Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'den Uğur Dündar'a gönderme:
“Bu ülkede, cuma namazına giden öğrenciler ana haber bültenlerinde şaşkınlık konusu olarak anlatılıyordu.
“Bunlara tedbir alınması gerekiyor. Bunları kim gönderiyor?” naralarıyla güvenlik güçleri göreve çağrılıyordu, devlet göreve çağrılıyordu.”
BIRAZ ÖNCE MEDYAYA INTIKAL EDEN BILGILERE GÖRE ANKARA BAŞSAVCILIĞI MURAT AĞIREL’IN BENIM HAKKIMDAKI IDDIALARI ILE ILGILI OLARAK MADDI GERÇEĞIN ORTAYA ÇIKARILMASI AMACIYLA RESEN SORUŞTURMA BAŞLATMIŞTIR…
ALLAHIN IZNIYLE VEREMEYECEĞIM HESABIM YOKTUR. GEREKLI BILGILERI SAVCILIĞA VERECEĞIM…
KENDİMİ TÜRK ADALETİNE TESLİM EDİYORUM…
Altan Tan (2020):
Dış dünya Kürtleri, Türkiye Cumhuriyeti ile kavga ettiği müddetçe destekler.
Yarın Kürtler desin ki biz anlaştık, Kürtleri bir kaşık suda boğmaya kalkarlar.
REZİLLİĞİN İTİRAFINI PAYLAŞIN!
Ekrem İmamoğlu’na gazetecileri finanse etmesi soruldu.
Gizli Tanık Meşe:
“Murat Ongun’ un sürekli finanse ettiği gazeteciler vardır. Bu gazetecilere para teslimini de Emrah BAĞDATLI yapar.
Bahar FEYZAN, İsmail SAYMAZ, Yavuz OĞAN, Nevşin MENGÜ, Ruşen ÇAKIR, Batuhan ÇOLAK, Barış PEHLİVAN, Oda TV, Soner YALÇIN, Aslı AYDINTAŞBAŞ, Nagehan ALÇI, Şaban SEVİNÇ isimli kişi ve kurumları, ayrıca HALK TV’yi ve Cafer Mahiroğlu’nu finanse eder.”
Ekrem İmamoğlu: “Bu soruyu muhatap almıyorum.”
@baharfeyzan@ismailsaymaz@yavuzoghan@nevsinmengu@Nagehanalci@sabansevinc2@odatv@hsoneryalcin@asliaydintasbas@cakir_rusen@batuhancolak33@cafermahiroglu@halktvcomtr
İstanbul’u soyanlar birbirini de soymuş 😂
İmamoğlu’nun sağkolu Ertan Yıldız mahkemede anlatıyor:
İMAMOĞLU, "AYKUT'A DİKKAT ET 1,5 ALIR, 1 GETİRİR" DEDİ
Ertan Yıldız:
Aykut Erdoğdu bana 1 milyon 200 bin dolar getirdi. Parayı Fatih Keleş aldı.
Ekrem İmamoğlu'nun da bilgisi dahilindedir.
Hatta Aykut Erdoğdu da bunu duysun, Ekrem Bey bana "Aykut'a dikkat et. O bir buçuk alır bir getirir" dedi.
Hadisten kaynak göstermek
Sual: Hiçbiri müctehid olmayan günümüzdeki ilahiyatçı profesörlerin, âyetlerden kaynak göstermeye yetkileri olmadığı gibi, hadisten kaynak göstermeye de yetkileri yok mudur?
