Bu günlerde değerini daha iyi anlıyoruz. Mekânın cennet olsun "Güzel" adam. Hasan Celal Güzel'in yıllar önce yazdığı o yazı:
"Sayın Milletvekillerine ithaf olunur- Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir 'enayi' olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren 'beytülmal'ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse 'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle 'eşşek gibi' çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana 'uykusuz müsteşar' adını takıp uçup kaçtığımı söylerdi ama 'Ne akılsız adam yahu!' şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde 'T.C. Hükümeti' yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafam ve Elifim, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!...
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur... Meselâ, bendeniz milletvekiliyken -birkaç zarurî toplantı dışında- Meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörl�� telefonlarla yapardım. O zaman 'beleş' cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışındatek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete 'Zengin girilir, fakir çıkılır'. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP'taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran'daki daireyi; YDP'nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya'daki ev ile dedemden kalan Gaziantep'teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alınteriyle hak ettiği 'Vakıflar Genel Müdürü' olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse... ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan 'kıyak emekliliği' reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı'yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!...
***
Şimdi 70'ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm kitaplarım... Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda 'Dikili ağacım dahi yok'. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, 'Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?' lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün 'enayiliğime' rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allahıma hamd ediyorum."
🇹🇷Türkiye'de Gizli Kast Sistemi
Sınıfın belliyse yaşantın %90 bellidir.
🔸Kanun elitleri halktan korumak için vardır
🔸Kastlar geçiş kan -din ile olur.
🔸Elitler 5. Sınıfın kimliğinde gizli
🔸Goyyimler yönetime karışamaz
🔸Gelirin %70'ini ilk 3 kast alır vergi vermezler ++
Nobel Barış Ödülü sahibi #TawakkulKarman, gazeteciler tarafından giydiği başörtüsünün akıl ve eğitim seviyesi ile orantılı olmadığı yönünde eleştiriler aldı.
O da cevap verdi:
"İnsan ilk zamanlarda neredeyse çıplaktı ve zekası geliştikçe kıyafet giymeye başladı. Bugün olduğum ve giydiğim şey insanın başardığı en yüksek düş��nce ve medeniyet seviyesini temsil ediyor” dedi.
Amerika, Ingiltere, Japonya basta olmak uzere dunyanin bircok ulkesinde Covid asilarinin yan etkileri didik didik incelenip, mahkemelerde, bilimsel toplantilarda, senatoda, gazetelerde dile getirilirken …ben (biz) de bu haberleri sosyal medyaya tasidigimizda… hic bir ulkede gorulmeyen bir DIRENC, linc etme, vs. hala buyuk bir israrla sadece Turkiye’de devam etmekte… Bunun sebebi nedir? Ingilizce eksikligi falan mi? Inat mi? Ben dedigimden donmem tarzi bir sozum ona kararlilik mi? Nedir yani? Konu insan sagligi yahu? Biraz kafanizi kaldirin ve acaba diye sorun! Hem paylasan bizlere saldiracaginiza paylastigimiz ana kaynaklara saldirsaniza? Cok bilmisler!
İtalya’nın Brescia ve şehrindeki 39 çocuk ve bu çocukların velileri ile öğretmenleri, Gazze'de öldürülen 20 bin erkek ve kız çocuğunun isimlerini ve ya��larını haftalarca beyaz kumaş şeritlerine yazarak aşağıdaki eylemi gerçekleştirdiler.
Biz de bunu akıl edecek irfan kalmadı.
Türkiye'de yaşadığımız felaket sonrası boşa çıkan binlerce konteyner ev var, bunları Gazze'ye göndermeliyiz.. Önümüz kış, çadırla barakayla olacak iş değil bu..
Bu konuyu gündemde tutmalıyız..
Sudan’da bir anne ve çocuk, infaz edilmelerinden hemen önce birbirlerine son kez ve sımsıkı sarılmış.
BAE ve İsrail işbirliğinde Sudan’da korkunç bir kıyım yaşanıyor.
Tek başına şu fotoğraf karesi, Sudan’daki zulmün tıpkı Gazze’deki gibi nasıl arşa çıktığını anlatıyor.
Üniversitede ders aldığım değerli bir hocamız şöyle derdi:
“Doğru inşa edilmiş bir betonarme bina hasar alabilir ama yıkılmaz.”
Bu videoyu her izlediğimde o söz aklıma gelir.
"16 yaşındaki genç güzel bir kızı eve girdirip tecavüz etti. Kız dışarı çıktığında yarı ölü gibiydi"
1948'de İsrail böyle kuruldu!
İsrail'in kurucu çeteleri işledikleri tecavüz ve katliamları gülerek itiraf ediyorlar.
Nekbe: 600 Filistin köyü yağmalandı. Tecavüz cinayet gasp her suç işlendi .
750 bin Filistinli o gün mülteci oldu
Norveç'in İsrail maçının ardından Erling Haaland:
"Bu maçı uzun zamandır bekliyordum. Şimdi gerçekleştiğine göre, özellikle adını bile anmak istemediğim o takıma karşı bu büyük galibiyetten dolayı çok mutluyum."