ortalama biletlerin 2 bin liradan başladığı konserde paraya ihtiyacı olan gençleri/öğrencileri 12 saat çalıştırıp 1.300 lira teklif ediyorlar. sokayım böyle düzene. bu düzene öfkeli olmayanın da kafasına sıçayım.
NATO'nun 5. maddesinin Türkiye'yi İsrail'e karşı korumayacağını bizzat NATO Genel Sekreteri söylüyor. Peki NATO'cular bize ne satıyor? NATO olmazsa güvenliğimizin sağlanamayacağı yalanını satıyor. NATO'nun 5. maddesi ABD ve İsrail başta olmak üzere batı emperyalizminin güvenliğini sağlamak içindir ve Türkiye'ye bu güvenlik ilkesi doğrultusunda rol verilmek istenmektedir.
Deniz’i asıyorsun İmran’ı işkencede öldürüyorsun sonra bir tane İmran Deniz çıkıp bambaşka bir alandan senin façanı bozuyor. Sosyalizm mücadelesindeki bu sürekliliği bu mirası bu inadı çok seviyorum.
Deniz hiç bir korku emaresi göstermedi ama gösterseydi de gözümde asla küçülmezdi. Çünkü insan amk. Bizim kadar özgürce yaşamaya hakki olan bir insan. Gösteremediğiniz duruşun utancını başkalarını yargılayarak bastıramazsınız.
Deniz'in cesaretine ve duruşuna herkes kadar saygı duymakla beraber sol kesimin basma kalıp duyarlarına da aynı Deniz'in yaptığı gibi karşı çıkmak gerekiyor. Şovunda "bizim ailede en kutsal değer ölü aydınlar" derken Deniz de bunu kastediyordu.
tweetin altına yine başkasının ödeyeceği bedeller üzerinden kahramanlık yazanlar gelmiş.
oysa bu ülkenin tarihi, cesaret eksikliğinden çok başkasının fedakarlığını alkışlayarak vicdan rahatlatan insanlarla dolu. güçlüden yana durup mağdurun hikayesiyle duygulanmak, bu toprakların en eski alışkanlıklarından biri.
deniz'i kardeşim gibi görüyorum. bu yüzden onun içeride değil, dışarıda olmasını isterim. bir insanın haksız yere özgürlüğünü kaybetmesini, topluma moral verecek romantik bir sahne olarak görenlerin önerdiği şey cesaret değil, bedeli başkasına yazılmış bir ahlak gösterisidir.
kurban üretmek de cesaret üretmek değildir.
Türkiye solunun önderlerinden Mahir Çayan'ın bile intihar etmeyi başaramadığı için topa tutuldugu bir dönem var. Arkadaşlar bu insanlar üstün varlıklar degiller. En az bizim kadar ölmekten, öldürmekten, tutsak edilmekten çekinebilirler. Bu gerçeği biraz kabullenin
baştan sona yaptığı eylemi sahiplendi. reklamsız, sansürsüz paylaştı. türkiye’ye döneceğini söyledi. cumhurbaşkanı hakkındaki şakasını tekrar yayınladı. kıvırmadı, eğilmedi, bükülmedi. seni doğuran ana desin ki ben aslan doğurdum. imran deniz göktaş yalnız değildir.
Nisan ayı sonunda sendika yararına yaptığı şova katılmıştım. O günkü şovun aynısını Harbiye'de 5 bin kişiye yapmış. Şu ufacık detay bile ne kadar özel biri olduğunu gösteriyor.
İkinci gösterim Ölü Deniz, bugün 20:00’da, youtube kanalımda yayında.
Harbiye’de çektik, 90 dakika, olduğu gibi, size emanet. sevgiler.
tam şurada olacak: https://t.co/uynn4dJQL5
Yüksekten düşerek ölenler ya kadınlar ya da kimi çocuk kimi dede yaşında işçiler.
Nasıl oluyor da yüksekten düşmek bir ülkede politik bir meseleye, örgütlü bir cinayet biçimine dönüşebiliyor diye sorarsanız Türkiye'deki sosyal, siyasi ve iktisadi çöküşe bakmak lazım.
Türkü Türkün burjuvası s*ker. Yunanı Yunanın burjuvası s*ker. Her millet için durum böyledir ama Türk Türk olmayı Yunan da Yunan olmayı marifet saydığı sürece kendi burjuvası tarafından s*kilmeye mahkum kalacaktır.
