Evli olduğu erkek Uğur Atılkan'dan şiddet gördüğünü açıklayan 2 çocuk annesi kadın, "Ölmek istemiyorum." diyerek yardım çağrısında bulundu:
"Belki haberlerden kadın cinayeti kurbanı diye izleyecektiniz ama ölmedim!
Eşim dediğim adam UĞUR ATILKAN tarafından cuma günü 3 kez öldürülmeye çalışıldım!
Ağır madde bağımlısı. 4 senedir çocuklarımla birlikte hapis hayatı yaşıyorum. Sürekli şiddet, sürekli hakaret gördüm; sürekli çocuklarımla tehdit edildim ve kurtulamadım. Her şantiyaya çalışmaya gittiğimde tehditlerle geri getirildim ve her seferinde daha ağır şeylere maruz kaldım.
Fazla madde kullanımından dolayı paranoyak ve şizofreni teşhisi konuldu ve sürekli halüsinasyon gördü. Olmadık kişilerle beni yakıştırdı ve 4 sene boyunca her gün işkence gördüm. Herkes bizi iyi sansın diye telefonumdan resimler yüklüyordu.
Cuma günü alkol aldı ve madde kullandı. Birden bana saldırmaya başladı. 'Sen o****, ben namusumu temizleyeceğim.' dedi. 4 saat boyunca beni öldürmeye çalıştı. Beni betona yatırıp göğsümün üstüne oturdu, dizleriyle kollarımı tuttu, kafamı betonlara vurdu. Sarı bir kablo alıp 10 dakika boyunca beni boğmaya başladı.
Kendimi kurtaramadım. Son çırpınışlarımda öldüm sandım ama bayılmışım. Ölmediğimi görünce daha da sinirlenip kemerini çıkardı ve boynuma doladı. Sigarasını üstümde söndürüp yumruklarla ve ısırıklarla beni dövdü, ardından kalın kahverengi kemeriyle tekrar boğmaya başladı.
Kendimi teslim ettim. Sürekli yüksek sesle, yüzünde gülümsemeyle 'Allahu Ekber' diyerek şehadet getiriyordu. 10’dan geriye sayıyordu. İçimde, aklımda sürekli yavrularım vardı. Uyandıklarında beni ölü bulacaklarını düşünüyordum.
Ama meğerse hepsini planlamış. Beni öldürüp yukarı çıkıp oğlumu da… Çıkıp babasına gidip katliam yapmak istiyormuş.
Çevrem çok sürmedi, hemen bayılmışım. Öldüm sandım ama yine olmamış. Yüzüme yumruklar atılırken uyandım. Elinde büyük, kırmızı bir bıçak vardı. Boynuma tuttu, yine şehadet getirdi ve saçımdan tutup kafamı betona yapıştırdı.
O an sinir kriziyle ölüm arasında, bağırarak gülmeye başladı. O korktu, delirdiğimi sandı ve üstümden kalktı. Tam 4 saat sürdü. Üstündeki kanları temizlemek için banyoya gitti ve o an o evden kaçtım…
Bana lütfen yardım edin. Ben çocuklarımın annesiz kalmasını istemiyorum. Kim var, kim yok haber verin. Herkesi etiketleyin. Çocuklarımın annesiz bırakılmasına izin vermeyin. Size yalvarırım. Ben 3 gün önce öldürülmek istendim ve bir daha ölmek istemiyorum."
❣️📢Hadi bir canı kurtaralım! Bu yakışıklıya yuva arıyoruz. Şu anda Bodrum'da ama her yere ulaşımını sağlarız. Hatta yurtdışı için titrasyon testini de yaptırıp hazırlıkları başlattık yurtdışına da sahiplendirebiliriz. Şu anda geçici yuvasında 2 köpek ve 3 kedi ile yaşıyor ama komşular sorun çıkarıyor. 4 yaşında, erkek, kısır, kuduz ve karma aşısı, iç dış parazitleri yapıldı. Lütfen bu mesajımı gören herkes RT yapsın, sahiplenebileceğini düşündüğü kişileri etiketlesin, paylaşsın. Bizim de onun da günü güzelleşsin!💓🙏
Okuldan artan zamanlarımda, Anadolu'da köy köy gezerek halk müzikleri kaydeden sıradan bir müzik öğretmeniyim. Kayıtlarımı tüm dünya tanısın istiyorum. Sizden ricam bunu retweetlemeniz. Ayrıca kanalıma abone olmanız için link:https://t.co/uGfixT0jMs
"Mahallede istemiyoruz" denilerek komşuları tarafından darbedilen otizmli Elmas Yağmur, yoğun bakıma kaldırıldı.
Acılı anne adalet istiyor: Cezasız kalmalarını istemiyorum
Milas'ın Ketendere ve İkiztaş Köyleri arasında kalan maden ocağının Latmos Beşparmak Dağları'nı nasıl yağmaladığını izleyin. Bu gelişmişlik mi? Kamu yararı mı? Sömürge ve yağma madenciliği bunun adı, nerede ilgili kurumlar? Çok yazık ediyorlar ülkeye. Durdurun bu katliamı.
