Hükümetle anlaştılar Uber'i yasaklattılar, Temu'yu yasaklattılar, Booking'i yasaklattılar, Airbnb'yi yasaklattılar, Starlink'i yasaklattılar, Paypal'ı yasaklattılar. Bu artık yol oldu.
Gram altından kar edemiyoruz, hükümet yasaklasın. Millet bilezik alsın, bize işçilik ödesin...
Reels kaydırarak mesai bitirenlerin 1 gün aksamadan maaş aldığı ülkede yerin dibinde toz toprak içinde çalışanlar aylardır maaş alamıyor. Yeminle bu zulüm arşı titretmekle kalmıyor artık.
Ümit Özdağ Akbelen’de:
“Peygamber Efendimiz, ‘Yarın kıyamet kopacağını bilseniz elinizdeki fidanı dikin’ diyor.
‘İncire and olsun, zeytine and olsun’ diyen bir dinin mensuplarıyız.
Bu mu sizin muhafazakarlığınız?”
@WhiteHouse The SDF (PKK) is currently massacring hundreds of civilians in Hasakah (Syria), thereby threatening the peace of the entire region! This massacre must not go unpunished!
#SaveHasakah
'Türk' Polis Teşkilatı 40 bin Türk'ün katili orrevladı Apo'ya sayın denilmesine tepki gösterdi diye şerefli bir Türk polisini görevden uzaklaştırdı.
Bu ülke işgal altında başka açıklaması olamaz
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
İsrail ve BAE destekli paralı askerlerin, Sudan'da yaptıkları katliama ait kan donduran görüntüler.
Kurbanlardan her birinin, öldürülmeden önce "birilerinin mutlaka onları kurtaracağına" inandığına yemin edebilirim.
Eski dünya, yeni dünya düzeni vs. anlamam.
Benim anladığ��m tek bir şey var: O da "silahsız ve savunmasız olan, başkalarının kendisini kurtarmasını bekleyen ölür" nokta.
Bu dünyada hayatta kalmak istiyorsanız hem devlet hem de millet olarak güçlü olmak zorundasınız.
Millet olarak güçlü olmanın yolu, milletin her bir ferdinin öz savunma yapabilecek kapasiteye ulaşmasına bağlıdır.
Bu kapasiteye ulaşılmasının yolu da silah, eğitim ve örgütlenmeden geçer.
Ben bunu Trabzonlu olarak sık yaşıyordum, sonradan Doğulu arkadaşların çok daha beterini yaşadığını gördüm. Hep ısrarla rum, hiç olmazsa laz çıkarma obsesyonu vardı. Tane tane anlatıyorsun, köy köy gösteriyorsun, laz veya rumlar gizlenen insanlar değil ki diye, hatta benim sülalem bilinen bir sülale gösteriyorsun; ama nuh diyor peygamber demiyor. Oysa arkadaşın ailesinde ermenilik, süryanilik var masada kimse buna ses etmezken ısrarla safkan Kürtlük iddiasını sürdürmeye çalışıyordu. Ben bunu tam da o travmaya bağlıyorum. En aşırı faşizm zaten böyle doğar. Güneydoğu özellikle Tunceli'deki Ermeni meselesinin dışavurumu gibi. Öte yandan zazalara da bir efendi köle ilişkisi kurulmaya çalışması bundan.
Karadenize muazzam bir takıntı geliştirmişler. Kürdofaşizmi yakından tanıdığım yıllarda bunu ve tarihçesini tahlil etme fırsatı yakaladım. Kürdofaşizmin beslendiği bir başka damar da islamcılık olduğu için daha şark bir faşizm. Sabetaylar, gizli Yahudiler, Selanik(!), Ordu düşmanlığı, Balkan Muhaciri Türklere düşmanlık vs. Herkes "devşirme" bir tek onlar safkan ırk, aslında Türk yok. Her iki cümleden biri de DNA testi ve genetik. Ama ne ilginç diğer cümlede faşizm suçlaması oluyor.
Islamcılarda görüldüğü gibi sen akılla mantıkla laf anlatamıyorsun, öyle bir zemin yok. Kulaktan kulağa yayılan efsaneler, dengbejler, türküler ve köy kahvesi muhabbetlerinden öteye gidemezsin. Faşist suçlaması ve küfürden ötesi yok o "tartışmanın".
Bunun üzerine de düşündüm ve okudum. Kürdofaşizmin dilemması Türklük ve Türk devletiyle geliştirdiği sembiyotik ilişki. Bu ortalama vatandaş için mutual yani çıkarlı gözükse de Kürdofaşist için paraziter. Kendini bir parazit gibi görüyor. Bu sebeple de hem kendi soydaşına hem de "devşirmelere" sövüyor.
