“Ne yaparsanız yapın soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”
— Aliya İzzetbegoviç
31 yıl önce bugün, Avrupa’nın göbeğinde, “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da 8.372 Boşnak kardeşimiz dünyanın gözleri önünde katledildi.
İnsanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu soykırımı unutmadık, unutmayacağız.
Bir kısmı saldırdı
Bir kısmı kandırdı
Bir kısmı katliama izin verdi
Bir kısmı vahşetten zevk aldı
Bir kısmı izledi
Bir kısmı yok saydı
Batı medeniyeti dediğin tek dişi kalmış canavardı
#SrebrenitsaKatliamı
"Müfredatta 'Kurtuluş Savaşı' ifadesini kullanmayacağız, 'Millî Mücadele' diyeceğiz. Neyden kurtuluyoruz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı. Biz 'Millî Mücadele' diyoruz."
Bu sözleri söyleyen kişi, geleceğimiz olan çocuklarımızı ve eğitim sistemimizi emanet ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.
Sayın Bakan, "Kurtuluş Savaşı" Osmanlı'ya karşı verilmiş bir savaş değildir. Osmanlı Devleti'nin topraklarını işgal eden emperyalist güçlere karşı verilen bağımsızlık mücadelesidir.
"Neyden kurtuluyoruz?" sorusunun cevabı da budur: İşgallerden, emperyalizmden ve Sevr'i dayatan güçlerden.
Kaldı ki Mustafa Kemal Atatürk; Millî Mücadele, İstiklâl Harbi ve Kurtuluş Savaşı kavramlarının üçünü de kullanmıştır. Her biri farklı bağlamı ve kapsamı ifade eder. Tarihî kavramları ideolojik tartışmalara değil, birincil kaynaklara göre değerlendirmek gerekir.
Bugün Hünkar İskelesi Antlaşması’nın yıl dönümüydü.
1833’te Osmanlı, Mehmet Ali Paşa isyanının oluşturduğu tehdidi bertaraf etmek için Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması’nı imzaladı.
Ancak bu antlaşma yalnızca bir güvenlik anlaşması olarak kalmadı. Boğazlar gibi devletin en stratejik meselelerinden biri, Osmanlı’nın tek başına karar verebildiği bir alan olmaktan çıkıp büyük güçlerin pazarlık konusu haline geldi.
Tarih bize şunu gösteriyor: Günü kurtarmak için yapılan kısa vadeli hesaplar uğruna bağımsızlıktan verilen ödünler, başlangıçta küçük dahi olsa zamanla devletin en hayati meselelerini bile başka devletlerin pazarlık konusuna dönüştürebilir.
Tesadüf o ki, iki hafta sonra yine Temmuz ayı içinde hem Lozan Antlaşması’nın hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin yıl dönümlerini idrak edeceğiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde cephede kazanılan Kurtuluş Savaşı, Lozan’da tüm kapitülasyonları tarihe gömdü ve boğazlar konusundaki egemenliğimiz Montrö ile de taçlandırıldı.
Yani tarih bize sadece zayıflığın bedelini değil, bağımsızlık iradesinin neleri geri alabileceğini de gösteriyor.
Bugün de benzer bir soruyla karşı karşıyayız.
Hükümet muhtemelen Trump’ın gelişi üzerinden bir diplomatik zafer fotoğrafı vermeye çalışacak. Oysa dış politikada asıl mesele, kameraların önündeki tokalaşma değil, kameraların arkasında Türkiye adına alınan kararlardır.
Türkiye ev sahibi olabilir. Ama Türkiye masanın sahibi mi?
Ülkemizin ihtiyacı, bir gün Washington’dan, bir gün Moskova’dan gelecek işarete göre pozisyon alan bir dış politika değildir. Ülkemizin ihtiyacı, başkalarının kurduğu masalarda yer kapmaya çalışan bir dış politika da değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı, kendi masasını kurabilen, kendi kararını alabilen ve bağımsızlığından ödün vermeyen bir dış politika anlayışıdır.
Bağımsız Türkiye Partisi’nin ortaya koyduğu irade de tam olarak budur.
"Kurtuluş Savaşı" demeyecekmişiz!
Neyden kurtuluyormuşuz?
Önce Osmanlı varmış!
Millî Eğitim Bakanımız böyle diyor!
Evet... Sayın Bakan, Mustafa Kemal Atatürk Samsun'dan Kurtuluş Savaşı'nı başlatmadan önce bir Osmanlı vardı. Ama hangi Osmanlı?
Viyana kapılarına dayanan Osmanlı mı, Sevr'e imza atan Osmanlı mı?
Cevap çok açık: Sevr'e imza atan Osmanlı!