Boyları kadar suç kaydı olan çeteciler, Gazeteci Hakan Tosun'u öldürmelerinin haklı olduğunu ima ediyorlar! Bu şerefsiz sürüsü tam da Türkiye'nin saplandığı bataklıktan türüyor, oradan cesaret alıyorlar.
8 yıldır süren hukuk mücadelesi nihayet bitti. Tüm itirazlar reddedildi. Yargıtay'ın verdiği beraat kararım kesinleşti. Toplum ve çevre sağlığı ile ilgili bilimsel çalışmaların devlet sırrı olarak nitelenemeyeceği ve açıklanmasının bir suç oluşturmayacağı da hükme bağlandı.
Cengiz'in yeni 'talan anıtı' yükseliyor!
Halk TV son halini görüntüledi...
Mehmet Cengiz, Bodrum'da koca bir yarımadayı kapattı. Hikaye aynı: Kamu arazisi, kamu bankası kredisiyle alındı, yargı kararı uygulanmadı, özel imar
düzenlemesi yapıldı.
Mücevherci BVLGARI ile beraber malikanelerden oluşan devasa bir 'köy' kuruluyor şimdi.
Malikane fiyatları 3.5 milyar lirayı buluyor.
Yani %99'un hakkı olan bu yerde, sadece en zengin %1 yaşayacak. Zaten tanıtımı da böyle yapıldı.
BVGLARI'nin sahibi, "Bodrum'un denizi bizim başyapıtımız oldu" diyor!
NATO'yu ve Trump protesto ettiği için işkence ile gözaltına alınan ve kolu kırılan öğrenciye saldıran güvenliğin akıbeti ne olacak diye soruyor gençler.
Cevabınız var mı?
@IBBcozummerkezi
İstanbul metrosunda bir genç, NATO’yu sözlü protesto ediyor.
Tam bu esnada sivil polis olduğunu söyleyen bir şahıs ve metro güveliği gence müdahale ediyor.
Ama dikkat ederseniz “boynunu kıracak seviyede” arkaya çekiyorlar adeta gence işkence yapıyorlar!
Üstelik böyle bir yetkileri yok! Bu olayın sonuna kadar takipçisiyim! Kimse bir gence böyle müdahale edemez!
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bu ne yaaa! Dört polis, manavdan gazeteciyi gözaltına almak nedir!!!
Kayhan ne yapmış olabilir, aylardır her gün İBB davasında aleni yargılamaları takip ederek geçiyor. Duruşmaya giren herkesin gördüğünü, duyduğunu yazıp anlatıyor. Kanser tedavisi gören annesi var, onun her şeyine Kayhan koşuyor. Ömrü hastane sırası Silivri duruşma salonları arası geçiyor. Yapmayın, etmeyin insanları bu kadar mağdur etmeyin.
Kayhan da, Hazar da iyi birer gazetecidir.
#GazetecilikSuçDeğildir
#GazetecileriSerbestBırakın
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
DENİZ GÖKTAŞ SERBEST BIRAKILSIN!
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından hakkında soruşturma başlatılması ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınması; Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüklerini güvence altına alan 25, 26 ve 27. maddeleri ile kişi özgürlüğünü koruyan 19. Maddesinde belirtilen kişi güvenliği ve özgürlüğünün özünü zedelemektedir.
Demokratik toplumlarda mizah; toplumsal olayları sorgulayan, eleştiren ve kamusal tartışmayı besleyen temel bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca kabul gören, rahatsızlık yaratmayan düşünceleri değil; sarsıcı, incitici, rahatsız edici ve iktidarı eleştiren ifadeleri de korur. Nefret söylemi ya da şiddete açık çağrı niteliği taşımayan mizahi anlatımların ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmak zorundadır. Hakkında açılan soruşturmayı bilerek ülkesine dönen Deniz Göktaş hakkında gözaltı tedbirine başvurulması; zorunluluk ve ölçülülük koşullarını karşılamamaktadır.
Dahası, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulanması ve emniyet binası içinde ters kelepçeli halde çekilen görüntülerinin servis edilmesi, güç gösterisinden öte;* insan onurunu zedeleyen, kötü muamele ve işkence yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken ağır bir uygulamadır. Bu uygulama, gözaltı tedbirine ilişkin adli sürecin bir parçası değildir. Bu görüntüler, kamuoyuna verilen bir gözdağıdır. İnsan onurunu zedeleyen bu uygulama; masumiyet karinesini, kişi özgürlüğünü ve kötü muamele yasağını delmektedir. Hukuk devleti, teşhir ve itibarsızlaştırma üzerinden işletilemez.
Ayrıca, bu tür işlemler yalnızca kişi özgürlüğünü değil; sanatsal ve eleştirel ifade alanını da baskılayan, toplumda otosansürü yaygınlaştıran caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mizah ve politik hiciv, toplumun ve yönetenlerin kendileriyle yüzleşmesini sağlayan bir dev aynasıdır. Demokratik yönetimler, kendilerine tutulan bu aynaya tahammül edebildikleri ölçüde demokratik kalabilirler.