Bugün dünyadaki bütün Kürtçü yapılanmalara baktığın zaman gördüğün bu ilişki temelde tarihte de böyle; son yüzyılda çıkan hiçbir teorik veya pratik Kürdofaşist iddia edilen Kürdistan coğrafyasından değil; İstanbul'dan, Ankara'dan çıkmıştır. Etkilenilen isimler de hep Türk, Türk Milliyetçisi veya Türk sosyalistleridir. Bu öfkenin sebebi de müstakil bir kimlik yürütememesi; dikkatli bakınız günümüzde kimliğini ancak "Türk olmamak" üzerinden şekillendirmeye hapsolmuş durumdadır. Ancak bunu da Türkçe yapmaktadır, çünkü gelecek tepkiye bağımlıdır. Bu sebeple de Türk kimliğini yapay ilan edip başka azınlıklar arama çabası var.
Sürekli şikayet edilen Türk faşizmi de bir hayaletten ibaret. Ortalama Anadolu Türkü siyahiye, koreliye kız bile verir. Tek dini motivasyonu vardır; onu da aleviler çeker. Etnik olsa aleviyi dışlamaz, değil mi? Hatta Kürdodaşistin en iyi dostudur, çünkü her tezini kabul eder. Hatta bugün Karadenize laz diyen ve hatta Apo röportajlarının altındaki bu adam napmışkine tarzı yorumların sahipleri de bunlardır.
O halde bu feryatlar kime? Işte olay bu ya; Kürdofaşist Derin Devleti şikayet etmiyor, Derin Devlet olmasını istiyor. Ona çağrı yapıyor. Gel müesses nizamı ortadan kaldır, bana imtiyaz ver! Tarihte olduğu gibi; ben sana hizmet edeyim sen beni diğerleri gibi görme diyor. Türk olmak bu sebeple dayanılmaz, çünkü imtiyaz yok. 70 sonrası Türk solundan geçen lügat bu yüzden yapay. O sol maskenin altında etnik ırkçılık ve feodalizm var. Bu yüzden prensleri Demirtaş da şey şıh ağa hayranı. Çünkü biliyor ki üzerinden ırkçılık yaptığı Eyyubi de bir Selçuklu. Anadolunun İskanı, Tehcirde zenginleşmesi - biliyor tarihi, biliyor bağımlılığı. O yüzden en kralı bile ayrılıkçı olamıyor. Görüyor Irak'ı, Suriye'yi. Lafta nefret kusuyor, ama pratikte bu ilişkiyi kesemiyor. Çünkü neden? Çünkü bakınız Ermenistan'a; nefret kussa da, 5 bin yıl önceki krallıklardan bahsetse de biliyor ki onu Anadolu çomarlığından Istanbul şehirlisine çeviren, sanat ticaret bilimde zirveye taşıyan Türk devletidir. Görüyor onsuz Afrika ülkesi gibi halini. Yunanı kurtaran da Avrupaya yapışması, emmesidir. Görüyorsun arap coğrafyasını, ki Arap Milliyetçilği de İstanbuldan çıkar. Peki bu şizofrenik yaşam ve dilemmanın sonucu? Nefret.
Kelle koltukta dağlarda itle köpekle kurşunun önünde savaş. Gazi ol. Arkadaşların gözünün önünde mayına basıp parçalansın şehit olsun. Devletin sana taktığı madalya bu. Böyle insanları bu şekilde mükafatlandırınca bunu gören yeni neslin vatansever olacağını mı düşünüyorlar. Ayıptır ya dağda ölümle burun buruna savaşmış insanlar ne derse desin herkes razı olmalı Eyvallah diyip geçmeli. Teröristlere bu muameleyi yapmıyorlar.
Teröristler iç organları bağışlanmayacak hale gelene kadar bıçaklanan oça engelli raporu çıkartmış. Mecliste İstiklal Marşı okumazlar am böyle de işlerle uğraşırlar. Sonuçta katilleri kendi kuyruklu maymun kabilesinden.
💥 Osmaniye KYK yurdunda sıcak su olmaması nedeniyle soğuk duş alan hemşirelik öğrencisi Kasım Bulgan, kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi. (Cumhuriyet)
Tekrar tekrar başınızı ağrıtıyor olabilirim ama lütfen bu konu unutulmasın. Milletin vereceği tepki kıymetli.
Selimiye gözbebeğimiz, ortak kültürümüzdür. #SelimiyeyeDokunma