7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi sıradan bir toplantı değildir. NATO, Türkiye'yi neden birdenbire övmeye başladı?
Çünkü Batı değişmedi. Değişen sadece ihtiyaçlarıdır. Türkiye bir yandan "örnek müttefik" ilan edilirken, diğer yandan Washington'da, Mavi Vatan'a, KKTC'ye ve Doğu Akdeniz'deki milli haklarımıza yönelik baskılar artıyor.
Övgülere değil, sahadaki eylemlere bakmak gerekir. 1945'ten bugüne uzanan jeopolitik çizgide NATO gerçekten Türkiye'ye güvenlik mi sağlıyor, yoksa giderek daha büyük stratejik riskler mi üretiyor?
YouTube programımda Ankara Zirvesi öncesinde buzdağının görünmeyen yüzünü, Batı'nın değişmeyen Türkiye jeopolitiğini ve önümüzdeki kritik süreci tüm yönleriyle ele aldım. İzlemenizi tavsiye ederim.
https://t.co/KZr7V3fwjz
Biz bir savaş mı kaybettik? İşgal mi edildik? Parçalandık mı? Federasyon mu olduk? “Resmi dilimiz Türkçedir’ cümlesi Anayasamızdan çıkarıldı mı??? Sormanız gereken soru: kimin parmakları bu kuklaları oynatıyor??
Enflasyondan söz edilirken, daha çok da geçim zorluğu üstünde durulurken verilen şahane(!) bir örnek var:
"En büyük banknot olan 200 lira ile değil bir kilo et, bir kilo peynir bile alınamıyor."
Merkez Bankası yarın tutup 5.000 liralık banknot çıkarsa kilolarca et de alınır, peynir de...
Elinize 5.000 lira olarak 25 tane 200'lük banknot yerine 1 tane 5.000'lik banknot geçecek, hepsi bundan ibaret.
Banknotun büyüklüğüne takılmayın, elinize geçen paraya bakın!
Freud için semptom, bastırılan çatışmanın yeniden görünür hâle gelmesidir. Benzer şekilde ekonomide de ani kur sıçramaları, yüksek enflasyon ya da hızla artan fiyatlar çoğu zaman yapısal sorunların belirtileridir.
https://t.co/InpoB5lQ47
Türk Denizciliği, ikinci büyük darbesini 1770'de Çeşme’de alır. Ruslar güneye, sıcak sulara inmek, Osmanlı Devleti’ni zayıflatarak bölmek, Ortodoks dayanışması içinde bulundukları ve Osmanlı tebaası olan Yunanlılar arasında isyan çıkartmak ve Rusya yanlısı bir Yunan Devleti kurmak istiyorlardı. Osmanlı-Rus Savaşı (1768 -1774) devam ederken, Aleksey Grigoryeviç Orlov komutasındaki Rus Donanması, Baltık Denizi’nden Akdeniz’e gönderilir.
Osmanlı’da ise gaflet ve dalalet hakimdi. Osmanlı Donanması’nda hesap, hendese, akıl ve bilim yoktu, muzafferiyet için metafizik beklentiler esastı. O dönemde, amirallik makamları ve kalyon kaptanlıkları liyakate göre değil, yakınlık ve rüşvet gibi faktörlere bağlıydı.
Donanmamızın başında bulunan Kaptanıderya Hüsamettin Paşa, düşmanla açık denizde savaşmaktan yana değildi. Emrindekilerin ikazına ve uyarılarına rağmen; donanmayı 1 mil genişliğinde ve 2 mil uzunluğunda olan Çeşme Koyuna soktu ve demirletti. Çeşme önlerine gelen Rus Donanması, 6-7 Temmuz 1770’de, Donanmamızı savaşmasına bile imkân vermeden tamamen yaktı. Bu baskının Osmanlı’ya en büyük maliyeti ise;
1.Osmanlı bu baskından sonra donanmasız kaldı
2.Osmalı artık Karadeniz'i Ruslarla paylaşmak zorunda kaldı.
3.Osmanlı Donanması yetişmiş insan gücünün çok büyük bölümünü kaybetti.
Çeşme Baskını, İnebahtı, Navarin ve Balyoz gibi Türk Denizciliğine büyük bir darbe vurmuştur.
12 Eylül'den Komünizmle Mücadele Dernekleri'ne, Alevi katliamlarından kontrgerilla örgütlenmelerine...
ABD ve NATO'nun çıkarlarını kendi halkının çıkarlarından üstün tutanların isimleri değişti, zihniyeti değişmedi!