CEVAP
Evet, kesinlikle kaynak gösterme yetkileri yoktur. Yetkim var demek, kendini müctehid sanmak olur. Zaten dindeki anarşi de, yani her kafadan çıkan çatlak ses de, bu yetkisizlikten kaynaklanmaktadır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Hadislerle amel etmek bize caiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykırı görünen hadis-i şerifler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz. Mesela bir Hanefi'nin, (İmam arkasında Fatiha okumak farzdır. Bu konuda sahih hadis var) diyerek imam arkasında Fatiha okuması ilhaddır. (Mektubat 1/312, Mebde ve Mead 31)
Kifaye kitabında, (Müctehid olmayan din adamı, bir hadis işitince, bu hadisten kendi anladığına uyarak amel edemez. Hadis tevil gerektirebilir veya nesh edilmiş olabilir. Müctehidlerin fetvalarıyla amel etmesi lazımdır. Böyle yapmazsa, vacibi [yani farzı] terk etmiş olur) deniyor. Tahrir şerhi olan Takrir kitabında da böyle yazılıdır. (Tuhfe)
Bir mezhebe uymamak, mezhepsiz olmak asla caiz değildir. Bir mezhebe uymanın bugün için farz olduğu muteber eserlerde yazılıdır:
Avamın müctehidi taklit etmesi [bir mezhebe uyması], vacib yani farzdır. (Ez-Zehire lil Kurafi)
Bugün her Müslümanın, dört mezhepten birinde bulunması vacib yani farzdır. (Tahtavi)
Muhammed Hadimi hazretleri buyuruyor ki:
Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdiği hükümdür. Çünkü bizler, âyet ve hadisten hüküm çıkaramayız. Mezhebin bir hükmü, âyete veya hadise uymuyor görünse de yanlış değildir. Çünkü âyet ve hadis ictihad isteyebilir, başka bir âyet veya hadisle değişmiş, neshedilmiş olabilir veya bilmediğimiz bir tevili vardır. (Berika s. 94)
Şimdi bir hadis kitabı okuyan, ya hadise uydurma der veya kendi aklına göre, yanlış hüküm çıkarır. Her ikisi de felakettir. O hâlde bir Müslümana yapılacak en büyük kötülük, (Hadisten veya mealden dinini öğren!) demektir.
Sahih olan şu hadis-i şeriflere ve mezheplerdeki hükümlerine bakalım:
1- (Deve eti yemek abdesti bozar.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, deve etinin her mezhepte abdesti bozduğunu söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü deve eti yemek sadece Hanbelî mezhebinde abdesti bozar.
2- (Zekerine dokunanın abdesti bozulur.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, bu durumun Hanefî'de de abdesti bozduğunu söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü Hanefî'de bu durum abdesti bozmaz.
3- (Zekere dokunmak abdesti bozmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, bu durumun diğer üç mezhepte de abdesti bozmadığını söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü bu durum diğer üç mezhepte abdesti bozar.
4- (Fercine dokunan kadının abdesti bozulur.) [Beyheki]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, bu durumun, her mezhepte abdesti bozduğunu söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü bu durum, sadece Şâfiî'de bozar, diğer üç mezhepte abdesti bozmaz.
5- (Kan aldırmak abdesti bozmaz.) [Beyheki]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, kan aldırmanın, her mezhepte abdesti bozduğunu söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü kan aldırmak, sadece Hanefî'de bozar, diğer üç mezhepte bozmaz.
6- (Akar kan abdesti bozar.) [Beyheki, Dâre Kutnî]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, akan kanın, her mezhepte de abdesti bozduğunu söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü akan kan, sadece Hanefî'de bozar, diğer üç mezhepte bozmaz.
7- (Besmelesiz abdest olmaz.) [Ebu Davud, Tirmizi, Beyheki, Hâkim]
Bu sahih hadisi delil olarak gösterip, abdestte Besmele çekmenin, her mezhepte farz olduğunu söylemek mezhepsizlik olur. Çünkü abdestte Besmele çekmek yalnız Hanbelî'de farz, diğer üç mezhepte farz değildir.
8. ⬇️⬇️ ⬇️
Üsküdar Belediye Meclisi'nde oturumu yöneten CHP'li Meclis 1. Başkanvekili Ali Aral, AK Parti'nin adayı Dündar Ziya Gültekin adına kullanılan oyu geçersiz kabul etti.
Aral, pusulada yer alan "Gültekin" soyadının başındaki "G" harfini "6" rakamı olarak değerlendirdi ve bu gerekçeyle oyu geçersiz saydı.
Ahlak sahibi insanlara göre kazanmak için her yol mübah değildir. Aşağıda ayıbın video kaydını izleyeceksiniz.
Dinimizi doğru kaynaktan öğrenmeli
Bir doktor yazar yazısında diyor ki:
1- Ovum hücrelerinin her biri itina ile yaratılmıştır.
