Malum illet tayfa yine “Eleni’ye haksızlık yapılıyor” dediğimde çıldırıp buraya toplanacak ama olsun, sezon finalinde sinirimden konuşamadığım şeyi şimdi afiş vesilesiyle tekrar konuşalım. Senarist ve yönetmenin tercihleri derken beni en çok hayal kırıklığına uğratan sahne bu olabilir. Eleni’yi neden bu kadar geri plana attıklarının en belirgin örneklerinden biri çünkü.
Eleni anne babasını yeni bulmuş, sevdiği adamın ihanetini öğrenmiş ve Oruç’tan daha yeni ayrılıp gelmiş. Üstelik sevdiği adamın kendi ailesini korumak için ondan anne babasını saklamış olmasının yükünü de taşıyor. Bir yanda ailesiyle ilgili öğrendiği gerçekler, diğer yanda Oruç’un yaptığı seçimin yarattığı kırgınlık… Tüm bunlar üst üste binmişken Eleni büyük bir duygusal yükün tam ortasında.
Ama böyle bir noktada Eleni’nin sahnede tek başına kenarda oturtulmasını gerçekten anlamıyorum. Eleni hayatının en büyük kırılmalarından birini yaşarken Esme, Fadime’nin saçını okşuyor; Adil de onların yanında ama Eleni’nin yanında değil. Bütün sıcaklık ve yakınlık başka tarafa kuruluyor, Eleni ise resmen sahnenin dışında bırakılıyor.
Hadi diyelim Esme’ye Fadime’yi teselli ettirdiniz. Peki Adil neden Eleni’nin yanında değil? Neden onu teselli ederken, onunla ilgilenirken görmüyoruz? Sahnenin hem Esme hem de Adil tarafında ciddi bir tutarsızlık var.
Peki sizce bu bilinçsiz bir tercih mi? Bence hayır. Gayet bilinçli bir tercih. Çünkü Eleni’nin yaşaması gereken duygusal anlar sürekli başka karakterlere veriliyor.
Hikâye Eleni’nin ailesiyle, Eleni’nin hayatıyla ilgili ama gidip Fadime’yi bu hikâyenin içine sıkıştırıyorlar. Hatta Eleni’nin Oruç’tan hesap sorması gereken yerde bile İso’dan hesap soran Fadime’yi görüyoruz. Eee ama hikâye Eleni’nin hikâyesi. Onu ne yapacağız?
Üstelik oyuncu olarak Ava’ya da büyük haksızlık yapılıyor. Eleni’nin hem ailesiyle hem Oruç’la yaşayabileceği tonla kırılma, gösterebileceği tonla duygu var. Ama Ava’ya bunları oynayabileceği alan bile verilmiyor. Eleni’nin sahneleri başka karakterlere veriliyor; Eleni’nin hak ettiği büyük dramalar yerine başka karakterlere altı boş dramalar yazılıyor.
Bu yüzden ben bunu artık sadece bir “sahne tercihi” olarak görmüyorum. Eleni’yi sürekli arka plana atmak, onun hikâyesinin odağını başka karakterlere vermek ve karakterin hakkı olan sahneleri elinden almak gibi geliyor. Ve evet, bu hikâyede en büyük haksızlığın Eleni karakterine yapıldığını düşünüyorum.
Yeni sezon afişinde Eleni’nin Esme’nin dizinde yatması güzel bir görüntü olabilir ama benim için artık bunun tek başına bir önemi yok. Çünkü her şeyi zamanında ve hakkıyla yapmak gerekiyor. Bir afiş karesiyle bir sahnenin yerini dolduramazsınız.
Asıl Eleni karakterinin hakkını yeni sezonda ailesiyle ve Oruç’la olan sahnelerinde versinler de bakalım.
#TaşacakBuDeniz
Ya ne çok boş konuştun cidden. Sana şöyle uzun uzun yazardım da hiç kendimi yoramayacağım. Sen bu kafayla devam et, olur mu? Ne olur buraya da bir şey yazma, inan senin o gereksiz ve boş fikirlerini hiç umursamıyorum. Sen bildiğin gibi sanmaya devam et.
Kafanıza vura vura söylüyorum; ben burada senarist eleştiriyorum diye ama yok anlamıyorsunuz. Sanki Esme senin ailenden biriymiş gibi gelip bir de karakter savunuyorsun. Şu fanatikliği bir bırakın da adamakıllı eleştirip adamakıllı dizi izleyelim.
Ayrıca Fadime ile Esme sahneleri de aşırı zorlama; asla etkileyici bir yanı yok ve çok çiğ duruyor. Zamanında kızının mevlidine almak istemeyen de Fadime’ydi bu arada, onu unutmuşsun.
Bu arada sen hiç tasalanma; senaryoda Eleni ile Oruç kötü yazıldığında da eleştiriyoruz. Sizin gibi değiliz.
EsDil’cilerin anlamadığı çok net bir nokta var: Biz Esme’nin anneliğini eleştirirken Deniz Baysal’ı eleştirmiyoruz. Eleştirdiğimiz şey Esme karakterinin yazımı. Oyuncunun değil; senaristin, yönetmenin ve yapımın tercihlerini konuşuyoruz.