Deniz, özünde bir sanatçı ve “küçük üretici”.
Belki SGK lı belki Bağkur’lu.
İşini yaparken, hem de uzun zamandır, sahne sanatı icrasında “hakaret” saptanıyor, ters kelepçe ile kuyu cezaevine atılıyor.
Emsali var mı?
Mesleğini icra eden hangi sanatçı bunu yaşadı?
Yeni bir cinnet
"Tarım hasılasında rekor" söylemini detaylandırmak gerek;
Reel anlamda rekor mu? Baştan söyleyeyim, tersine, daralıyoruz!
Öncelikle hasıla ciro demek. Yani üretim artışı sonucunu hemen çıkaramayız
1) Tarımın GSYH payına bakalım; 2002'de 10% - 2023'te 6% - 2025'te 5%
2) USD bazında Ciro artışı ile kur artışından arındırdığım Tarım Üfe'ye de bakalım;
2023-2025 arası
Hasıla artışı 14.13%
Kur artışından arındırılmış Tarım Üfe 26.97%
Yani, reel bazda Tarım hasılası 10.1% daralmış
Tarımda tüm alanlarda alarm veriyoruz. 0.99% gelmiş aylık enflasyon detayında dahi gıdanın uzun dönemde baskı yapmaya devam edeceği sergileniyor.
Son gelen tarımsal üretime kurumlar vergisi desteği pozitif bir adım ama maliye tek başına yetersiz. Üzerine acilen eğinilmesi, çalışılması gereken bir konu
Aksiyon istiyoruz!
İmarda çifte standart kararlar
İktidarın imar politikalarındaki çifte standart resmi belgelerle kanıtlandı. Başakşehir’de İBB’ye ait arazinin 11 katlık hakkı Bakanlıkça 7 kata düşürülürken aynı zamanlarda Ataşehir’de özelleştirilen Hazine arazisine Cumhurbaşkanlığı kararıyla jet hızıyla 15 kat yapılaşma izni verildi
https://t.co/2f0qt98xmp
Gazze’de 74 bin insanı İsrail ile birlikte katleden, Gazzeli çocukları açlıktan öldüren emperyalist ABD’nin kuruluş yıldönümünü Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü ABD bayrak renklerinde ışıklandırarak kutlamışlar. Yazıklar olsun.
‼️ Başbağlar’da yanan yalnızca evler değil, insanlığın vicdanıydı…
Bebek katili terörist Abdullah Öcalan’ın talimatları doğrultusunda gerçekleştirilen Başbağlar Katliamı’nda; bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden 33 masum ve savunmasız vatandaşımız hunharca şehit edilmiştir.
🇹🇷Başbağlar Katliamı’nın 33’ncü yıl dönümünde aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyor; ailelerine ve büyük Türk milletine bir kez daha başsağlığı diliyoruz.
🇹🇷Bu vahşeti planlayan, emrini veren, gerçekleştiren ve terörü meşrulaştırmaya çalışan zihniyeti dün olduğu gibi bugün de nefretle ve lanetle kınıyoruz.
🇹🇷Terörün hiçbir gerekçesi, hiçbir mazereti olamaz. Aziz şehitlerimizin hatırası önünde saygıyla eğiliyor; milletimizin birliğine, devletimizin bekasına kasteden bu alçak saldırıyı asla unutmadığımızı ve unutturmayacağımızı bir kez daha vurguluyoruz.
🇹🇷 Unutmadık. Unutturmayacağız.
ABD, NATO ve TÜRKİYE
Bir ülke düşünün. Müttefiki tarafından askerinin başına çuval geçirilmiş, ülkesini bölmek için terör örgütü kurmuş, onları desteklemiş, silah ambargosu uygulamış, olmayan bir soykırımı kabul etmiş, ülke menfaatlerine karşı diğer devletlerle her türlü ittifakı yapmış, ülkeye karşı başka ülkelerle ortak tatbikat yapmış, komşu ülkelerde kendisine karşı askerî üsler kurmuş, Kıbrıs gibi ülke için hayati bir konuda karşı cephede yer almış, terör örgütlerine binlerce silah sağlamış, askerî gemisini vurmuş, baskıyla istediklerini yaptırmış bir ülke için ne denir?
Herhalde dost denemez.
Dolayısıyla böyle bir ülkenin başkanı tarafından söz konusu ülkenin cumhurbaşkanı övülüyorsa, dost veya arkadaş olarak tanımlanıyorsa, pohpohlanıyorsa inanılır mı?