2- Bir canlın��n doğması, insanın kendi biyolojik iradesinden alınarak tam manasıyla Allah’ın tasarrufuna verilmiş olmaktadır.
3- Asıl mucize babasız çocuk doğurmak değil, babalı çocuk doğurmaya mecbur olma olayıdır.
4- Hazret-i İsa’nın babasız doğumuna imkansız demek, “Ben biyoloji bilmiyorum” demektir.
5- Bir yumurta hücresinin insan meydana getirebilmesi için, mutlaka cenab-ı Hakkın özel bir müdahalesi gerekmektedir. Cebrail’in Meryem’i ışınlaması yahut ona bilmediğimiz manyetik bir tesir yapması bu gerçeği dile getirmektedir.
6- Erkek arılar, ana arının döllenmemiş yumurtalarından meydana geldiğine göre, Hazret-i İsa’nın babasız oluşunu aklına sığıştıramayanlar, babasız arıların meydana gelişini nasıl izah edeceklerdir?
CEVAP
1- Cenab-ı Hakkın her yarattığında çeşitli hikmetler bulunur. Bunu itina ile, şunu da itinasız yaratmış demek çok yanlış olur. İtina göstermek, bir işin iyi olması için gayret göstermek demektir. Allahü teala ol derse, istediği gibi oluverir.
2- Allahü teâlânın tasarrufu altında olmayan hiçbir şey yoktur. Kaza ve kader konusunu iyi bilmeyenlerin, böyle tehlikeli sözler etmeleri yadırganamaz.
3- (Asıl mucize babasız çocuk doğurmak değil) demek, mucizenin ne olduğunu bilmemek demektir. Mucize, Peygamberlerden âdet-i ilahiyye dışında meydana gelen harikalardır. Bunlar, evliyada görülürse keramet, kâfirlerde görülürse sihir denir. Mucize, âdet dışı olan şeydir. Mesela Hazret-i İsa’nın yeni doğunca konuşması böyledir. Çünkü yeni doğan çocuk hemen konuşmaz. Geyiğin Peygamber efendimizle konuşması böyledir. Çünkü geyik insan gibi konuşmaz. Fakat papağanın konuşması böyle değildir. Kuşun uçmasını, insanın yürümesini, balığın suda yüzmesini sağlayan da Allahü teâlâdır. Mucize âdet dışı olur. Taşın denizde yüzmesi gibi. Hazret-i İsa’nın doğması, âdet-i ilahiyye dışında bir harikadır. Bunu âdet-i ilahiyye içine sokup biyolojik hadiselere bağlamak, biyolojik olarak izaha kalkmak mucizeyi bilmemek veya inkâr etmek demektir.
4- Biyoloji bilen doktorun, âdet-i ilahi içinde babasız çocuk olabileceğini söylemesi, tıbben imkansızdır. Mümkün olsa idi, her zaman görülürdü.
5- Âdet-i ilahiyye içinde cenab-ı Hakkın özel bir müdahalesinden bahsetmek, Allahü teâlâ için acizlik olur. Allahü teâlâ, “Kün” yani “Ol” emri ile her şeyi yaratır. Özel müdahale demek, Allahü teâlânın sıfatlarını bilmemekten ileri gelen bir cehaletin mahsulüdür. Hazret-i Meryem’in ışınlanması tabiri de ilme ve edebe aykırıdır.
6- Erkek arıların döllenmemiş yumurtalardan meydana gelmesi, âdet-i ilahiyye içinde devam ede gelen bir hadisedir. Eşeysiz çoğalmalar da böyledir. Bunları İsa aleyhisselamın doğumu ile mukayeseye kalkışmak, mucizeyi bilmemek demektir.
Böyle zararlı kitapları okumamalıdır. Ölmüş bir müslümanın arkasından konuşmak, kötülüklerini açıklamak doğru mudur? Doğru değildir. Çünkü Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ölülerinizi hayırla anın, iyiliklerini söyleyin, kötülüklerini açıklamayın!) [Tirmizi]
Ölmüş de olsa, bid’at ehlinin ve Müslümanlığı yanlış anlatanların bu iftiralarını söylemek lazımdır, gıybet olmaz, emr-i maruf olur. (Redd-ül Muhtar) Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Fitne veya bid’at yayıldığı zamanda, hakkı bilen, bilgisini açıklasın! Hakkı yani doğruyu bildiği halde gizleyene lanet olsun!) [Hatib]
"Eskiden insanlar iyilik yaparlardı ve söylemezlerdi. Sonra hem yapmaya hem de söylemeye başladılar. Şimdi ise yapmadıkları halde söylüyorlar."