Mesela hangi anne, 20 yıl boyunca öldü sandığı kızını bulduktan sonra onun canıyla cebelleştiği bir anda hastaneden çıkıp gider? Kızının kalbi duruyor, Hicran içeri giriyor diye trip atıp hastaneyi terk ediyorsun ve sabaha kadar kızının yanına uğramıyorsun. İçeri giremese bile kapının önünde sabaha kadar oturması gereken kişi Esme. Kızı daha yeni hayata dönmüş ama Esme ertesi güne kadar hastaneye uğramıyor. Eleni hastaneden çıkıyor, eve geliyor, yemek yeniyor, akşam oluyor; Esme’nin aklına kızı ancak o zaman geliyor. Oruç arayıp "Hicran’la Eleni eve çıktı" deyince mi hatırlanır? Peki, o saate kadar neredeydin? Mesela 20 yıl boyunca öldü bildiğin kızını bulduysan, onun hakkında 7/24 bir şeyler öğrenmek, yanında olmak, onu tanımaya çalışmak istersin.
Bir başka örnek: Eleni ile Fadime’yi arıyorlar; Fadime diye bağırıp ağlıyorsun ama Eleni’nin esamesi okunmuyor. Sen 20 yıl sonra kızını yeni bulmuşsun, o anda ağzından çıkması gereken ilk isim Eleni.
Sonra “Esme’nin sevdası gitti, Eleni’nin babası geldi” gibi bir cümle kuruluyor. Bu nasıl bir mantık? O senin kızın, senin canın. Kızın kaçırılmış, Şerif’in elinde ve ne yapacağı belli değil. O sırada “Fadime’nin kınasını yapamadık”noktasında kalmak nasıl bir karakter tercihidir.
Timur önlerini kesiyor ve Esme’nin ilk koştuğu kişi yine Fadime oluyor. Yönetmen Eleni’yi başka tarafa oturtup Esme’yi ilk ona koşturabilirdi, değil mi? Ama bunu tercih etmiyorlar. Bu yüzden yaşananlar tesadüf değil, bilinçli tercihlerdir.
Aynı şekilde Eleni, sevdiği adamın ihanetini öğrenmiş, ondan ayrılmış ve perişan hâlde. Buna rağmen Eleni’nin Esme’nin dizine yatması gerekirken, Fadime Esme’nin dizinde yatıyor ve Esme Fadime’nin saçlarını okşuyor. Eleni oradayken bu sahne tercihinin yapılması kurgusal açıdan açıklanamaz.
Ve tekrar söylüyorum: Bunların hiçbirini Deniz Baysal’ın oyunculuğuna bağlamıyoruz. Deniz Baysal’ın emeğine yapılan asıl haksızlık, Esme’yi zaten böyle yazmaktır. Senaristin neden böyle bir anne figürü çizdiğini sorgulamak gerekiyor.
Adil ile Eleni’nin baba-kız ilişkisi gayet güzel yazılabiliyorsa, Esme ile Eleni’nin anne-kız ilişkisi de aynı kalitede yazılabilir. Demek ki mesele oyuncular değil; senaristin, yönetmenin ve yapımın tercihleri.
Biz zamanında kendi sevdiğimiz karakter olan Eleni’nin yazımını da eleştirmedik mi? “Bu karakteri neden böyle yazıyorsunuz?” diye senaristlere sormadık mı? Karakter daha tutarlı olsun diye sesimizi çıkarmadık mı? Çünkü sevdiğimiz karakteri eleştirmekten çekinmiyoruz.
Siz de “Esme neden böyle yazılıyor?” diye sormanız gerekirken, biz bunu dile getirdiğimizde “OrEl’ciler Deniz’den nefret ediyor, EsDil’den nefret ediyor” diyorsunuz. Hayır; oyuncuyla hiçbir derdimiz yok, aksine oyuncuya yapılan haksızlığı dile getiriyoruz.
Biz karakterlerin hikâyeye uygun, tutarlı ve altı dolu yazılmasını istiyoruz. Bunu yapabildiklerini zaten ilk bölümlerde gördük. Eleni’nin de Esme’nin de çok daha iyi yazılabileceğini biliyoruz.
Bir de kalkıp “Eleni küçük yazılsaydı, çocuk oyuncu oynasaydı dram daha iyi geçerdi” deniyor. O zaman hikâyenin temelini değiştirmiş olursunuz. Küçük bir çocuk Yunanistan’dan gelip ailesini tek başına nasıl bulsun? Hikâyenin özgün tarafı zaten Eleni’nin yetkin bir yetişkin olarak Yunanistan’dan gelip ailesini aramasıdır. Diziyi birazda olsun klişeden ayıran farklı kılan nokta burası zaten.