Evet NATO toplantısı için gelecek olan ABD başkanından bahsediyorum.
Ben olsam bırakın ABD isteklerini NATO için yapılacak teklifleri de kabul etmezdim. Hele hele çevremizdeki ve dünyadaki hak ve hukuksuz saldırılarını ve Kanada, Venezüela, İran ve bütün Avrupa devletlerine karşı açıktan tehditlerini de göz önünde tutarsanız. NATO’dan çıkma tehdidini de unutmamak gerekir.
Böylesine tutarsız bir kişinin sözlerine güvenip kimse Türkiye üzerinde kumar oynama hakkına sahip değildir.
Türkiye büyük devlettir.
ABD; 1 Mart tezkeresinin kabul edilmemesi sonucu ülkemize 85 bin asker konuşlandırma, limanlarımızı kullanma ve Irak harekâtını topraklarımızdan gerçekleştirme planının suya düşmesi üzerine 4 Temmuz 2003 tarihinde Irak kuzeyi Süleymaniye’de 11 askerimizi başlarına çuval geçirip aşağılayarak esir aldı.
O güne kadar emsali görülmemiş bu küstahlık karşısında Türkiye Cumhuriyeti hükümeti gereken yanıt şurada dursun, ABD’ye bir nota dahi ver(e)medi, hatta soranlara “Ne notası, müzik notası mı?” denildi.
Bu büyük skandal o dönemde herkese, 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal eden İngilizlerin Meclis-i Mwbusan’ı basıp mebuslarımızı tutuklayarak Malta’ya götürmeleri üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın, henüz ortada devlet, hükümet, meclis, ordu bile yokken Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliye Reisi sıfatıyla emir verip derhal Anadolu’daki bütün İngiliz subaylarını, Başbakan Lloyd George’un eşinin kuzeni Yarbay Ravlinson dahil tutuklatması ve ancak Malta’ya götürülen mebuslarımız ile karşılıklı olarak değiştirilmelerini öngören 23 Ekim 1921 Anlaşması’nın imzalanmasından sonra salıvermesi olayını hatırlatmış, acı acı düşündürtmüştür.
Çuval Skandalı’nın 13. yıl dönümünde de ABD küstahlığını şiddetle kınıyorum.
#4Temmuz2003ÇuvalSkandalı
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
Son dönemde sıkça aldığım sorulardan biri: TL pahalı ise ihracat nasıl rekor kırıyor hocam?
Yanıtım: İhracattaki dolar bazlı artış büyük oranda ihracat fiyatlarındaki yükselişten kaynaklanıyor. Reel ihracata bakınca durum o kadar iyi değil👇
Bugün Balyoz kumpasının şehitlerinden, değerli meslektaşım, dava ve koğuş arkadaşım, aziz dostum Amiral Cem Aziz Çakmak'ın aramızdan ayrılışının ve toprağa verilişinin 11. yıl dönümü.
Rahmetle, minnetle, vefayla, özlemle ve saygıyla kendisini, onun şahsında tüm kumpas şehitlerimizi anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.
İnsanlar makamlarıyla değil, geride bıraktıkları eserlerle ve uğruna bedel ödedikleri değerlerle hatırlanırlar.
Cem Aziz Çakmak da Cumhuriyet Donanmasına yaptığı büyük hizmetlerle, yetiştirdiği denizcilerle ve Mavi Vatan idealine kattığı değerlerle sonsuza kadar yaşayacaktır.
2008 yılında Bahreyn'de düzenlenen uluslararası bir toplantıda Amerikalı 5. Filo Komutanı Amiral William Gortney'in kendisine söylediği "Artık Türk Donanması Amerikan Donanmasına rakip hâline gelmiştir" sözü hafızalardadır.
Ardından FETÖ eliyle kurulan Balyoz kumpası geldi. Cumhuriyet Donanmasının en nitelikli komutanları sahte dijital delillerle hedef alındı.
Cem Çakmak da kendi vatanında Hasdal ve Silivri'de 3,5 yıl özgürlüğünden mahrum bırakıldı. Beraatini gördü ama cezaevinde yakalandığı amansız hastalık onu 3 Temmuz 2015'te bizlerden kopardı.
Onu sadece kaybetmedik, Cumhuriyet Donanmasının en seçkin komutanlarından birini, Türk milletinin sessiz kahramanlarından birini kaybettik.
Bugün geriye dönüp baktığımda en çok hatırladığım, mahkeme salonlarında korkuya teslim olmayan vakur duruşu, ihanete boyun eğmeyen karakteri ve güce değil hakikate sadık asil ruhudur.
