TRUMP’IN AÇIKLAMASININ TAM TÜRKÇE HALİ:
-Erdoğan’ı beğeniyorum. Şunu söyleyeyim, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı beğeniyorum.
-Bizi harika karşıladı. Önümüze kırmızı halı serdi. Kendisi müthiş biri.
-Savaşa girebilirdi. Pek çok kişi söylüyor, mesela Bibi gibi. Bibi'yi severim, bence Bibi harika bir savaş dönemi başbakanıydı.
-Ama Bibi dün Türkiye ve Erdoğan hakkında sert şeyler söyledi ve ben de dedim ki, bak ben kendisiyle konuştum, savaşa girebilirdi dedim; çünkü İsrail'i pek sevmez, Bibi'yi de pek sevmez ve benim sayemde girmedi.
-Ki Türkiye bir askeri güç, milyonlarca askeri var, Türkiye çok güçlü, en iyi teçhizatlarımızın birçoğuna sahipler, F-35'leri almaya çalışıyorlar ama girmedi.
-Girmeyi istiyordu, eğer ben olmasaydım girerdi. Girerdi ve diğer tarafta yer alırdı, her ne kadar diğer tarafı da sevdiğini düşünmesem de; çünkü kendisi gayet aklı başında biri, onlar ise tamamen çıldırmış durumda.
-Ama sonuç olarak, biliyorsunuz bize karşı doğru davrandıklarını düşünüyorum.
@NeslihanKarassu Genç arkadaş son derece haklı. Beyaz yaka kültürü diye bişey yoktur, varsa da sikiyim o kültürü. İşçisin işte, tüm meselen patronu zengin etmek. Biraz daha zengin edeyim diye hayatımdan veremem. Helal olsun sana çocuk. Patronun amına koyim
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
O sırada Selcen Çatlı’nın melek babasının işlediği suçlar;
- Uyuşturucu kaçakçılığı (1984)
- Abdi İpekçi cinayeti (1979)
- 7 TİP’li öğrencinin katledilmesi (1978)
- Görevli polise ateş etmek (1977)
- 16 Mart katliamı (1978)
- Uyuşturucu kullanımı (Ölümünden sonra yapılan otopside kanında kokain tespit edilmiştir)
6 yıl önce Emre Günsal’ın tutuklanmasına herkes sessiz kaldı! Bugün Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına karşı çıkanlar o gün de seslerini çıkarsalar bu ülkede özgürlükçü bir damardan bahsedebilirdik… Maalesef Türkiye herkesin sadece kendi mahallesine ağladığı bir ülke…
Oğlum karikatürümü çizmiş, beynimin içinde tereyağ var, beynim yok yani, tebrik ettim güldüm, çünkü ben büyüğüm, büyüklüğümü biliyorum, beynim de var ayrıca, ben de bilirdim oğlumu Cimer’e şikayet etmeyi :)
İstanbul Fatih'te bir kişi, trafikte tartıştığı sürücünün camını yumrukla kırdı.
Yakalanan sürücüye 180 bin lira ceza kesildi, aracı 60 gün trafikten men edildi ve ehliyetine 60 gün süreyle el konuldu.