Kısacası biz oyuncuları değil, senaryodaki tercihleri eleştiriyoruz. Esme’yi sevmediğimiz için değil, karakterin hak ettiği gibi yazılmasını istediğimiz için konuşuyoruz. Kendi sevdiğimiz karakterleri bile yeri geldiğinde eleştiriyorken, sizin de körü körüne savunmak yerine “Esme bir anne olarak neden böyle yazılıyor?” diye bir kez olsun senariste sormanız gerekir. #TaşacakBuDeniz
Asıl illet kitle EsDil’cilermiş, biz OrEl’ciler safsafık gerçekten. Diziyi izliyorsunuz ama ne izlediğinizi anlıyorsunuz ne de savunduğunuz şeyler için tek doğru bir argümanınız dahi yok. Gerçek hayatla dizi kurgusunu bile ayırt edemeyecek noktaya gelmişsiniz. Bir diziyi bu kadar yanlış ve boş yorumlayan başka bir kitle görmemiştim. İnsan gerçekten “Siz ne izliyordunuz?” diye sormadan edemiyor.
#TaşacakBuDeniz
Bu EsDil’cilerde oyuncu performansı ile senaryo tercihini ayırt edecek reel/kurgu ayrımı asla yok. Savundukları tek bir doğru argüman bile yok. Ben senaristin annelik kurgusundaki mantık hatalarını sorguluyorum, siz hâlâ oyuncuyu savunma derdindesiniz. Kafanız basmıyor mu; ben senarist ve yönetmenin tercihlerini eleştiriyorum. Asıl haksızlık oyuncunun emeğini Esme’nin bu tutarsız yazımına kurban etmektir.
Bir de gelip "Eleni vefasız, asıl Fadime vefalı, Esme-Fadime izleyelim" diye saçmalıyorsunuz. Fadime’yi hikâyeye entegre edeceğiz diye Esme’nin anneliğini harcıyorlar. Eleni ile yaşanması gereken anne-kız sahnelerini yerine Fadime ile saçma sapan diyaloglu sahneler yazıyorlar. Bu kız Esme’nin üvey kızı değil, 20 yıl sonra bulduğu kendi öz kızı! Esme ve Eleni’nin hak ettiği anne-kız sahnelerini talep edeceğiniz yerde, argümanınız kalmayınca laf ebeliği yapıp konuları saçma sapan yerlere çekip duruyorsunuz. Karakter eleştirisi ile oyuncu düşmanlığı arasındaki farkı anladığınız gün diziyi de daha sağlıklı izleyebilirsiniz.
#TaşacakBuDeniz
EsDil’cilerin anlamadığı çok net bir nokta var: Biz Esme’nin anneliğini eleştirirken Deniz Baysal’ı eleştirmiyoruz. Eleştirdiğimiz şey Esme karakterinin yazımı. Oyuncunun değil; senaristin, yönetmenin ve yapımın tercihlerini konuşuyoruz.
Mesela hangi anne, 20 yıl boyunca öldü sandığı kızını bulduktan sonra onun canıyla cebelleştiği bir anda hastaneden çıkıp gider? Kızının kalbi duruyor, Hicran içeri giriyor diye trip atıp hastaneyi terk ediyorsun ve sabaha kadar kızının yanına uğramıyorsun. İçeri giremese bile kapının önünde sabaha kadar oturması gereken kişi Esme. Kızı daha yeni hayata dönmüş ama Esme ertesi güne kadar hastaneye uğramıyor. Eleni hastaneden çıkıyor, eve geliyor, yemek yeniyor, akşam oluyor; Esme’nin aklına kızı ancak o zaman geliyor. Oruç arayıp "Hicran’la Eleni eve çıktı" deyince mi hatırlanır? Peki, o saate kadar neredeydin? Mesela 20 yıl boyunca öldü bildiğin kızını bulduysan, onun hakkında 7/24 bir şeyler öğrenmek, yanında olmak, onu tanımaya çalışmak istersin.
Bir başka örnek: Eleni ile Fadime’yi arıyorlar; Fadime diye bağırıp ağlıyorsun ama Eleni’nin esamesi okunmuyor. Sen 20 yıl sonra kızını yeni bulmuşsun, o anda ağzından çıkması gereken ilk isim Eleni.
Sonra “Esme’nin sevdası gitti, Eleni’nin babası geldi” gibi bir cümle kuruluyor. Bu nasıl bir mantık? O senin kızın, senin canın. Kızın kaçırılmış, Şerif’in elinde ve ne yapacağı belli değil. O sırada “Fadime’nin kınasını yapamadık”noktasında kalmak nasıl bir karakter tercihidir.
Timur önlerini kesiyor ve Esme’nin ilk koştuğu kişi yine Fadime oluyor. Yönetmen Eleni’yi başka tarafa oturtup Esme’yi ilk ona koşturabilirdi, değil mi? Ama bunu tercih etmiyorlar. Bu yüzden yaşananlar tesadüf değil, bilinçli tercihlerdir.
Aynı şekilde Eleni, sevdiği adamın ihanetini öğrenmiş, ondan ayrılmış ve perişan hâlde. Buna rağmen Eleni’nin Esme’nin dizine yatması gerekirken, Fadime Esme’nin dizinde yatıyor ve Esme Fadime’nin saçlarını okşuyor. Eleni oradayken bu sahne tercihinin yapılması kurgusal açıdan açıklanamaz.
Ve tekrar söylüyorum: Bunların hiçbirini Deniz Baysal’ın oyunculuğuna bağlamıyoruz. Deniz Baysal’ın emeğine yapılan asıl haksızlık, Esme’yi zaten böyle yazmaktır. Senaristin neden böyle bir anne figürü çizdiğini sorgulamak gerekiyor.
