SOĞAN YEMEK İÇİN 10 MÜHİM SEBEP
Soğan adam gibi beslenmenin olmazsa olmaz gıdalarındandır. Soğanda birçok vitamin, mineral ve antioksidan vardır.
Kalp krizi ve felçlerden kanser ve enfeksiyonlara kadar birçok hastalığın önlenmesinde ilaç ve aşılardan çok daha fazla etkilidir.
Gribe karşı aşıdan daha çok koruyucudur. En iyisi soğanı çiğ yemektir ama çorbası da yemeklere konması da faydalıdır.
https://t.co/V5YsojIJoV
21. ölüm yıldönümünde Attila İlhan’ı hasretle anıyoruz…
***
KÜLTÜRSÜZLEŞME İŞTE TAM DA BUDUR!
Attila ağabey şöyle demişti:
“…lisede Sophokles okuduk, klâsik Türk sanat musikisine sövmeyi, divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo'dan önemsiz; Mevlana, Dante'den küçüktü; Itrî ise Bach'ın eline su dökemezdi.
BOYNUMUZA KÜLTÜREL EMPERYALİZM İLMEĞİNİ GEÇİRDİK.. Oysa bir kere yaptığımız Batılılaşmak değildi, ikincisi Batı bizim sandığımız gibi değildi, üçüncüsü Batının ulaştığı yer özenilecek bir yer değildi.”
“…En Vahimi, ´Aydınların Yabancılaşması´!..”
Yıllar sonra ‘olay’ ın aslında ‘ecnebi’ nin uyguladığı ‘kültürsüzleştirme operasyonu’ yla ilgili ve onun tabii neticesi olduğunu anladım: Emperyalizm, göz koyduğu ülkeyi öz kültüründen soyutladı mı; o ülkenin aydını yaratıcılığını kaybeder; artık ‘yaşantısı’ gibi, ‘eserleri’ de ‘kopya’dır!
MİLLET ŞÖYLE SORUYOR: memleket yanlış yolda, işler sarpa sarıyor, ama yol gösteren yok, biz ne yapacağız?..” Tuhaftır, soru sahipleri, cevabı bulmakla mükellef olanın da, kendileri olduğunu ne biliyor, ne kestirebiliyor; anlamıyor da: çünkü ‘kopya’, ‘alafrangalık’ sahici ‘yurttaşlık bilincini’ bulandırmış; artık ‘meseleyi va’z etmek’ ve ‘ulusal çözüm bulmak’ kabiliyeti yok; böyle bir soruyu sordukları anda, yetersizliklerini itiraf ve çareyi başkalarından -muhtemelen ‘ecnebi’den- beklediklerini açıklamış oluyorlar. İyi de, ‘kültürsüzleşme’ dedikleri, ‘bizâtihi’ bu değil midir?”
RUHU ŞAD OLSUN!
Grip olunca vücut size sinyaller gönderir!
🟠Güçten düşersiniz, hâlsizleşirsiniz…
Bu; vücudun size “ayakta gezme, dolaşma, istirahat et” emridir.
🟢İştahınız gider, yemeden-içmeden kesilirsiniz…
Bu; vücudun size “fazla tıkınma, fazla yeme, enerjini sindirime harcama” emridir.
🟡Ateşler içinde yanarsınız.
Bu; vücudun size “virüsleri bu ateşle yakarım, hemen rastgele ilaç alma” emridir.
🟣Canınız sadece ve çokça su ister.
Bu; “bol su iç, vücudun susuz kalmasın yeter, yemek yemek teferruattır” emridir.
💥 ARK: Önce vücudunuzun sesini, sonra çocuksanız annenizin sesini, benim gibi kemâle ermişseniz karınızın sesini dinleyin!
8 Ekim 1996’da, bundan tam 30 yıl önce, Sakız Adası güneyinde Ege’nin uluslararası sularında, Yunan Mirage 2000 savaş uçağından kalleşçe ve alçakça ateşlenen füzeyle düşürülen F-16’mızda şehit olan Hava Pilot Yüzbaşı Nail Erdoğan’ı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Ege’deki bu acı olay, Yunanistan’ın uluslararası hukuku zorlayan, dünyada eşi benzeri bulunmayan hava sahası iddialarından ve yayılmacı yaklaşımından bağımsız değerlendirilemez.
Yunanistan, Ege’de karasuları 6 deniz mili olmasına rağmen hava sahasını 10 deniz mili olarak ilan etmekte, böylece uluslararası hava sahası niteliğindeki 6–10 mil arasındaki kuşağı dünyada başka bir örneği olmayan şekilde kendi egemenlik alanı gibi göstermektedir. Oysa devletlerin hava egemenliği karasularının ötesine uzanamaz.
Dahası, Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) tarafından yalnızca hava trafik hizmetleri için belirlenen Atina FIR sorumluluk sahasını da adeta bir egemenlik sınırına dönüştürmeye çalışmaktadır. FIR hattı devlet sınırı değildir. Uluslararası hava sahasında egemenlik yaratmaz. Yunanistan’ın teknik bir sorumluluğu siyasi ve askerî baskı aracına dönüştürmesi kabul edilemez.