Amr bin Haris
"Rahmetullahi teâlâ aleyh"
"Kadir Mısıroğlu seni tarihi konularda elli defa yerin dibine sokar çıkartır.
Bulgar ve Yunan Mezalimi'ni yazıyor adam. Seni rahatsız mı etti bunlar?"
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Osmanlı padişahlarına ve Kadir Mısıroğlu'na iftiralar atan eski bakan Hüseyin Çelik'i duman etti.
Unutulan sünnetler ve farzlar
Sual: Günümüzde unutulan sünnetler ve ihmal edilen farzlar nelerdir?
CEVAP
Sünnet iki türlüdür:
1- Sünnet-i hüda [Müekked sünnetler],
2- Zevaid sünnetler [Âdete bağlı sünnetler].
Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehit sevabı vardır.) [Hakim]
Unutulan müekked sünnetlerden bazıları şunlardır:
1- İki kişi de olsa, farz namazı cemaatle kılmak.
2- Namazları sarık veya takkeyle kılmak,
3- Abdestte, eli ve ayakları üç defa yıkamak,
4- Abdest alırken başı kaplama mesh yapmak [Maliki ve Hanbeli’de farzdır],
5- Misvak kullanmak,
6- Kuşluk, Evvabin, Teheccüd, Tehıyyet-ül-mescid, Sübha namazı kılmak,
7- İstişare ve istihare yapmak,
8- Aksırınca Elhamdülillah demek.
9- Ödünç verirken iki şahit bulundurmak veya senet yazmak. Buna vacib diyen âlimler de olmuştur,
10- Sünnete uygun selam vermek,
11- Cuma günü gusletmek,
12- Duada elleri sünnete uygun açmak,
13- Faydalı işe başlarken Besmele çekmek,
14- Yatağa abdestli girmek,
15- Ölüm veya kötü bir haber duyunca, (İnna lillah ve innâ ileyhi râci’ûn) demek.
Zevaid sünnetlerden bazıları şunlardır:
1- Sakalı bir tutam yapmak,
2- Bıyıkları kaşlar kadar uzatmak,
3- Yemeğe tuzla başlayıp, tuzla bitirmek,
4- Sofrada sirke bulundurmak,
5- Kaylule yapmak [öğleden önce az uyumak],
6- Teke riayet etmek [1, 3, 5, 7 gibi],
7- Müslümanın evine sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak. [Camiye de böyle girip çıkılır. Mubah olan yerlere sağ ayakla girilip sağ ayakla çıkılır. Tuvalete, sol ile girilip sağ ile çıkılır.],
8- Kesilen tırnak, saç ve çıkan dişleri gömmek,
9- Cuma günleri yeni ve temiz elbise giymek,
10- Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamak. [Yemekten önce yıkanan elleri kurulamamak sünnettir. Yemekten sonra yıkanınca kurulamakta mahzur yoktur.]
Halkın çoğunun ihmal ettiği farzlardan bazıları şöyledir:
1- Farzları ve haramları öğrenmek. [Bilmeyen hep günah işler.]
2- Doğru itikada sahip olmak [Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek].
3- Allah dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilmek.
4- Namaz kılmak ve uşur vermek.
5- Tesettüre riayet etmek.
6- Selam verenin selamını almak.
7- Aksırıp (Elhamdülillah) diyene (Yerhamükellah) demek.
8- Helal kazanıp helalden yiyip içmek.
9- Rızka Allah'ın kefil olduğuna inanmak.
10- Tevekkül ve kanaat etmek.
11- Allahü teâlâya nimetleri için şükretmek, yani onları dine uygun şekilde kullanmak.
12- Cenab-ı Haktan gelen kazaya belaya sabretmek, yani isyan etmemek.
13- Günahlara tevbe etmek.
14- Ana babaya iyilik etmek.