Adil ile Eleni’nin baba-kız ilişkisi gayet güzel yazılabiliyorsa, Esme ile Eleni’nin anne-kız ilişkisi de aynı kalitede yazılabilir. Demek ki mesele oyuncular değil; senaristin, yönetmenin ve yapımın tercihleri.
Biz zamanında kendi sevdiğimiz karakter olan Eleni’nin yazımını da eleştirmedik mi? “Bu karakteri neden böyle yazıyorsunuz?” diye senaristlere sormadık mı? Karakter daha tutarlı olsun diye sesimizi çıkarmadık mı? Çünkü sevdiğimiz karakteri eleştirmekten çekinmiyoruz.
Siz de “Esme neden böyle yazılıyor?” diye sormanız gerekirken, biz bunu dile getirdiğimizde “OrEl’ciler Deniz’den nefret ediyor, EsDil’den nefret ediyor” diyorsunuz. Hayır; oyuncuyla hiçbir derdimiz yok, aksine oyuncuya yapılan haksızlığı dile getiriyoruz.
Biz karakterlerin hikâyeye uygun, tutarlı ve altı dolu yazılmasını istiyoruz. Bunu yapabildiklerini zaten ilk bölümlerde gördük. Eleni’nin de Esme’nin de çok daha iyi yazılabileceğini biliyoruz.
Bir de kalkıp “Eleni küçük yazılsaydı, çocuk oyuncu oynasaydı dram daha iyi geçerdi” deniyor. O zaman hikâyenin temelini değiştirmiş olursunuz. Küçük bir çocuk Yunanistan’dan gelip ailesini tek başına nasıl bulsun? Hikâyenin özgün tarafı zaten Eleni’nin yetkin bir yetişkin olarak Yunanistan’dan gelip ailesini aramasıdır. Diziyi birazda olsun klişeden ayıran farklı kılan nokta burası zaten.
Kısacası biz oyuncuları değil, senaryodaki tercihleri eleştiriyoruz. Esme’yi sevmediğimiz için değil, karakterin hak ettiği gibi yazılmasını istediğimiz için konuşuyoruz. Kendi sevdiğimiz karakterleri bile yeri geldiğinde eleştiriyorken, sizin de körü körüne savunmak yerine “Esme bir anne olarak neden böyle yazılıyor?” diye bir kez olsun senariste sormanız gerekir. #TaşacakBuDeniz
Eleni o dönemde Hicran’ı annesi sanıyordu ve haliyle o travmatik durumda Hicran’a tutunmaya, onunla bir bağ kurmaya çalışıyordu. Bilmediği bir gerçek üzerinden Eleni’yi "Esme’nin yanında olmadı" diye suçlamak hikayeyi okuyamamaktır.
Üstelik gerçeği bilirken Esme’nin kendisi susuyordu. Faturaya mantıksız bir şekilde Eleni’ye kesmek mantık dışı.
Burada asıl eleştirilmesi gereken şey karakterlerin nankörlüğü veya kimin daha çok yanında olduğu değil, senaristin tercihlerindeki kolaya kaçma hali. Mesele asla "Fadime Esme'yle daha iyi " meselesi değil. Asıl sıkıntı, senaristlerin anne-kız sahnelerine alan açmak, o derin ve travmatik bağı işlemek yerine, Fadime’ye zorlama bir hikaye alanı yaratmak için Esme’yi bir araç olarak kullanması. Fadime’yi sırıtan bir şekilde o hikayeye monte etmeye çalışırken, Eleni ile Esme arasındaki o gerçek potansiyeli harcaması. İzleyiciye o anne-kız duygusunun geçmemesinin sebebi, senaristin bu ilişkiyi yazmayı becerememesi veya tercih etmemesi.
Kısacası, senaryo eleştirisini karakterlerin günlük hayattaki insan ilişkileriymiş gibi yorumlayıp olayı "Fadime daha vefalı" sığlığına indirirken, dizinin anlattığı ana hikayeyi de senaryo kurgusunu da zerre anlamamışsın demektir. Bunu size anlatmak da gerçekten deveye hendek atlatmaktan zor.
Şimdi arkadaşlar gerçekten açık ve net konuşalım. Bu afiş olmuş mu? Sanki yapay zekayla oluşturulmuş bir görsel gibi yani bu kadar uğraşıp neden böyle bir tercih yaptınız ki #TaşacakBuDeniz
Daha derin, daha içten, daha zalim. ❤️🔥
Karadeniz’de yeni bir fırtına başlıyor! Ama bu sefer omuz omuza savaşacağız. 🌪️
#TaşacakBuDeniz 2. sezonuyla çok yakında @trt1'de!
Yazacak hiçbir mantıklı cümlesi olmayınca "malakas", "mal", "körlük hastalığı" diye hakaretler savurup ergen üslubuyla gülücük atan biri bana Türkçe dersi vermeye kalkmasın bir kere.
