Bir annenin feryadı:
“16 yaşındaki oğlumu uyuşturucudan kurtaramıyorum.”
Beyoğlu’nda yaşayan bir anne, bağımlılık sorunu yaşayan oğlunun evde kontrolünü kaybettiğini, eşyaları kırıp sattığını ve defalarca başvurmasına rağmen yetkililerden yardım alamadığını söyleyerek acil destek çağrısında bulundu.
İlber Ortaylı'nın şubat ayında kaleme aldığı yazısından bir kesit:
"Pazar gecesi fenalaştım. Hasta bakıcı Sevim Hanım, Dr. Şevval Kanlı, hemşirelerden Tuğba ve Çağla hepsi birden seferber oldular. Zaman makinesine binebilsem Gazi Paşa’ya telgraf çekeceğim: Paşam, dört Türk kadını, ihtiyar moruk profesörü kurtardılar. İnkılaplar hedefine varmıştır."
Demet Akalın: “Ramazan’da TV’ye çıkaracağınız hocalara vereceğiniz yüz binlerce TL’yi dağıtın fakir fukaraya.
Ben razıyım geçen sene ki programları izlemeye. Nasıl olsa her sene yeni ayetler inmiyor.”
Elveda, astrologlar.
ChatGPT bunu kolay ve ücretsiz hale getirdi.
Tek yapman gereken doğum tarihini girmek.
Ne burç yorumu, ne tarot.
Seni şaşırtacak sonuçlar için bu 6 promptu kopyala ↓
BBC, 21. Yüzyılın en iyi dizisini bulmak için 43 ülkeden 206 eleştirmen, akademisyen ve gazeteci arasında anket yaptı.
İşte çıkan sonuçlara göre 21. yüzyılın en iyi 100 dizisi!
Zengin birisi tarafından eleştirilen kadın:
“Zenginlerin, fakirlerin harcamalarını lüks bulma tribi nedir? Alım gücü sadece kendilerinde olsun istiyorlar.
Yumurtalı ekmek sipariş ettim, ‘Yumurtayı dışarıdan mı söylüyorsun?’ dedi.
Bu kadının 2 çalışanı var. Sen, her gün sana yumurta kırsın diye bir çalışana para veriyorsun. Yumurtaya para vermemi mi yadırgadın?
En azından küçük zevklerim olsun. Ben de para kazanıyorum. Ev alamıyorum, araba alamıyorum, bari dışarıdan yiyebileyim.”
👉 Bu kez görüntüler Pendik’ten.
👉 Yeniden uyarmak istiyorum.
👉 Bu gençler, “fentanyl fold” denen belirtiler gösteriyor.
👉 Fentanil, korkunç ve ölümcül bir uyuşturucudur.
💊 Farklı ilaç görüntüleri altında sokaklara sürülüyor.
👉 Mevcut uyuşturucular içinde en tehlikelilerden biridir.
📍 Ciddiye almak ve kapsamlı bir mücadele yürütmek şart!
@RTErdogan@AliYerlikaya@MahinurOzdemir@omerbolatTR
Alaçatı'da ev sattım.Oğlum beni aradığında sesi titriyordu.“Baba… iyi misin?” dedi.
Alaçatı’dan İzmir’e giden yolda olduğumu duyunca uyandı herhâlde.Çok nadir arar beni.
Gülümsedim.
“İyiyim oğlum,” dedim. “Birazdan çay içeceğim.”
Adım Hasan.
Yetmiş üç yaşındayım.
Ve üç ay önce hayatımda yaptığım en doğru ama en “ayıp” sayılan şeyi yaptım.
Alaçatı’daki taş evimi sattım.
Hani şu herkesin fotoğraf çektirdiği, kapısına yasemin saran, “ne şanslı adam” dedikleri ev…
Oğlum ben gidince butik otel yapacaktı o evi.Erken gittim belki ama uzağa degil İzmir'e.
Eşim Emine’yi iki yıl önce kaybettikten sonra o ev büyüdükçe büyüdü.
Duvarlar genişledi, odalar uzadı.
Sessizlik yayıldı.
Sabah kalkıyordum.
Çay demliyordum.
Karşıma kimse oturmuyordu.
