Arkadaşlar, Adem Yavuz Arslan'ın dün yayınlanan videosunu izledim. İçerisinde çok önemli kısmı, radar kayıtları ya da terfi listesi vs. değil bence ! Çünkü zaten o bilgileri defaatle kamuoyu öğrendi ama yayında birşey var altını kalın kalın çizmek lazım : O mektup.
Ben de bu bölümü ele almak istedim, çünkü mesele bir belgeden ibaret değil — 17 yıldır üstü örtülmüş, tozlu raflarda kalmış bir dostluğun hikâyesi bu.
Şöyle başlayayım.
12 Eylül. Muhsin Yazıcıoğlu ülkücüler davasından hapiste. Arslan'ın aktardığına göre yaklaşık 7,5 yıl yatıyor, bunun aşağı yukarı 5,5 yılı hücrede geçiyor. Ağır işkence görüyor. Sadece kendisi değil, arkadaşları da aynı durumda.
İşte o yıllarda Fethullah Gülen, hem cezaevindeki Yazıcıoğlu'na hem de ailesine maddi destek gönderiyor.
Bir iki seferlik değil bu. Yıllarca sürüyor. Ve bunu sonradan biri iddia etmiyor — Yazıcıoğlu'nun kendisi dar çerçeve sohbetlerinde anlatıyor. Gülen de aynı şekilde kendi sohbetlerinde bu ilişkinin uzun yıllar sürdüğünü anlatmış.
Cezaevi bitiyor, ilişki bitmiyor.
Arslan'ın anlattığı bir sahne var ki bence her şeyi özetliyor. 93'te Gülen'in annesi vefat ediyor. Yazıcıoğlu cenazeye geliyor, mezara kadar gidiyor. Defin bitiyor, herkes dağılıyor. Gülen tek başına annesinin mezarı başında Kur'an okuyor.
Ve Yazıcıoğlu yanına gidip ceketini açıp üstüne tutuyor. Güneş yakıcı çünkü.
Bir siyasi parti lideri. Bir mezar başı. Ceketiyle gölge yapıyor.
Bu görüntüyü aklınızda tutun, çünkü şimdi mektuba geleceğiz.
@ademyarslan yayında diyor ki bunu normalde paylaşmayı düşünmüyordum, kişisel mektuplar kişisel kalmalı. Ama son iki gündür ortaya atılan iddialar karşısında şahitlik etmek zorunda hissettim.
Mektup Yazıcıoğlu'nun kendi el yazısıyla.
Tarih: 22 Nisan 2001.
Yer: Kastamonu.
Saat: gece ikide yazılmış.
"Saygıdeğer hocam" diye başlıyor.
O gece Şeyh Şaban-ı Veli ve Mehmet Feyzi Efendi'yi ziyaret ettiğini, duygu yüklü olduğunu yazıyor. Ülkenin bu değerlere ne kadar muhtaç olduğunu, insanların kıymetinin neden yaşarken bilinmediğini soruyor.
Sonra Gülen'in gurbette olmasına duyduğu üzüntüyü anlatıyor. Mektuba başlarken "hem çok bahtiyarım hem son derece üzüntülüyüm" diyor — bahtiyarlığı mektubun ulaşacak olması, üzüntüsü ise gönlünde bütün yaratılmışlara yer bulan bir insanın gurbete mahkûm edilmesi.
İkinci sayfada şunları yazıyor: Türkiye için ne kadar kaygılandığınızı tahmin ediyorum, ben de sizin sağlığınız için kaygılanıyorum. Bu günlerin atlatılacağına inanıyorum. Türkiye demokrasi ve hukuk çizgisinden ayrılmadan güzel günlere ulaşacaktır. Bütün sorunlarını meşruiyet çizgisinde kalarak çözecektir.
Ve kapanış: karamsar değiliz, ümitvarız.
Altında imza: Muhsin Yazıcıoğlu.
2001'i hatırlayın. Ekonomik kriz, siyasi kriz, 28 Şubat'ın gölgesi. Ülkenin dibe vurduğu bir dönemde bir siyasetçi oturup "demokrasi ve hukuk çizgisinden ayrılmadan" diye yazıyor. Sizi çok özledim diyor. Gelmem gerekiyordu ama imkân bulamadım, üzgünüm diyor.
Bu ilişki tek yönlü de değilmiş üstelik.
Arslan, Ergenekon'un Zirvesi kitabını çalışırken bu konuya yakından baktığını söylüyor ve şunu anlatıyor: Yazıcıoğlu, Gülen'e haber gönderip Türkiye'de kötü şeyler planlandığını, bir hazırlık olduğunu, bunun kendisine de zarar verebileceğini iletmiş.
Yani sadece hasret mektubu değil. Uyarı da göndermiş.
Bir de şu var. Arslan, helikopter haberi geldiğinde Gülen'in yanında bulunan isimlerden dinlediklerini aktarıyor: haberin gelmesiyle odada bir aşağı bir yukarı dolaşmaya başlamış, sürekli yeni bilgi sormuş. "Yaralı bulundular" haberi geldiğinde çok sevinmiş. Sonra o bilginin yanlış olduğu anlaşılınca nazı geçen kim varsa aramış, "hava soğuk, bir an önce bulunsun, ne kadar insan varsa harekete geçirin" demiş. Saatlerce gidip gelmiş, etrafındaki herkesten dua istemiş.
Cenazelere ulaşıldığı haberi geldiğinde ise ağlamış.
Arslan bunu birden fazla kaynaktan teyit ettiğini söylüyor.
Şimdi.
