demin leylanın mecnuna “seni de odandan ettik kusura bakma” dedikten sonra mecnunun ona “o nasıl laf o odanın duvarları bile tanır seni” dediği kısmı izledim yine, içim bir garip oldu.
Birini özlerken, onu hatırlatan yerlerden uzak durursak acının da biraz hafifleyeceğini sanırız. Oysa bazen, onun hiç görmediği bir yerde bile ona anlatacak bir şey çıkar karşımıza. C. S. Lewis, eşinin ardından şöyle yazmıştı:
“Yokluğu gökyüzü gibi, her şeyin üzerine yayılıyor.”
her şey belirsizken, her şey mümkündür. önünü göremiyor olman yolun olmadığı anlamına gelmez. bazen hayatın en güzel dönemleri, ne olacağını bilmediğin o boşlukta şekillenir. belirsizlik yalnızca korkunun değil, ihtimalin de evidir
Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabında:
“Herkesin, gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ekler:
“Çünkü öyle bir an olur ki, insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir.”
Sevdiğimiz biri bizi kırdığında aslında iki şey birden kaybederiz: Onu kaybederiz, üstüne bir de onun gözünde gördüğümüz kendimizi. Bazı hayal kırıklıklarının bir ayrılıktan uzun sürmesi bundandır.
biz o bankta oturmuşuz kâlu belâ'dan beri.
kaç bahar görmüşüz kim bilir kaç zemheri.
ilk kez ayın halesine sırnaşığım;
yaşım yirmi yedi.
sana kırk senedir aşığım