrem Bey’in tutsaklığınu normalleştiren insanlara bu yaptıklarının ne kadar tehlikeli olduğunu hatırlatın.
Biz sizin samimi mücadelenize de Ekrem Başkan ve diğer tutuklu herkesin bu garabetten çılacağına da inanıyoruz. Tüm Türkiye'nin inancının artarak devam etmesini bu ülkede artık aydınlık günler hayal ve hakeden milyonlar olarak bekliyoruz.
Saygılarımla