15- Emri maruf yapmak [Farz-ı kifayedir].
16- Günahlardan kaçıp, ibadetle meşgul olmak.
17- Âleme ibret nazarıyla bakmak.
18- Dilini müstehcen sözlerden korumak.
19- Hiç kimseyi, alaya almamak.
20- Harama bakmamak.
21- Kulağı çalgılardan korumak.
Bir sünneti ihya edene yüz şehit sevabı verildiğine göre, bir farzı ihya edene ne kadar çok sevab verileceği düşünülmeli, bilhassa farzlar hiç ihmal edilmemelidir.
Vehhabilik nedir?
Vehhabiliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhabdır. İngiliz casuslarından, Hempher’in tuzağına düşerek, ingilizlerin (İslamiyet’i imha) etmek çalışmalarına alet oldu.
[İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır. Bu kitabı, https://t.co/z0NqyfoWDo adresinden okuyabilir ve temin edebilirsiniz.]
Eline geçirdiği, ibni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu. Düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri Muhammed bin Süud tarafından desteklendi. Sapık din adamı ibni Teymiye’nin fikirleri ile Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir.
Mirat-ül-Haremeyn kitabının basıldığı 1888 senesinde Necd emiri, Abdullah bin Faysal idi. Aşağıdaki bilgilerin çoğu Mirat-ül-Haremeyn’den alınmıştır:
Mehmed’in babası Abdülvehhab, iyi bir müslüman idi. Bu ve Medine’deki âlimler, Abdülvehhab oğlunun sözlerinden, yeni bir yol tutacağını anlamış, herkese, bununla konuşmamasını nasihat etmişlerdi. Fakat, Abdülvehhab oğlu, 1738 senesinde Vehhabiliği ilan etti. İngilizlerin siyasi ve askeri yardımları ile, Arabistan’a yayıldı.
Vehhabilere inanan Deriyye hakimi Abdülaziz bin Muhammed bin Süud ilk olarak 1791 senesinde, Mekke emiri şerif Galib efendi ile harp etti. Daha önce, vehhabiliği gizlice yaymışlardı. Sayısız müslümanları öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını almışlar ve işkence etmişlerdi.
Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım
Sual: Kur’an-ı kerimde, (Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdim), (Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükâfat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin), (Rabbin sana çok nimet verecek, sen de razı olacaksın) mealindeki âyetlerle ve daha birçok âyetle övülen Peygamber efendimiz hakkında bildirilen, (Eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım) kudsî hadisi için, İbni Sebeciler, Selefîler ve bazı mezhepsizler, (Bu söz, uydurmadır. Hiçbir din kitabında yoktur) diyerek Resulullah'ı aşağılıyorlar. Bu hadis-i kudsî, hangi kitaplarda geçiyor?
CEVAP
Resulullah'ın "sallallahü aleyhi ve sellem" üstünlüğünü anlayamayan veya ona düşman olan yahut hadis-i şeriflere uydurma diyen bid’at ehli kimseler, Resulullah'ın övülmesine tahammülleri olmadığı için, muteber kitaplardaki hadislere hemen uydurma diyorlar. Bu hadis-i kudsî ve benzerleri, birçok muteber kitapta bildirilmektedir:
Âdem aleyhisselam, Arş’ta gördüğü nurun mahiyetini sual etti. Hak teâlâ buyurdu ki:
(Bu nur, gökte Ahmed, yerde Muhammed denilen, zürriyetinden bir peygamberin nurudur. O olmasaydı, seni de, yer ve gökleri de yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]
Allahü teâlâ, yine hadis-i kudsîlerde buyuruyor ki:
(Yâ Âdem, Muhammed aleyhisselamın ismiyle her ne isteseydin, kabul ederdim. O olmasaydı, seni yaratmazdım.) [Hâkim]
(Ey Resulüm, İbrahim’i halil [dost], seni de habib [sevgili] edindim. Senden daha sevgili hiçbir şey yaratmadım. Senin, benim indimdeki yüksek derecenin bilinmesi için, dünyayı ve dünya ehlini yarattım. Sen olmasaydın, kâinatı yaratmazdım.) [Mevahib-i ledünniyye]
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, “Yâ Rabbî, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet” diye dua etti. Allahü teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği hâlde, cevabını diğer insanların duyması için] “ Yâ Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, “Arşta, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına, ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün” dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “ Yâ Âdem, doğru söyledin. O, bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed aleyhisselam olmasaydı, seni yaratmazdım.”) [Taberanî]
(Allahü teâlâ, İbrahim’i halil edindiği gibi beni de halil edindi.) [M. Ledünniyye] (Demek ki Resulullah, hem Habib, hem Halil olan bir peygamberdir.)
