Ayşe Barım meselesini ve sanat camiasında patlayan skandalı bilmeyenler için kısaca anlatayım. Titanik buzdağına çarptı ama en üstteki lüks salonda parti hala devam ediyor.
"İddiaya göre" bir menajer hanımefendi, çok ünlü bir kadın oyuncunun eşcinsel bir şarkıcıyla sevgili gibi görünmesi karşılığında, şark��cının gerçek sevgilisi olan yine çok ünlü bir işadamından 5 milyon euro para almış. Olayı dün camianın içinden birisinden bütün detayları ile dinledim. Zaten bu mesele bir sır olmaktan çıkmış ve o camiada herkes tarafından biliniyormuş. Yani bu ünlü menajer, milyonlarca genç kadın hayranı olan şarkıcıya bir işadamından aldığı ücret mukabilinde bir kariyer planlaması yapmış. Kendisinin ünlü ettiği bir kadın oyuncuyu, eşcinsel şarkıcının koluna takarak ona erkeksi bir imaj çalışması yürütmüş. Tabi buradaki hedef sektörün içindekiler değil onlar zaten durumu biliyor, asıl hedef şarkıcının milyonları bulan kadın hayran kitlesi. Plana göre bir süre sonra da ayrılık haberleri servis edilip zaten hiç yaşanmamış olan bu ilişki bitirilecekmiş. Bunlar işin dedikodu ve iddia kısımları. Yalansa da gerçekse de şaşırmam zaten o dünya, bu imaj çalışmalarının üzerine kurulu. Gelin biz o dünyadaki korkunç düzene ve bizi asıl ilgilendiren muazzam toplum mühendisliğine bakalım. Ayşe Barım kim ve sistemin neresinde size onu anlatayım.
Bütün bu tantanayı koparan oyuncu/yapımcı/menajer topluluğu aslında üç beş bin kişiden oluşuyor. Bu topluluğun çoğu, aslında ta Yeşilçam döneminde gördüğümüz ve o dönem yine topluma istikamet çizen oyuncu ve yapımcılarla akraba. İnanılmaz bir oranda Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlardan oluşuyor bu topluluk. Yahudi kökenliler ve Yahudi örgütleri ile yoğun ilişkileri olanlar ise genellikle yapım şirketi sahipleri. Her yapım şirketinde mutlaka Rotary kulüpleri vs ibarelerini muhakkak görürsünüz gittiğiniz zaman. Zaten bunu saklamaz hatta gözünüze sokmaya çalışırlar. Bunların şirketleri %99 oranında Levent'tedir. O manolya, karanfil vs gibi çiçek isimli sokakları biraz dolaşırsanız hepsini görürsünüz. Tabi bu kriterleri karşılamayan ama tamamen dönüşmüş ve biat etmiş küçük bir azınlık da var bu topluluğun içinde. Erdoğan bunların tam ortasına devasa bir cami yaptı geçen sene o yüzden çok kudurdular mesela.
İşte bu topluluk, AK Parti'nin başlattığı kalkınma hareketi sonrasında özellikle 2000'li yılların başında altın çağını yaşadı. Sektör, bir anda sekiz kat büyüdü ve Türkiye, ABD'den sonra en çok proje üreten 2. ülke haline geldi. Maalesef muhafazakar mahalle aslında kendi iktidarı sebebiyle gelişen bu sektöre gereken önemi vermedi ve büyük ölçüde meselenin dışında kalmayı tercih etti. İşte o dönemde bu topluluk rahat rahat çalıştı ve kendi tekelini kurdu. Oyuncusundan yapımcısına, teknik ekiplerine kadar sektör, belirli bir ideolojik görüşün eline geçti.
Kurdukları sistemin nasıl çalıştığını kısaca anlatmaya çalışayım. Tahmin ettiğiniz gibi sistemi besleyen reklam gelirleri. Ana akım medyada izlediğiniz bütün dizilerin var olma amacı, milyarlarca dolarlık reklam pastasından pay almak. Bu pastayı TV kanalları, uluslararası dijital platformlar, yapım şirketleri, menajerlik ve oyuncu ajansları aralarında paylaşıyor. İşte bugün kopan tantana, bu yukarıda bahsettiğim topluluğun tam bu noktada kurmuş olduğu tekelden kaynaklanıyor. Bugün bağımsız bir yapımcı bu tekele dahil olmadan yada ortaklık yoluyla haracını vermeden ana akım tv kanallarında bir proje yapamıyor. Bazı büyük yapım şirketleri, TV kanallarının kilit noktalardaki isimleri ve menajerlik ajansları buna ellerindeki imkanlarla engel oluyor. Mesela TV kanallarının dramalar müdürleri projenizi onaylamıyor, menajerlik şirketleri de size oyuncu vermiyor. Elinizde çok iyi bir proje varsa da sizi kendi çalıştıkları yapım şirketlerine yönlendirip küçük ortak olmanız seçeneğini sunuyorlar.