"Biz" derken senaryonun gidişatından memnun olmayan, karakterlerin doğru yazılmasını isteyen izleyicileri ve topluluğu kastettiğimi anlamayıp, oradan "kıvırıyorsun" diye ucuz laf ebeliği yapman sadece okuduğunu anlamadaki yetersizliğini gösterir. Sene başından beri Oruç’un da, Eleni’nin de hatalı yazılan sahnelerini, hikâyeye uymayan davranışlarını herkesten önce ve en sert şekilde eleştiren bizdik zaten. Biz sizler gibi sevdiğimiz karakterleri körü körüne kutsamıyoruz; "Oruç" karakteri de dâhil olmak üzere tutarsız yazılan her sahnesini bas bas bağırarak eleştirdik. Karakterler doğru ve altı dolu yazılsın diye senaristlere ilk sesi çıkaran yine bizdik.
Ama sizin gibi körü körüne savunanlar, en küçük senaryo eleştirisinde bile karakter fanatikliği yapıp gözünü kapatmayı tercih ettiği için herkesi kendiniz gibi zannediyorsunuz. "Sözde" savunmaya çalıştığınız dizinin senaryosunu konuşacak altyapınız da, düzeyiniz de olmadığı için sıkışınca hemen terbiyesizleşip, "Deniz'e tweet atmadın" diye bekçilik yapmaya çalışıyorsunuz. Her zaman senaryoda Esme karakterine haksızlık yapıldığını yazdım zaten. Deniz’e de asla hakaret etmedim. Daha benim neyi eleştirdiğimi anlamamışsın.
Sen önce o çirkin, hakaret dolu üslubunu düzeltip bir insanla nasıl konuşulacağını öğren. Hakaret etmek haklı yapmaz, sadece cevap verecek zekâ ve içerikten yoksun olduğunu tesciller. İki satır senaryo analizi okuyunca bünyen kaldırmadıysa takip etmezsin, olur biter.
Yazılan analizlere verecek tek bir mantıklı cevabınız, kuracak iki satır senaryo cümleniz kalmayınca belaltı vurmaya, "Manas Destanı" diyerek aklınızca emeği ve fikri küçümsemeye çalışmanız tam olarak çaresizlik göstergesi.
Kaçıncı defa söylemem gerekiyor bilmiyorum ama bir kez daha Türkçe anlatayım: Ben zaten en başından beri kendi adıma konuşuyorum! Başka insanların ne attığı, ne yazdığı beni ilgilendirmez. Kimsenin avukatı ya da aklayıcısı değilim. Benim profilim açık, söylediklerim ortada. Tek bir hakaretim, tek bir çirkinliğim yokken bana sürekli "fandomunuzun %98'i" diyerek ezbere yaftalamalarla gelmeniz tamamen konuyu saptırma çabası.
Karakter yarıştırmaya, "seninkisi katil, benimkisi melek" kafasına girip işi sidik yarışına çeviren sensin. Biz burada hikâyeyi, yazım kalitesini ve duygusal tutarsızlıkları konuşuyoruz; sen ise romantize ettiğin karakteri korumak için çizgi film seviyesinde mantık yürütüyorsun. Okumaya, iki satır fikir üretmeye üşeniyorsan bu senin sorunun. Senaryoyu eleştirecek altyapın yoksa kişilere saldırmayı bırak da en azından daha fazla komik duruma düşme.
Hikâyeyi kendi işinize geldiği gibi çarpıtarak bir yere varamazsınız. Eleni’nin Furtuna konağına taşınma süreci "gurursuzluk" değil, ailesini ve geçmişini arayan ama arada sıkışmış, kendi gerçekliği ile hayal dünyasında kalmış bir insanın kimseye yük olmama çabası olarak yazıldı. Ama siz sırf Esme'nin hatalı yazımını aklamak için olayı Eleni’yi karalamaya getirmekten çekinmiyorsunuz.
Hastanede öyle bir mevzu "olmadı" diyemezsiniz. Kızının hayati tehlikesi varken ve kalbi durmuşken anneyi o kapının önünden uzaklaştırıp, ortalık durulana kadar uğratmamak tam olarak bir senaryo tercihidir. Bir anne, şartlar ne olursa olsun o hastane koridorunu terk etmez, edemez. Bunun mantıkla veya "en doğrusunu yaptı" kılıfıyla açıklanacak bir tarafı yok; bu tamamen senaristin duygusal bağı kuramaması ve odağı başka olaylara kaydırmasıdır.
Eleni'ye yazılan saçmalıkları yeri geliyor biz de kabul etmiyoruz ve zaten zamanında eleştirdik diyorum. Ama Eleni’nin yazımındaki mantıksızlıklar, Esme’nin anne olarak pasifize edilmesini ve sahnelerinin arkaya atılmasını meşrulaştırmaz. İki karakterin de kötü yazıldığı noktalar varken, siz Eleni’nin üzerine yüklenip Esme’nin buz gibi ortada duran senaryo hatalarını "en mantıklısı buydu" diye savunmaya çalışıyorsunuz. Boş şeylere takılmıyoruz; bir dizinin temelini oluşturan en insani ve ana duygusal bağın, yani anne-kız ilişkisinin harcanmasını eleştiriyoruz.
Ben burada bir topluluğun veya fandomun temsilcisi olarak değil, kendi adımla ve kendi fikirlerimle yazıyorum. Başkasının attığı tweetlerin, söylediklerinin ya da üslubunun sorumlusu ben değilim; olamam da. Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki hiçbir fandom tek bir kişiden oluşmuyor ve herkesin fikri aynı olmak zorunda değil.