Kimi yaşayanların korkaklığına, dönekliğine ve güç karşısındaki teslimiyetine inat, o dimdik ayakta kaldı.
Şüphem yok ki Bahriyenin Atatürk'ten aldığı gerçek ruh onu sonsuza kadar bağrına basacaktır.
Cem Aziz Çakmak bugün Türk milletinin kalbinde, Mavi Vatan'ın derinliklerinde, Cumhuriyet Donanmasının ufkunda seyreden her savaş gemisinin pruvasında yaşamaya devam ediyor.
Rotan cennet olsun güzel kardeşim. Seni unutmadık, unutmayacağız.
🇹🇷 Kıbrıs Girit Olmasın
Dr. Cihat Yaycı:
“Bugün herkesin hafızasına kazınması gereken bir tarihî ders vardır: Kıbrıs, Girit olmasın.
Neden bunu söylüyorum?
Çünkü 1890’lı yıllarda Yunanistan, Girit’te isyanlar çıkardı. Ardından 1897 yılında Girit’e asker çıkardı.
Bunun üzerine Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı Ordusu’nu harekete geçirdi. 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda ordumuz Yunan kuvvetlerini ezip geçti ve Atina kapılarına kadar ulaştı. Askerî bakımdan tartışmasız bir zafer kazanıldı. Hatta birçok tarihçiye göre Osmanlı Devleti’nin son dönemindeki en kesin askerî zaferlerden biridir.
İşte tarihimizi çok iyi bilmek zorundayız.
Peki sonra ne oldu?
Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya, İtalya ve Avusturya-Macaristan devreye girdi. Büyük devletlerin baskısıyla Osmanlı ile Yunanistan masaya oturtuldu ve 1897 İstanbul Antlaşması yapıldı.
Savaş neden yapılmıştı?
Girit’in özerkleşmesini önlemek için.
Ama masada ne oldu?
Zafer kazanan Osmanlı Devleti, Girit’e özerklik verilmesini kabul etmek zorunda bırakıldı. Böylece Muhtar Girit Devleti kuruldu. Başına da Yunan Kralı’nın oğlu Prens George getirildi.
Sonuç ne oldu?
1913 Balkan Savaşı’nın ardından Girit tamamen Yunanistan’a bırakıldı.
Yani savaş meydanında kazandığımız Girit’i, diplomasi masasında kaybettik.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Kıbrıs, Girit olmasın.
Bugün yaşanan gelişmelere dikkat edin.
18 Haziran’da Avrupa Parlamentosu raporu yayımlandı.
Ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs konusunda yeni çözüm arayışları gündeme geldi.
Hemen sonrasında Amerikan Kongresi’nde Michael Rubin konuştu.
Dikkat edin…
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti demiyor.
“Kuzey Kıbrıs” bile demiyor.
Sürekli “Occupied Cyprus” (İşgal Altındaki Kıbrıs) ifadesini kullanıyor.
Geçen yıl söylemiştim.
“Kıbrıs’ta bir karışıklık çıkarmaya çalışacaklar.” demiştim.
Şimdi de NATO Zirvesi’ni işaret ederek, “Kıbrıs meselesini NATO gündemine taşıyın.” çağrısı yapıyor.
Bir taraftan Birleşmiş Milletler üzerinden NATO’nun garantörlüğü tartışılıyor.
Diğer taraftan Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’taki askerî varlığı hedef gösteriliyor ve meşru varlığımız gayrimeşru gösterilmeye çalışılıyor.
Aynı dönemde İsrail hükümeti adına yapılan açıklamalarda, “Kuzey Kıbrıs sadece Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin değil, bizim de meselemizdir.” deniliyor.
Yetmiyor…
PKK elebaşlarından Duran Kalkan da “Dana’nın kuyruğu Kıbrıs’ta kopacak.” ifadesini kullanıyor.
Şimdi bütün bu gelişmeleri yan yana koyun.
Avrupa Parlamentosu…
Birleşmiş Milletler…
NATO tartışmaları…
Amerikan Kongresi…
İsrail’in açıklamaları…
PKK’nın söylemleri…
Bunların hiçbirini birbirinden bağımsız değerlendiremezsiniz.
Bunların hepsi aynı büyük resmin parçalarıdır.
Onun için tarih bize sadece geçmişi anlatmaz.
Gelecekte yapılacak hataları da önceden gösterir.
Girit’in hikâyesi tekrar yaşanmamalıdır.
Kıbrıs, Girit olmamalıdır.