Televizyon açıktı ama konuşan bana bakmıyordu.
Akşam oluyordu, kapı hiç çalmıyordu.
Telefon çalıyordu heyecanlanıyordum.internet taahut diyordu ya da benzerleri.
Biz buna “huzur” deriz ya…
Değilmiş.
Mezar sessizliğiymiş.
Bir gün aynaya baktım.
“Hasan,” dedim,
“Sen böyle ölmeye başlamışsın.”
Ve Evi sattım.
Komşular konuştu.
Akrabalar sustu.
Çocuklarım “baba delirdi” dedi.
“Bu yaşta ne yapıyorsun?” dediler.
“Millet Alaçatı’da ev almak için canını verirken sen satıyorsun.”
Ben bir oda kiraladım.
İzmir’de, eski bir apartmanda.
Üç artı bir ev.
Üç genç yaşıyor.
İlan şöyleydi:
“Oda kiralık. Kira günü aksamasın. Gürültü makul olsun.”
Kapıyı çaldığımda çocuklar bana baktı.
Sanki icradan gelmişim gibi.
Biri dedi ki:
“Amca… yanlış geldin galiba?”
_Doğalgaz gecikti biliyoruz.Ama ödeyeceğiz.
“Yok,” dedim.
“Ben Hasan. Yeni ev arkadaşınız.”
İlk hafta şoktu.
Bulaşıklar birikmiş.
Ayakkabılar kapının önünde değil, her yerde.
Gece biri geliyor, sabah diğeri çıkıyor.
Bir akşam salonda otururken çocuklardan biri sordu:
“Hasan amca… bizi ev sahibine şikâyet etmezsin değil mi?”
Güldüm.
“Evladım,” dedim,
“Ben bu ülkede 80’leri gördüm.
Elektrik kesintisinde mumla ders çalıştım.
Sizden korkmam.
Ama çayı iyi demlerim bitirirseniz, yeni çayı siz koyarsınız.”
Zamanla alıştık.
Ben sabah erken kalkıyorum.
Onlar uyanamıyor.
Ben yemek yapıyorum.
Onlar dışarıdan söylüyor ama yetmiyor.
Bir akşam çocuklardan biri eve geldi.
Yüzü bembeyaz.
İki işte çalışıyor.
Okula gidiyor.
Kirası, yol parası, kitap…
Tencereyi koymuştum.
Kuru fasulye.
Pilav.
Yanına turşu.
“Gel,” dedim.
Sessizce yedi.
Sonra durdu.
“Ben bunu en son babaannemde yemiştim,” dedi.
O gün bana “Hasan Amca” demeyi bıraktılar.
“Abi” dediler.
Ben onları sabah sınavlarına kaldırıyorum.
Biriyle konuşmaları gerektiğinde “sen de haklısın” demeyi öğretiyorum.
Faturayı nasıl kontrol edeceklerini anlatıyorum.
Onlar da bana telefon öğretiyor.
Kartla ödeme.
Uygulamalar.
Müzik.
“Abi bu şarkı sana gider,” diyorlar.
Bir akşam dediler ki:
“Hazırlan. Çıkıyoruz.”
Alaçatı değil.
Lüks değil.
Bir mekan.
Ucuz.
Samimi.
Masaya oturduk.
Biri saz aldı.
“Abi bir türkü söyle.”
Uzun zamandır sesimi çıkarmamışım.
Ama söyledim.
Masadaki herkes sustu.
Gençler… yaşlılar…
Herkes.
O an şunu anladım:
İnsan yaşlanınca yalnızlaşmıyor.
Yalnız bırakılıyor.
Ben artık büyük bir evde yalnız değilim.
Küçük bir evde hayatın içindeyim.
Oğlum hâlâ soruyor:
“Baba geri dönmeyecek misin?”
“Yok,” diyorum.
“Ben geçmişte yaşamaktan çıktım.”
Bu evde ses var.
Dağınıklık var.
Gelecek var.
Eğer bu satırları büyük bir evde, sessizlikle okuyorsan…
Bil ki sorun ev değil.
Sorun sessizlik.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey
bir oda,
bir tencere,
ve biriyle aynı masada gülmektir.
Yaş kaç olursa olsun.
Alıntıdır..