Ama tabi mesele sadece milyarlarca dolarlık bu pastayı paylaşmakla bitmiyor. Bu tekeli kuranlar, yaptıkları projelerle ve oyuncuların popülaritesini kullanarak toplum mühendisliği de yapıyor. Mesela bir talimatla bünyelerindeki bütün oyuncuları Gezi Parkı'nda toplayıp kolkola sokuyorlar. Her seçimde oyuncular üzerinden kendi destekledikleri adaylar lehinde mesajlar attırıyorlar. Yangın, deprem gibi felaketlerde yine halkı kışkırtıyor ve ödül törenlerinde kendi oyuncularına devlet ve hükümet aleyhinde konuşmalar yaptırıyorlar. Bunu kabul etmeyen oyuncuları da piyasadan siliyorlar. Böyle bir gücün karşısında hangi oyuncu durabilir ki? Hangi oyuncu hem TV kanallarını, hem yapım şirketlerini hem de menajerlik ajanslarını karşısına almayı göze alabilir. Tabi bunun sonucunda tamamen muhaliflerden oluşan bir sanatçı/oyuncu kitlesi ortaya çıkıyor.
Tabi bir de sponsorluklar meselesi var. Otomobil, giyim, kozmetik vs firmaları bu oyunculara sponsor oluyor. Pek çok jönün altındaki araba, firma tarafından verilmiş durumda. Televizyon reklamından çok daha ucuz ve etkili bir yöntem. Bir oyuncu hayatında giymeyeceği bir markanın tişörtü ile iki fotoğraf verip milyonlarca lira kazanıyor. Tabi bu da paylaşılan bir gelir. Kozmetik ürünlerinin reklam yüzlerini zaten biliyorsunuz. İşte oradaki gelir de sistem içinde paylaşılıyor. Öyle tekten yedirmiyorlar kimseye.
Tabi bu sistem bütün diğer bütün kapitalist unsurlar gibi fazla güç yüklemesinden patlama noktasına gelmiş durumda. O kadar çok kişiyi yediler ve o kadar çok mağdur ürettiler ki artık dışarıda kalanlar, çoğu yine muhalif olmasına rağmen bu sistemi yıkmaya çalışıyor. Nitekim yıllardır yüzlerce benzerini yaptıkları yukarıda anlattığım imaj çalışmasını, işte bu sistemin dışında bırakılanlar ifşa etti. Para ve şöhret karşılığında kişiliksizleştirilmiş ve karkas et gibi alınıp satılan kadınların, neyi ne kadar söyleyebileceği menajerler tarafından belirlenen ve cinsel tercihi dahi imaj çalışmalarının ürünü olan köleleştirilmiş erkeklerle dolu feodal yapıya, oradan kaçan köleler dinamit attı resmen.
Yani bugün toplum kurgu dizi üreten bu toplululuğun gerçek olarak gösterilen hayatlarının da aslında bir kurgudan ibaret olduğunu öğrendi. Yani asıl filmi gerçek hayatta çekiyorlarmış. Yıllardır söylenegelen kültürel hegemonya da aslında büyük ölçüde bu filmin kendisi. Ortada bir hegemonya var ama kültürel değil. O da buzdağına çarpmış durumda. Bakalım kaptanı kaçacak mı yoksa filmdeki gibi gemisiyle birlikte batmayı mı seçecek? Final sahnesini izleyip görelim.
Bu gün hayatının en önemli günü.
Hala nefes alabildiğin,
hala hayret edebileceğin,
hala yeni bir şeyler öğrenebileceğin,
hala fikrini değiştirebileceğin,
hala hayal kurabileceğin bir gün olduğu için...
Kıymetini bil...
SMA kampanyasının 'kirli' yönü bazı küresel şirketlerin insanımızın iyi niyetini suistimal etmesidir. Samimi duygularla hareket edenlerin t��m çabaları masumdur. SMA Bilim Kurulumuzun uygun gördüğü her tedavi, uygun görülen her hastaya uygulanmaktadır. Konu mali değil, insanidir.
Dostum Fikri TEZCAN’ın oğlu Yiğit gibi tüm SMA hastası çocuklarımızın yaşaması için yetkililerimizin gerekli hassasiyeti göstereceklerine ve etkili sonuç alıcı tedavilerin ülkemizde de yapılması konusunda gecikmeden adım atacaklarına gönülden inanıyorum. #yigityasamakistiyor
Hayat, içinde yaşattığın dünyanın içinde yaşadığın dünyayı yaratıp şekillendirmesinden ibaret. Kendine farkında olmadan anlattığın hikayelerin hayatına nasıl yön verdiğini görebilseydin hikayelerin gücünü de anlayabilirdin.
Milva - Bella ciao https://t.co/8J8TJscyRO @YouTube aracılığıyla İtalyan folk müziğin en popüler örneği olan bu şarkı ilk Po ovasında sefil koşullarda çalışan işçilerden yükselmiş bir feryattır. Partigiani'lerin marşı haline gelmiştir.
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı #1MAYIS
Dışa doğru atılan her adım, aynı zamanda içe doğru atılmış bir adımdır. Bu sebepledir ki bir sorunun çözümünde rol oynayabilecek bir adımı atmayıp karşımızdaki kişiden beklemek, paha biçilmez bir kendini tanıma ve dönüştürme fırsatından kendini mahrum etmektir.
Okunacak o kadar çok kitap, izlenecek o kadar çok film-dizi-belgesel, gezilecek o kadar çok yer varken sıkılmayı seçmek, insanın kendine yapabileceği en büyük ihanet. Bana öyle geliyor ki akıllı insanın sıkılmaya vakti kalmamalı.
Öyle bir lider düşünün ki, onca başardıı şey arasında küçücük çocuklara, şu an bile hâlâ hiç bir ülkede olmayan koskoca bir bayram hediye ediyor.
Zamannn çok ötesinde bir adam..
Her şey için teşekkürler, seni seviyoruz#Atam ❤
Kutlu #23Nisan 🎈
#April23InternationalChildrensDay