Mirac’da Allahü teâlâ, Resulullah'a, (Senden başka her şeyi, senin için yarattım) buyurunca, Resulullah da, (Ben de, senden başka her şeyi, senin için terk ettim) diye arz etti. (Mir’at-i kâinat)
(Levlâke levlak lema halaktül eflak = Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) kudsî hadisi, Marifetname’nin ön sözünde, Yusuf-i Nebhanî hazretlerinin Envar-ı Muhammediyye kitabının 13. sayfasında ve İmam-ı Rabbanî hazretlerinin Mektubat’ının 122. mektubunda vardır. Mektubat’ın Farsça haşiyesinde, bu hadisin Deylemî’nin Firdevs’inde bulunduğu bildirilmektedir. Deylemî de, diğer muhaddisler gibi, meşhur ve muteber bir hadis âlimidir. Alusi bile (Galiyye) kitabında bildiriyor. Mektubat-ı Rabbanî’nin 3. cildinde, (Sen olmasaydın Cenneti yaratmazdım) ve (O olmasaydı kâinatı yaratmaz, rububiyetimi izhar etmezdim) kudsî hadisleri de bildirilmektedir. İkinci binin müceddidi İmam-ı Rabbânî, İmam-ı Taberanî, İmam-ı Hâkim, İmam-ı Deylemî, Marifetname kitabının sahibi İbrahim Hakkı Erzurumî, Mevahib-i ledünniyye sahibi imam-ı Kastalanî, Yusuf-i Nebhânî hazretleri gibi büyük zatların, yalan söyleyebileceklerini veya sahih hadisle uydurma hadisi ayırt edemeyeceklerini zannetmek, ne kadar çirkindir.
Bu kadar Ehl-i sünnet âliminin bildirdiği sahih bir hadis-i kudsîyi inkâr edenin, o âlimlere inanmayanın, Resulullah’ın övülmesine tahammül edemeyen bir mezhepsiz olduğu pek açıktır.
İki gündür sosyal medyada bir “Komedyen Deniz Göktaş” fırtınası esiyor…
Yüzlerce hesap Göktaş’ın kısa videolarını paylaşıyor. Sıradan bir Stand Up kişisinin bu düzeyde bir PR çalışmasını tek başına yapması imkansız.
Belli ki önümüzdeki süreçte daha da parlatılacak. Göktaş’ın gösterisinde İmamoğlu, Fatih Altaylı gibi isimlere sözde dokundurduğu kesitler aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğu derin nefreti anlattığı bölümü kamufle etme amaçlı.
Ez cümle… Türkiye’de popüler kültüre yön veren akıl önümüzdeki süreçte siyasi mizahı yoğun biçimde kullanacak. Yüzbinlerce trol hesapla yapılan algı operasyonları artık ömrünü tamamladı.
Bu arada Göktaş bir komedyen olarak çok da başarılı değil. Sosyal medyada gördüğüm birçok yeni nesil stand upçu daha komik ve daha başarılı. Ama piyango ona vurmuş.
Seçim öncesinde iktidarın iletişim stratejisinde politik mizahı kullanan figürler olacak mı bilmem. Ama kayıtsız kalınacak bir mesele değil bu.
İbni Teymiye bidat ehlidir
Sual: Vehhabilerin [selefilerin] Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye kimdir, âlimlerimiz onun hakkında ne demiştir?
CEVAP
Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran’da doğup, 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti.
İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.
Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.
İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin Manzarası)
Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.
İslam âlimleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]
(İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]
(İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]
(Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)
(İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]
İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)
El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.
(Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)
(Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]
Abduh’un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:
(Vehhabilik, bir bakımdan ibni Teymiye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiye’ye bağlıdır.)
(Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.
Cehennem azabının sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)