“Başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir.
Bu yüzden, onu anlamak istersen, söylediğine değil, söylemediğine kulak ver.” İnsan, sustuğu şeyler kadardır ve insan insanı, anlatamadığı yerden anlayabiliyorsa yakındır.
@s_sbukucu_81264@ajansmuhbir1923 İnanç dışında sosyolojik kültürel yapı da yerlerdeydi yerin dibine girdi ... Tam bir kokuşmuş çöplüğe döndü ülke... Bu da büyük bir başarı es geçmeyelim
@AvarBanu Sevgili Banu hanım arzulayabilir, isteyebilirler elbette doğaldır. 💁🏼♀️ Ve fakat önden, bu arzuları karşılığında, Japon başkanın ilk kez görüp şaşırıp kaldığı, her ülke başkanının da mutlaka tattığı buz gibi soğuk bardak sularımızdan ikram ettik kendilerine. ☺️
@ayybidur@daktilock Belki 0,001 dir o da belki. Şu kahvaltı servisinde sunulan yiyeceklerin en alasını en ücra dağ köyüne gitseniz...hem de çok daha leziz kalitede yersiniz. Hiç ağzına sürmemiş insan sayısı da neredeyse yoktur. Bu ülkede açlık yok. Darlık var doğru ama yokluk yok.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı birlikleriyle karşılama yapılması hakkında konuştu.
• Liderlerin hepsi övgüyle bahsettiler. Muhteşemdi dediler.
• Hatta bazıları biz yeni çerilerinizi tanırız dediler.
• Güzel değil mi?
"Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar." Dünya insanı resmi okudu da ülkemin insanı bunu okuyamadı işte!..
📌 Bulgar yazar Sophia Proneikos,
Ankara'daki NATO Zirvesi'nde en etkileyici bulduğu anları paylaştı:
Tarih, beni şaşırmaktan asla vazgeçmeyen bir alışkanlığa sahiptir. Neredeyse hiç kaybolmaz. Sadece kendini o kadar zarif bir şekilde sunmayı öğrenir ki, modern insanlar buna törensel protokol demeye başlar.
Tam da bu yüzden, Ankara'daki NATO Zirvesi'nin en büyüleyici sahnesi, müzakere masasının etrafında gerçekleşmedi. Bu sahne, ilk el sıkışmadan hemen önce yaşandı; yirmi birinci yüzyılın en güçlü askeri ittifakının liderleri, dünyanın en eski askeri bandosu olan "Mehter"in sesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hoş geldin derken, önlerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı yüzyıllarını temsil eden tarihi üniformalı askerler duruyordu.
Ne muhteşem bir tarihsel süreklilik hissi: Savaş sonrası dünyanın sembolü olarak 1949'da kurulan bir askeri ittifak, kökenleri on üçüncü yüzyıla uzanan bir askeri geleneğin müziği eşliğinde bir Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na giriyor. Mehter asla sıradan bir askeri bando değildi, bir silahtı. Osmanlı orduları Belgrad'a, Konstantinopolis'e, Rodos'a, Mohaç'a veya Viyana'ya doğru ilerlerken duyulan ilk şey, devasa "kös" davullarının gök gürültüsüydü; ardından "zurnalar"ın keskin sesi, sonra pirinç trompetler ve çarpan zil sesleri geliyordu; çünkü müzik sadece orduyu eşlik etmiyordu, ordunun bir parçasıydı; amacı askerleri eğlendirmek değil, savaştan çok önce düşmana bir imparatorluğun bizzat onlara doğru geldiğini söylüyordu.
Avrupa'nın Osmanlı İmparatorluğu ile karşılaşmalarından sonra Batı ordularının kademeli olarak Osmanlı davullarını, zillerini ve sözde "Türk usulü"nü benimsemesi tesadüf değildir; bu usul daha sonra Mozart, Haydn ve Beethoven'ın müziğine bile yolunu bulacaktı, çünkü bazen tarih bir medeniyeti kılıçla fethetmez.
Bir ritim yeter.
Ve tam da bu yüzden bu töreni bu kadar büyüleyici buldum; kimse Osmanlı İmparatorluğu'nu canlandırmaya çalışmıyor diye değil, Türkiye'nin büyük medeniyetlerin her zaman anladığı bir şeyi anladığını fark ettiğim için: Geçmiş bir yük değil, bir dildir ve o dili konuşmayı bilen uluslar tarihlerini sadece nutuklarla anlatmazlar,
çünkü bazen birkaç davul vuruşu yeter.
@Pergament_F
@ozetgechaber Keşke bu gerzek zihinlere sahip sağlıklı bedenlerinizi Tanrı alıp hastanelerde gün yüzü görmek isteyen hasta insanlara verse ama işte adaletsiz dünya! Gereksizler yaşıyor gerekliler yaşamak için savaş veriyor.