Bugün ekranlarda ne söyleniyor? Talimat verildi, cemaat öldürdü, hepsi planlıydı.
Ben şunu soruyorum: bu adamlar bu ilişkiyi bilmiyorlar mı? Biliyorlar. Yıllarca aynı sohbetlerde anlatıldı, mektuplaştıkları biliniyordu, cenaze fotoğrafları ortada.
O halde neden?
Çünkü konuşulmaması gereken başka şeyler var. Kayıp radar dakikaları. Okunmayan klasörler. Terfi edenler ve tasfiye edilenler. Bunların hiçbiri gündeme gelmesin diye bir isim gerekiyor — ve o isim on yıldır aynı.
Arslan'ın deyişiyle, artık her konuda çiğnenen bir sakız bu. Öyle bir noktaya geldi ki, yıllarca aynı ezberi tekrarlayan çevreler bile "yeter artık" demeye başladı.
Mektuba dönelim son olarak.
O mektup bir savunma belgesi değil arkadaşlar. Kimse mahkemeye sunmak için yazmamış. 2001'de Kastamonu'da, gece ikide, bir dostuna hasret çeken bir adamın yazdığı özel bir mektup.
Ve tam da bu yüzden en güçlü belge.
Yayını mutlaka izleyin, mektubu kendi ağzından dinleyin. Ben burada özetledim ama Arslan'ın o satırları okurken el yazısında zorlandığı anlar bile ayrı bir şey anlatıyor.
✍️ İDRİS GÜRSOY | Dört kişilik bir merkez heyeti oluşturulmuş, üyeler için bir yemin metni hazırlanmış, bir tüzük kaleme alınmış ve kurucular kod adlar kullanmaya başlamıştı. Teşkilatın adı da oldukça iddialıydı: Askerî İhtilal Cemiyeti. https://t.co/cgx38Ri6f6
✍️ ALİ TOPDAĞ | Adalet ile merhamet birbirinin alternatifi değil bir ağacın iki kökü gibidir. Birisi eksildiğinde diğeri de uzun süre ayakta kalamaz. https://t.co/ZTZev09x5B
✍️ DR. YÜKSEL NİZAMOĞLU | Bediüzzaman İstanbul’da Abdülhamid’in Mabeyn’ini aşamamış ve padişahla görüşememiştir. Yazışmalardan, hakkında “şüpheler” bulunduğu anlaşılmaktadır. https://t.co/OIwcGY0Wl9
15 Temmuz'da cumhurbaşkanı koruması Mehmet Çetin'i kendi koruma arkadaşları mı öldürdü?
"Kanlı Yalan-01" Marmaris'te O Gece: Mehmet Çetin kitabını artık internet sitesinden de bölüm bölüm okuyabilirsiniz. 👇https://t.co/P1SBqoybL3
Büyüksün Reis !
Kimsenin ruhu duymadan hukukun köküne kibrit suyu döken yasayı geçirdin!
Muhalefet farkında bile değil.
Ha gayret AKP, Esad Suriyesi, Saddam Irak’ı olduk, K Kore bir tık uzakta !!
Eski Cumhuriyet Savcısı Dr. Ufuk Yeşil:
"Arama kurtarma aşamalarının yönlendirilmesinde söz sahibi olan, SKKHM'nin başında olan Tümgeneral Şirin Ünal'ın 17 yıldır ifadesi dahi alınmadı."
Raporlar ve belgeler doğrultusunda gerçekler için: https://t.co/UHAtSKHzNS
Saddam Hüseyin'den Beşar Esad'a kadar koma rejimleri ilk iş güvenlik aygıtına dayanır, silaha sarılır.
Irak, Suriye ve İran Devrim Muhafızları hattında aynı kalıp var. Türkiye'de son 3 yılda muhalefeti gözaltı ve korkuyla yönetme aynı şablona oturuyor.
🗣️ Emre Uslu: @EmreUslu
Yeni Şafak manşeti Merkez Bankası'nı eleştiriyor, faiz 6 aydır yüzde 37'de sabit ve döviz vergisi baskısı yükseliyor.
Mehmet Şimşek disiplini yetmiyor, enflasyon düşmüyor; bunu Sözcü değil Yeni Şafak yazınca sanayici–turizmci ve AKP içi rahatsızlık da görünür oluyor.
🗣️ Emre Uslu: @EmreUslu
Özgür Özel Yeni Parti'yi kurarken 500 bin CHP istifası ve 90 üzeri milletvekili geçişi konuşuluyor.
CHP tabanı IBAN isteyip Yeni Parti'ye para basmaya başladı; bir kitle kendi partisine para basıyorsa iktidarın nefesi yetmiyor demektir ve bu rejimin koma göstergesi sayılıyor.
🗣️ Emre Uslu: @EmreUslu
Erdoğan Ekrem İmamoğlu'nu içeri attı ama unutturamadı; CHP belediyelerine peş peşe operasyon açmak zorunda kaldı.
Özgür Özel'in sokak yürüyüşü mağduriyeti büyüttü; unutturma tutmayınca yolsuzluk dosyaları, İzmit hattı ve belediye transferleri geldi, rejim kendine kan pompalıyor.
🗣️ Emre Uslu: @EmreUslu
Erdoğan komada mı tartışması yanlış yerden; asıl bakılacak yer rejimin komada olup olmadığı.
Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi, Beşar Esad, Hüsnü Mübarek ve Tunus hattındaki diktatörün son 3 yılındaki politikalarla Erdoğan'ın son 3 yılı örtüşüyor mu sorusu masada.
🗣️ Emre Uslu: @EmreUslu