Carl Gustav Jung, insan zihninin ortak sembollerle düşündüğünü söyler. Ona göre ağaç, yol, su, köprü, dağ, güneş gibi imgeler yalnızca nesneler değildir; insanlığın ortak bilinçdışında taşıdığı anlamlardır.
Bu nedenle fal, geleceği göstermese bile bugünkü ruh hâlimizi gösterebilir. Belki de bu yüzden bazı insanlar, “Falcı beni çok iyi bildi.” der. Oysa belki de falcı geleceği bilmiyordur. Sadece falına baktığı insanı ve enerjisini anlamıştır. Bu durum, yalnızca fal için geçerli değildir. Siyasette de böyledir. Ekonomi ve medyada da benzer durumlar görülebilir.
“Terörün amacı, bir ülkeyi güçsüzleştirmek, istikrarsızlaştırmak ve bu yolla yönetmektir. Terör, düşman ve çoğunlukla komşu ülkelerden ihraç edilip desteklenen “Hibrit Savaş” türlerinden birisidir.”
“Ama”, “fakat” ve “ancak”; siyasal iletişimde sıklıkla karşı tarafın görüşünü görünürde kabul edip fiilen etkisizleştiren söylem araçlarına dönüşebilmektedir. Bu durum, empatiyi azaltmakta, demokratik müzakereyi zayıflatmakta ve güç birliği yerine ayrışmayı teşvik etmektedir.
Sürekli kriz, seçim atmosferi ve kutuplaşma siyasetinin egemen olduğu ülkelerde siyaset, geleceği tasarlamak yerine günü kurtarma refleksiyle hareket etmeye başlar.