Payitahtı işgal altında olan bir Osmanlı!
Kurucusu Osman Gazi'nin sandukası Yunan askeri tarafından tekmelenen Osmanlı!
Ortada bal gibi bir Kurtuluş Savaşı vardır, ortada destansı bir Millî Mücadele vardır.
Bu destansı Millî Mücadele'nin adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Neyden kurtulduğumuzu size söyleyeyim:
Sevr'den kurtulduk!
İstanbul'daki İngiliz işgalinden kurtulduk.
Gaziantep'teki Fransız zulmünden, Ege'deki Yunan zulmünden, Doğu'daki Ermeni zulmünden kurtulduk.
Asırlık Türk yurdunun Haçlı çizmeleriyle çiğnenmesinden kurtulduk.
Tekrarlayalım: Atatürk, yüce Türk milletiyle bir Millî Mücadele vermiştir ve bu mücadelenin adı Kurtuluş Savaşı'dır.
Unutmayın; altında Atatürk'ün imzası olmayan son zafer olmasaydı, önceki hiçbir zaferimizi kutlayamayacaktık!
Örneğin, bugün İstanbul'un fethini kutlayabiliyorsak bunu Atatürk'ün İstanbul'u İngiliz işgalinden kurtarmasına borçluyuz.
O yüzden tarihi tarihçilere bırakıp temelinde farklı hesaplar olan ucuz işlerle uğraşmamalıyız.
Hele de bu konulara eğitimi asla karıştırmamalıyız!
Unutmayalım: Osmanlı da bizim, Türkiye de bizim, hatta daha önceki Selçuklu da bizim!
Bir takım siyasi hesaplar uğruna tarihimizi birbiriyle çarpıştırmaya kalkmak akıl kârı değildir.
21. Geleneksel Gençlik Kampımız | Afyonkarahisar
Üç gün boyunca aynı heyecanı, aynı idealleri ve aynı dava bilincini paylaştık.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen teşkilat mensuplarımız ve gençlerimizle;
✅ Eğitim seminerleri gerçekleştirdik,
✅ Teşkilat toplantıları yaptık,
✅ Yarışmalar ve etkinliklerle kardeşliğimizi pekiştirdik,
✅ Türkiye'nin meselelerini ve yarınlarını konuştuk.
Bir kez daha gördük ki bizi bir araya getiren ortak payda, bağımsız Türkiye ideali...
Şimdi daha büyük hedefler ve daha büyük bir inançla dönüyoruz.
Çünkü umut burada…
Çünkü gelecek burada…
Çünkü İstikbal Biziz, Biz Geleceğiz! 🇹🇷
Dünya Emekliler Haftası kapsamında Avcılar Meydanı’nda emeklilerimizle bir araya geldik.
Emeklilerimizin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunları dinledik, beklenti ve taleplerini not aldık. Yıllarca ülkemize emek vermiş vatandaşlarımızın insanca yaşayabilecekleri koşullara kavuşması en temel önceliklerimizden biridir.
BTP İstanbul Gençlik Kolları olarak, emeklilerimizin sesi olmaya, sorunlarını gündeme taşımaya ve çözüm odaklı çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz.
Yüzyıllar geçse de dinmeyen sızımız, haksızlığın karşısında sarsılmaz kalemizdir Kerbela... Zulme karşı çıktığı için 72 yareniyle birlikte şehit edilen İmam Hüseyin Efendimizin matemini tutuyor; Aşura mateminin tüm İslam alemine ibret, birlik ve beraberlik vesilesi olmasını diliyorum.
Önceki programımızda bizi derneklerine davet eden Yörük Türkmen Derneği Başkanı Hasan Hüseyin Namaz'ın davetine icabet ettik. Başkanımıza "Hoş Geldin Atatürk" kitabını hediye ettik. Bağımsız Türkiye Partisinin Yörük Annesi Havva Namaz'a rozetini taktık.
Hz. Hüseyin Vakfı Başkanı Doğan Çimen, resmen Bağımsız Türkiye Partisi saflarındaki yerini aldı.
29 Ekim Kadınlar Derneğini ziyaret ettik. Kütahya Şube Başkanı Sevinç Şenol'a “Hoş Geldin Atatürk” kitabımızı hediye ettik. Atatürk sevdalısı vatanperver iki ekip bir araya gelince sohbetin tadına doyum olmuyor.
Kütahya'nın nabzını tutan Dumlupınar Gazetesi'ni ziyaret ettik. Bu ülkenin Yasin Pehlivangil gibi tarafsız, genç, Atatürkçü gazetecilere ihtiyacı var.
Yoğun bir programın ardından Kütahya teşkilatımızdan söz aldık: Sahaları boş bırakmak yok!