Yazılan koskoca senaryo eleştirisini, verdiğim somut sahne örneklerini ve anne-kız sahnelerindeki eksiklikleri değerlendirmek yerine; durmadan başkalarının hatalarını önüme sürüp "seni ciddiye almam" demek, açıkça tartışmaktan ve haklı tarafları kabul etmekten kaçınmaktır.
Madem siz de anne-kız sahnelerinin az yazıldığını ve artması gerektiğini düşünüyorsunuz, o zaman noktası noktasına aynı şeyi savunduğumuz bir konuda sırf ben "o taraftayım" diye söylediklerimi yok saymanız ne kadar makul? Benim ne Deniz Baysal'la bir derdim var ne de o çirkin söylemleri destekleyen bir üslubum. Kendimi ve fikrimi ifade etmek için kimseden icazet alacak değilim. Argümanı konuşmak yerine kişiyi itibarsızlaştırmaya çalışmayı bırakırsanız, aslında ne kadar haklı bir noktaya değindiğimi siz de göreceksiniz.
Benim yazdığım eleştiriyle, eklediğiniz ekran görüntülerindeki insanların yaptığı eleştirileri birbirine karıştırmayalım. Ben Deniz Baysal’ın mimiklerini, özel hayatını, çocuk sahibi olmak isteyip istememesini ya da oyunculuğunu eleştiren hiçbir şey yazmadım. Anne-kız sahnelerinin geçmemesinin sebebini de Deniz’in şahsına bağlamadım.
Siz başkalarının Deniz’e yönelik eleştirilerini ekran görüntüsü olarak paylaşmışsınız; fakat bunların benim söylediklerim olduğunu nereden çıkardınız? Benim yazdığım metinde olmayan eleştirileri bana yöneltip sonra da “Deniz’i eleştirmiyoruz diyorsunuz ama…” diye cevap vermeniz, aslında benim ne yazdığımı değil, başka insanların söylediklerini tartışmak oluyor.
Benim söylediğim çok net: Esme karakterinin anneliğinin ve Eleni’yle olan ilişkisinin senaryoda yeterince iyi işlenmediğini düşünüyorum. Verdiğim örnekler de karakterin senaryodaki eylemleri ve anne-kız sahnelerinin nasıl yazıldığıyla ilgili. Deniz Baysal’ın özel hayatıyla veya kamera arkasındaki davranışlarıyla ilgili değil.
Dolayısıyla bana başkalarının tweetlerini gösterip “bakın siz Deniz’i böyle eleştiriyorsunuz” demek yerine, benim gerçekten yazdığım eleştirileriyi anlamaya çalışman daha mantıklı olur.
#TaşacakBuDeniz
Kamera arkalarında denizin her mimiğini eleştirip anne kız sahnelerinin geçmeme sebebi olarak onu gösterin bu da yetmezmiş gibi anne kız sahnelerinin geçmeyişini kadının kendi hayatında çocuk sahibi olmak istememesine bağlayın ama biz denizi eleştirmiyoruz deyip paragraf döşeyin+
Yazdığım koskoca metinden, verdiğim somut sahne örneklerinden ve yaptığım senaryo analizinden anladığınız tek şey buysa vay hâlinize. “Deniz” ve “Baysal” kelimelerinin arasına bir sözcük girince ayrı ayrı eleştirilmiş oluyormuş… Gerçekten bu seviyedeki bir kelime oyunuyla alay ettiğinizi sanıp, üstüne bir de haklıymış gibi gülücükler saçmanız, konuyu savunacak tek bir mantıklı argümanınızın kalmadığının en net kanıtı.
Orada ne kastettiğimi aklı başında olan herkes çok iyi anladı: Ben karakterin adının “Esme”, oyuncunun adının ise “Deniz Baysal” olduğunu özellikle ayrı ayrı belirterek, eleştirimin hedefinin oyuncunun şahsı veya emeği değil, senaristin yazdığı Esme karakteri olduğunu net bir şekilde ifade ettim.
Ama işte senaryodaki tutarsızlıkları, harcanan anne-kız sahnelerini ve hatalı kurguyu savunacak tek bir mantıklı cümleniz olmayınca, böyle ucuz dalgaların ve komik kelime oyunlarının arkasına sığınmanız çok normal. Dalga geçmeye çalışırken aslında kendi sığlığınızı sergiliyorsunuz, haberiniz olsun.
#TaşacakBuDeniz
Yine konuyu sıkışınca ship kavgasına getirmek tam olarak bahsettiğim şey. Benim hangi karakteri veya çifti sevdiğim, senaryodaki bariz yazım hatalarını ve tutarsızlıkları görmeme engel değil. Kaldı ki biz yeri geldiğinde kendi sevdiğimiz karakterin ve çiftin de hatalı yazımlarını eleştirmeyi bilen insanlarız.