Birtek-Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Doruk Maden işçileriyle:
"Eskiden işçiler yeni haklar, daha iyi ücretler için grev yapardı. Bugün geldiğimiz noktada zaten açlık sınırının altında olan maaşlarını, tazminatlarını alabilmek için grev yapıyor"
İŞTE GEZİ'NİN GERÇEK YÜZÜ! 😉
Sizlere, Türkiye'nin bütün renklerinin el ele vererek onurlarını ve umutlarını birleştirdiği Gezi Hareketi'nin ruhunu, özünü aktarıyorum. Bu videoda, olaylardan ziyade, görüş ve düşünceleri öne çıkardım. Kimlerdi onlar? Niçin oradaydılar? İşte yanıtı: 👇
#Gezi13Yaşında #GeziDirenişi
Özgür Özel’in beni en çok endişelendiren tarafı KKnın bu kadar yakınındayken devletin adamı olduğunu bilmiyorduysa büyük bir idrak sorunu olmalı, yok bildiği halde uzlaşma ihtimali üzerinden bu adamları (lütfü savaş, böcek, köksal, çerçioğlu) aday yaptıysa o daha da düşündürücü
Böyle olmadığı için zaten sonunda partiyi bile ellerinden aldılar. Karşınızda devletin sahibi, dümdüz bir güç erki var. Masa başında yapılan hiçbir planın bu iktidara karşı tutma ihtimali yok, satın alamayacakları kimse, gasp edemeyecekleri hiçbir kurum yok.
Senelerdir seçim odaklı siyaset, master planlar, 6li 8li masalar diye diye diye gelinen noktada tüm devlet tek bir kişiye verildi, buna karşı yegane güç olan toplumsal muhalefet tasfiye edildi. Sokakta solun olmadığı ülkede sosyal demokrat parti bile var olamıyormuş, hep birlikte izliyoruz.
Eskiden her seçim yenilgisinde ekşide "ülkeden siktir olup gitmek" başlığı patlardı. Binlerce köle ruhlunun şu an birbirine benzer şeyleri söylediğine eminim.
Fatih Yaşlı'nın yeni kitabını okurken fark ettim, MHP'ce solculara daha 69'dan beri Kürtçü deniyor. Bugün MHP artıkları Kürt meselesi üzerinden "sol eskiden güzeldi, Kürtler bozdu" edebiyatı çekiyor. Silahlı mücadele kısmına girmiyorum zaten.
ODTÜ’de her yıl şenlik düzenlenir. Şenlik günlerinden birinde ise Devrim Yürüyüşü yapılır. 68 kuşağının ODTÜ Stadyumu’nun tribünlerine yazdığı “Devrim” yazısının bir yansıması olarak sahaya mumlarla “Devrim” yazılır, ardından toplu şekilde tribünlere çıkılır.
Lisans ve yüksek lisans yıllarımda ODTÜ’de bu yürüyüşün içerisinde bir örgütleyici olarak defalarca bulundum. Dünkü olaylar hakkında da bilgi aldım. Peki dün ne oldu?
ODTÜ’de gerçekten Türk bayrağı mı indirildi? ODTÜ öğrencileri bayrağa mı saldırdı? Kısaca özetleyeyim:
Önceden hazırlık yapan bir grup tribünlerde yerini aldı ve İlkay Akkaya sahneye çıkınca yuhalamaya başladı. ODTÜ öğrencileri bu gruba tepki gösterip üzerlerine yürüyünce de “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı attılar; muhtemelen diğer öğrencilerin desteğini alabileceklerini düşündüler. Ancak destek bir yana, tepki daha da büyüdü. Arbede kısa sürede kavgaya dönüştü. Provokatör grup tribünleri terk etmek zorunda kaldı. Sonrasında ise sosyal medyada Türk bayrağına saldırı yapıldığı yönünde propaganda üretmeye çalıştılar.
Her grubun bir derneği, siyasi partisi, topluluğu ya da herhangi bir oluşumu var ve herkes oraya kendi sembolüyle geliyor. Peki sürekli olarak “bayrağa saldırıldı” propagandası yapanlar neden kendi sembolleriyle gelmiyor? Sahnede müziğini icra eden sanatçıyı yuhalayıp tepki görünce neden o bayrağın altına saklanıyorlar? Çünkü ODTÜ’de hiçbir zaman kendileri olarak var olamadılar. Her zaman mide bulandırıcı yöntemler kullandılar. Bu da onlardan biriydi.
Bütün liberaller en cahilinden akademik kürsü görmüşüne kadar aynı dahice çıkarımı yapmak zorunda hissediyor kendini. Sizce gerçekten Marx, bu insanların toplumlarındaki en eğitimsiz, en güce tapan adamlar olduğunu bilmiyor muydu?