30 yıl önce Ege’de yaşanan bu olay, Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarını ve uluslararası hukuktan doğan haklarını korumanın ne kadar ağır bedelleri olabileceğini göstermiştir.
Şehit Yüzbaşı Nail Erdoğan, Türkiye’nin Ege’de bugün mavi vatan ile özdeşleşen yaşamsal çıkarlarının korunması uğruna görevini yerine getirirken hayatını feda etmiştir. Onun hatırası unutulmadı, unutulmayacaktır.
O gün aynı uçaktan ağır yaralı kurtulan gazi emekli Hava Pilot Kurmay Yarbay Osman Çiçekli’ye esenlikler diliyorum.
Aziz şehidimiz Nail Erdoğan, naaşı bulunamamış olsa da aziz hatırası Sakız Adası’nın güneyindeki Ege’nin derinliklerinde, Mavi Vatan’ın bağrında sonsuza kadar yaşayacaktır.
Ruhu şad, rotası cennet olsun.
Fransa'da kitlesel yağmalamalar başladı
Fransa kaoa sürüklendi. 1000'den fazla okul vuruldu,2000 öğrenci gözaltına alındı,305 polis yaralandı ve durum hâlâ tırmanıyor.
Yumurtada 9 esansiyel amino asidin hepsi var.
İnsan vücudunun yapamadığı, yemekten almak zorunda olduğu amino asit sayısı 9.
Yumurtada bunların hepsi var ve oranları da yüksek.
Tek büyük yumurtada yaklaşık 6 g protein vardır. Bütün çeşitler içindedir ama günlük miktarı doldurmak için genelde birkaç yumurta veya başka protein de gerekir.
https://t.co/TQaH9WSHTl
-Biraz oturun da Çince öğrenin. Ne dünya dili İngilizcesi?
-550 kişi imza atmış, vatan topraklarının tapuları yabancılara verilmiştir.
-"Tapu bizim, hadi gidin" derler. Olmaz mı diyorsun? Balkanlara bak
-Önce Türkleri sonra da kandırılan Kürtleri buralardan silip süpürecekler
Anadolu adeta milletler mezarlığıdır.2000 yılında doğum oranı 2.49 ile Avrupanın zirvesinde iken 2025 te 1.32 ile dibindeyiz.
Nüfus artışı ile beslenme arasında doğrudan bir bağ var.Bölücü ter��rden daha tehlikeli.
Tarım zehiri-katkılı gıdalar hastalık kaynağı kökümüzü kurutacak!
Türkçesi "ata" varken "ecdad" kullanan ülkücüler görüyorum.
Ecdad Arapça bir sözcük.
Türklerin "Oğuz Ata"sı var, "Korkut Ata"sı var. "Ata-türk"ü var... "Ata" ne kadar sıcak, ne kadar sevimli.
Mustafa Kemal Paşa'ya niye "Atatürk" soyadı verildi de "Ecdadtürk" denilmedi?.. Çünkü Türkleşme önce dilde başlar.
Tanrı İslam dinini islamcılardan, Türkçeyi milliyetçilerden korusun!..
#Türkçe
ATATÜRK’ün zehirleyerek şehit ettirilmesinde MASON'ların rolü!
Dünyayı değiştiren bir insan ölüyor, ama otopsisi yapılmıyor. Üstelik bu otopsi çok istenmesine rağmen yapılmıyor.
Atatürk'ün ölümünden sonra düzenlenen birinci raporda "ölüm sebebi karın içinde sıvı, asit toplanması" olarak gösterilirken, ikinci raporda ise "alkolle ilgili karaciğer iltihabı" neden olarak gösterilmektedir.
Atatürk, mason localarına karşı büyük bir savaş veriyor. Yıl 1935. Atatürk, Mahmut Esat Bozkurt'a Masonların taksimat, teşkilat ve ahvalini bildirir bir kitap verir ve der ki;
-"Bunu güzelce mütalaa et, bir takrirle Halk Partisi Gurup Başkanlığına ver, gurupta bunlara şiddetli bir hücum yap ve grupça kapanmasına delalet et. Senin de bu işte büyük şeref payın olacaktır."
Böylece Bozkurt, Paşa'nın istediğini yaptı, "Masonlara ölüm" naraları altında, mecliste locaları kapatma kararı çıktı.
Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara'da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke"ye hitaben: "Mason cemiyetinin faaliyetini inkilâplarıma muarız(karşı çıkan) gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeye teşebbüs etmeyiniz." demişti.
Yüksek dereceli bir mason olan Avram (İbrahim, Abraham) Benaroyas, Türkiye Mason Cemiyeti'nin kapandığını Moskova'da bir toplantı sırasındayken öğrendi ve şöyle dedi:
-"O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!" (Laiki Foni "Halkın Sesi" gazetesi, Yunanistan, 1948.)