Konu Oruç veya başka bir karakterin hataları değil; konu Esme’nin 20 yıl sonra bulduğu kızıyla olan anne-kız ilişkisinin senarist tarafından sürekli arka plana atılması, eksik ve mantıksız yazılması. Cevap verilecek somut bir senaryo argümanınız kalmayınca "önce kendi shipinize bakın" diyerek konuyu saptırmanız, aslında Esme'nin annelik sahnelerindeki bu savrukluğu sizin de savunacak mantıklı bir gerekçe bulamadığınızı gösteriyor.
Biz karakterleri körü körüne ilahlaştırmıyoruz, hikâyenin ve yazımın kalitesini sorguluyoruz. Kendi tuttuğunuz tarafı savunmak için mantıklı bir senaryo analizi yapmak yerine diğer karakterlere ve shiplere sığınmayı bırakırsanız, neyi eleştirdiğimizi belki daha net anlayabilirsiniz.
#TaşacakBuDeniz
Or ve El shipleyen biri esmenin anneliğini eleştiremez. Oruç ailesi Eleniyi öldürse ailemdir onlar ceza almasın diyecek duruma gelmiş önce kendi shipinizin sorunlarınla ilgilenin sonra Esmenin olmayan hatalarına bakarsınız.
Bireysel olarak atmadığım tweetlerin, dâhil olmadığım oyuncu linçlerinin faturasını bana kesip genel bir “fandom suçlaması” üzerinden savunma yapmanız doğru değil. Ben bu yazıda tamamen kendi gördüğüm, somut sahnelerle desteklediğim kurgusal tercihlerden bahsettim. Deniz Baysal’ın şahsına veya kamera arkasına dair tek bir olumsuz ifadem olmamasına rağmen, başkalarının yaptığı çirkinlikleri bana mal edip “kötü niyetli” ilan etmeniz argümanı çürütmüyor, aksine kişiselleştiriyor.
Gelelim bahsettiğiniz sahne tercihlerine ve “travma” analizine. Esme’nin özdeğersizlik duygusu veya yaşadığı ağır travmalar bir karakterin derinliği için harika alt metinlerdir, buna itirazım yok. Ancak bir senarist, karakterin travmasını işlerken ana dramatik aksı, yani 20 yıl sonra bulunan evlat bağını, sürekli arka plana atıyorsa bu bir kurgu tercihidir. Kızının kalbi durduğu an hastaneden çıkıp Şerif’e plan yapmaya gitmek karakterin “fedakârlığı” olarak pazarlanabilir; fakat seyircinin ve annelik dramasının gerektirdiği duygusal karşılığı veren sahne bu değildir. Seyirci orada eylem yapan stratejisti değil, kapıda gözyaşı döken anneyi arar. Senarist ve yönetmen duyguyu Şerif tarafına kaydırmayı seçmiştir. Bizim eleştirdiğimiz şey tam olarak bu yazım ve sahne tercihidir.
Aynı şekilde Fadime ve Eleni arasındaki dengeye baktığımızda da bunu görüyoruz. Dizi boyunca Esme’nin Fadime ile olan sahnelerindeki odak ve duygu yoğunluğu, Eleni ile olan sahnelerinden çok daha baskın yazıldı. Eleni tam yanındayken ve hayatının en büyük travmalarından birini yaşarken; ihanet, kaçırılma vb. durumlarda sahne odağının Fadime’ye veya kına-düğün muhabbetlerine kayması tesadüf değil. Kamera kullanımı, karakterlerin sahnedeki konumu ve diyalogların sıralanışı bile yönetmen ve senaristin neyi öne çıkarmak istediğini gösteriyor. Biz de tam olarak bunu soruyoruz: Eleni gibi hikâyenin ana damarlarından biri olan bir karakter varken odağın sürekli Fadime üzerinden kurulması neden?
Zaten siz de “Diziyi çift dizisine çevirdiler, Esme’yi içeri sokmadılar.” diyorsunuz. İşte bizim söylediğimiz şeyle aynı noktaya geliyorsunuz. Senarist çift sahnelerine yer açmak veya başka entrikaları yürütmek için Esme’nin annelik sahnelerini harcadı. Siz buna “çift sahnesi yüzünden Esme’ye haksızlık yapıldı” diyorsunuz, biz de “senarist Esme’yi ve anne-kız ilişkisini kötü yazdı” diyoruz. Ortada bir iki yüzlülük yok; senaryonun önceliklerinin yanlış belirlendiği konusunda aslında aynı şeyi söylüyoruz.
Adil ile Eleni arasındaki baba-kız ilişkisine baktığımızda da bunu daha net görüyoruz. İlişkileri son derece doğal, sahneleri dolu ve duygusu seyirciye geçen bir şekilde yazılabildiyse, Esme ile Eleni’nin ilişkisi neden aynı özenle yazılmadı? Demek ki yazılabilirmiş. Problem Esme karakterinin “mükemmel olmaması” değil; karakterin eylemlerinin ve annelik reflekslerinin seyirciye geçecek kadar derin işlenmemesi.
Ben oyuncuyu da, emeğini de gayet iyi ayırt edebiliyorum. Sırf senaristin ve yönetmenin hatalı tercihlerini dile getirdiğimiz için bizi “kötü niyetli” veya “Esme nefretçisi” ilan etmek yerine; keşke’leri, tutarsızlıkları ve hakkı teslim edilmeyen anne-kız sahnelerini kabul etmek bu kadar zor olmamalı. Biz daha iyi bir yazım istedik. Oyuncunun performansını değil, senaryodaki tercihleri eleştirdik.