İstanbul Barosu olarak, Deniz Göktaş’a yönelik bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle baskı altına alan uygulamalardan vazgeçmeye, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yürütülen soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını sağlamaya çağırıyoruz.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun Yüce Divan'da yargılanmasına neden olacak belgeleri paylaşıyorum!
Başıboş bir apron, görmeyen kameralar, şüpheli İsrail jeti, düşen Libya uçağı!
Abdülkadir Uraloğlu’nun kamuoyundan gizlediği gerçeklere ait resmi belgeleri yayınlıyorum.
Düşen Libya uçağı olayının perde arkasını;
Esenboğa Havalimanındaki HALİNKOK komitesinin resmi toplantı tutanaklarıyla ortaya çıkardık.
Toplantı Tarihi: 30 Nisan 2026
Konu: Apron 5’teki Uçak Parkları
Katılanlar: DHMİ, Emniyet, Jandarma, TAV, Havayolu şirketlerinin yetkilileri
Belgeler, Esenboğa Havalimanında denetimsiz bir “tuzak alanı” yaratıldığını kanıtlar nitelikte.
Tuzağın adresi: Esenboğa Apron 5!
İki düşman ülke uçağının aynı apronda park ettirilmesi, uluslararası uçuş kurallarına aykırı olduğu halde;
Adım-1 ⬇️
22 Aralık’ta Esenboğa’ya inen Libya Genel Kurmay Başkanını taşıyan jet, garip bir şekilde;
Üst düzey yabancı yetkilileri taşıyan uçakların park ettirildiği Apron 1’e değil, havalimanının en uzak köşesindeki Apron 5’e yönlendiriliyor.
Adeta bir tuzağa doğru çekiliyor.
Adım-2 ⬇️
Ertesi gün şüpheli bir İsrail jeti Esenboğa Havalimanına iniş yapıyor. O da Apron 5’e yönlendiriliyor.
Adım-3 ⬇️
İki düşman ülke uçağı, skandal bir şekilde, 1 saat 41 dakika boyunca Apron 5’te bir arada kalıyor.
Bu süreç boyunca Libya uçağı mürettebatı oteldeyken, İsrail jeti mürettebatı ve yolcuları Apron 5’te, Libya uçağıyla baş başa kalıyor.
Sonuç⬇️
Şüpheli İsrail jeti Esenboğa’dan kalkıp Tel-Aviv’e gidiyor. Ardından havalanan Libya jeti ise üç jeneratörünün de tuhaf bir şekilde birden bire arızalanmasıyla Ankara’da düşüyor. Kurtulan olmuyor.
Peki tuzak yeri neden Apron 5?
İşte bu sorunun yanıtı HALİNKOK belgelerinde!
Ankara Vali Yardımcısının başkanlık ettiği HALİNKOK’un resmi tutanaklarına göre;
🔴 DHMİ, Apron 5’e park yeri bilgisi giremiyor!
🔴 Apron 5’e giriş yapan uçaklar rastgele, kendi istedikleri yere park ediyor!
🔴 Havalimanı Kulesi ve Ramp Birimi Apron 5’i göremiyor!
🔴 Apron 5’te kamera problemi var!
🔴 Devasa apronda sadece 3 adet kamera var; 3’ü de sorunlu, görüntüler net değil!
Yani resmi belgelere göre;
5 No’lu Apron, Esenboğa Havalimanında operasyon yapmak için çok ideal bir kayıt dışı kör nokta durumunda.
Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu, Apron 5 gerçeğini en başından beri biliyor olmasına rağmen, tedbir almayarak görevini kötüye kullanmıştır.
İsrail jetinin varlığı, Apron 5’teki kontrol dışı durum ve kamera rezaleti konusundaki açıklamalarımız için ‘tümü yalan’ diyerek, kamuoyunu yanıltmaya çalışmıştır.
Ulaştırma Bakanı, bizzat kendi sorumluluğundaki kurumun "kozmik" tutanaklarıyla yalanlanmıştır.
Türkiye’nin milli menfaatleri çerçevesinde, özellikle NATO Zirvesi öncesinde;
Ulaştırma Bakanı mutlaka görevden alınmalıdır!
Bakana şifreli not: Belgelerde adı geçenlerin kuruma olan aidiyet duygusunu rencide etmemenizi tavsiye ederim.
Kamuoyunun Dikkatine!
Dünyanın en köklü aktif müzik grubu olarak yapılan bu saygısızlığa karşı avukatlarımız gerekli hukuksal süreçleri başlatmıştır.
Asdfghjkl 😂
Şaka şaka.
Son gösterine bayıldık, İyi ki varsın 🙏 @idgoktas
Neşemizi de çalamazlar ya 😜
Hakkında soruşturma başladıktan sonra kendi rızasıyla yurda dönen kişiye kelepçe takılması açıkça hukuka aykırıdır. Zira kelepçe ancak kişinin kaçacağına veya tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı halinde takılabilir.
Ayrıca, kolluğun kişinin kelepçeli görüntülenmesinin önüne geçmesi gerekirken bu görüntülerin kamuoyuna sızması ise suç teşkil etmekte olup masumiyet karinesinin de özünü zedelemektedir.