Atatürk öldükten sonra, İsmet Paşa'nın cumhurbaşkanlığı sırasında, Kanun-u mahsusla localar kapanmadı! ''Tekrar açmaya hakkımız var!" diyen Masonların müracaatı üzerine, tekrar localar açılıp faaliyete başladılar…
Ceyhan Mumcu'nun 16.10.2005 tarihinde Mahiye Morgül'e anlatımından bir alıntı yapalım:
Bir deniz tabip albayının Atatürk'ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir doktora tezi var. Orada Atatürk'e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi.
Atatürk'e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı "Kinin" yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından(büyüklerinden) Doktor Mim Kemal Öke'dir.
Atatürkçü" bilinen Celal Bayar ise 1952'de, Ahmet Gürkan'ın teklif ettiği ve Masonların localarını kapatmak istediği kanun teklifini ret ederek bu suretle localarını kanunla pekiştirdi. Celal Bayar, kendisi de bir masondu.
İşin özü, Atatürk, zehirlendiğini anlamıştı artık. Afet İnan'a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu;
- "Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger'i getirtti."
Atatürk'ün kovduğu ve "ben hayatta olduğum sürece Türkiye'ye gelemezler" dediği Rotheschild ve Rockefeller aileleri Türkiye'ye çörekleniyorlar. Sonra, İsrail kuruluyor. Atatürk düşmanlarıyla İsrail, ne kadar gurur duysa az!
"Atatürk, içkiden öldü!" yalan ve iftirasını yayanlar, bunun hesabını asla veremezler. Peygamberimizin zehirlenerek şehit edildiğini dahi bilmeyenler, Atatürk'ün zehirlenerek şehit edildiğini, nereden bilsinler!
Atatürk'ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan 'KİNİN' ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğu izlenimi edindim.
Atatürk'ün tedavi amaçlı verildiği diğer ilaç 'PİREMİDON'dur. İnsanlar üzerinde toksin 'zehirli' etkisi olduğu kesinlik kazanmıştır.
'CİVALI DİURETİK' olan 'SALYGRAN' isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir.
Eppinger, Bergman, Dr.Fissinger, hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hâkim olmuştur.
https://t.co/LApVm0yMSd...(Yusuf Karaca)
Bir kardiyolog olarak Cem Yılmaz’a taburcu olurken ne tavsiye ederdim? Sıralıyorum:
1. Kendisine ikili kan sulandırıcı tedavi verilecek. Ben de bir yıl süreyle kullanılmasını önerirdim.
2. Beloc, Saneloc gibi ilaçlar yazılacak. Ben yazmazdım.
3. Mide koruyucu verilecek. Ben yazmazdım.
4. Zaten tansiyon ilacı kullanıyor. Şimdilik devam ettirir, ileride kesmeyi hedeflerdim. Nedeni finalde yazılı!
5. Kolesterol ilacı yazılacak. Ben kesinlikle yazmazdım. Asıl meselenin kolesterol değil, insülin direnci olduğunu anlatır; bu ilaçların faydaları ve yan etkileri konusunda mutlaka bilgi verirdim.
6. “Tuzdan uzak dur.” denilecek. Ben böyle bir kısıtlamayı asla önermezdim.
7. “Yağlı et ve tereyağı yeme, ölürsün!” denilecek. Ben asla böyle söylemezdim. Yağlı et, balık, tavuk, yumurta, peynir, yoğurt , sakatat yemesini önerirdim. Hayvansal yağlardan zengin beslenmesini önerirdim. Yağlar hakkında epeyce konuşurdum.
7. “Meyve ve tahıldan zengin beslen, bol bol yeşillik ye.” denilecek. Ben kendisine buğdayın her çeşidine, pirince, mısıra ve patatese veda etmesini önerirdim.
8. Tatlı ve şeker konusuna hiç kimse değinmeyecek. Ben kendisine, bu meselenin acayip önemli olduğunu “İki bayram, bir doğum günün, bir de yılbaşı var. Yani yılda en fazla dört kez tatlı yiyebilirsin.” derdim.
9. Sigara içiyor mu, bilmiyorum. İçiyorsa elbette bırakmasını önerirdim.
10. İyi rakı içtiğini biliyorum. Bırakmasını önerirdim. Ancak illa içmek istiyorsa ilk üç ay sıfır alkol; sonrasında ise haftada en fazla bir-iki kez ve bir-iki kadehten fazlasını önermezdim.
Ve en önemli uyarım:
11. Aynı damarın veya başka bir damarın yeniden tıkanmasını önlemede ilaçların rolünün sıfıra yakın olduğunu, asıl mücadelenin “insülin direnci” ile verilmesi gerektiğini söylerdim.
“İnsülin direncini ilaçla değil, yaşam biçimini değiştirerek yenmezsen bu hastalık peşini bırakmaz; daha fazla stent takılır.” derdim.
Sevgili @CMYLMZ, çok geçmiş olsun. Seni seviyoruz.