#TaşacakBuDeniz
Kusura bakmayın ama siz ‘sadece senaryoyu eleştiriyoruz’ noktasını geçeli çok oldu. Siz görmemiş olabilirsiniz ama biz burada aylarca ‘anne-kız yazın, anne kız sahneleri istiyoruz’ diye bas bas bağırdık.
Ayrıca verdiğin örneklerin büyük bir kısmı da çarpıtma. Tek tek açıklamayacağım. Çok yazdım çünkü. Örneğin 20. Bölüm hastaneden çıkış. Esme sabaha kadar ağlayarak beklemiş zaten, kendi ağzıyla söylüyor. Hastaneden çıkma sebebi de, kazayı yaptıranın Şerif olduğunu düşündüğü için bir an önce plan yapıp, onu üstüne çekmek. Arkasından Emine’yi, sonra da Gezep’i gönderdiğini unutuyorsunuz.
Yaptığı şeyler, yapmadıklarından çok iken, kötü yazılmış şeylere odaklanıp pireyi deve yapıyorsunuz. Ama Esme’nin asıl travmasının ‘kendi değersizliği’ olduğunu analiz edemeyip, onun kendisini öncelemediği için yaptığı şeyleri ‘anneliğine’ vuruyorsunuz. Neyi görmek istiyorsanız onu görüyorsunuz. Esme sizin gördüğünüz kadar Fadime düşkünü olsaydı, Şerif’in Fadime’nin canını tehdit etttiğini öğrendiğinde onu korumaya çalışırdı. Esme kendisini her zaman Eleni ve Adil için feda etti, onun sevgi dili buydu, ama görmek istemeyince görülmüyor demek ki.
20 yıl evladının acısını çekmiş kadına, 20 bölüm anne olduğunu söyletmediler. Eleni’yi saçma sapan bahaneler ile Furtuna’ya taşıttırdılar. Bunu da Esme Furtuna’dan gittiğinde yaptılar. Saçma sapan olaylar ile uzatıp durdular. Diziyi çift dizisine çevirdiler, o lanet 20. Bölüm de bunun en büyük örneği. Kızının yanına girmek isteyen kadını, bir şekilde oraya sokmadılar. Oradaki çift sahnesini övüp, Esme’nin olmamasını Esme’nin yazımına bağladığınızda iki yüzlülük yapmış oluyorsunuz. Bütün bunların haksızlığını tartışacağınıza, büyük resmi görmeden küçük detaylarda boğulup aylarca en dar açıdan Esme linçlendi. Kadının saniye bakışlarına kadar linçlemişken, ‘biz eleştiriyoruz’ diyince olmuyor.
Esme boşandı, Eleni ilk Adil’e sarıldı, Esme kaçırıldı, Eleni Adil diye bağırarak ambulanstan indi. Eleni ‘annem beni hiç emzirmemiş’ diye çok üzülmüşken, Esme’nin onu emzirmesini öğrenişine sevinmeyi geçtim, gemi sahnesinde intikam aracı olarak kullanıldı. İki tarafta da yazılmayan bir ilişki varken, aylardır her dizideki anneyi Esme ile kıyaslayıp, nefret etkileşimlerine oynamışken, EsDil fandomdan yer yer misilleme yapıldı diye, masuma çekemezsiniz kendinizi. O yapışanı da onaylamıyorum, ama siz aylarca Esme’ye denilen yüzlerce pisliğe laf etmemişken, belki de 15-20 tweete ,ayların birikimi ile yazılmış, laf etmem.
Ayrıca gayet Esme eleştirme altında Deniz’e de demediğinizi bırakmadınız. Kamera arkası videosundaki düşük modundan dolayı neler dediğinizi gayet iyi hatırlıyorum. Sonradan kadının nasıl bir süreçten geçtiği ortaya çıktı.
Gerçek eleştiri görmek istiyorsan profilim açık, ta marttan anne-kız yazmamalarını eleştiri tweetleri bulacağına, tek bir Eleni’ye kötülük bulmayacağına eminim.
Sonuç olarak Esme kötü anne olarak değil, ‘anneliğini yapamayan, kendi değerini bilmeyen, kızının en çok değer verdiği babasına kavuşsun diye canından bile vazgeçen, diğer insanlara da iyilik yapan’ iyi bir insan olarak yazıldı. Mükemmel olmasını beklemeseydiniz siz de böyle okurdunuz, ama sadece Esme’den mükemmellik beklerken herkese hata payı bırakıp, anlamayı seçtiniz.
O yüzden şimdi kendi eksikliğinizi ve kötü niyetinizi EsDilciler üzerinden aklayamazsınız.
#Taşacakbudeniz #EsDil
@edabaysalll Aynı zorbalığı Ava’ya yapan EsDil’cileri de konuşalım o zaman. Ayrıca ben kötü konuştum mu bu eleştirinin muhattabı ben miyim kim dediyse ona yazmalısın. Ben sadece karakter yazımında ki hataları söylüyorum. İki üç kendini bilmez, ne fandomu temsil ediyor ne de beni.