ben mutlu olma eğilimi yüksek biriyim. bir ağacın altında bile oturduğumda çok mutlu oluyorum. yeni demlenmiş çayı içerken. gölgelik yer bulmuş gibiysem ve şarkı da güzelse hep mutlu olurum.
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı
heves ettim gölgemi enginde yatan
o berrak sayfada gezindirsem diye
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende https://t.co/2WlHTYLtWe
Çok kısa bir konuşma dinledim.
Genç bir kız.
Düğüne 3 gün kala boşanmış.
3 yıldır bekarmış.
Sebep damadın ön koltuğa kendi ablasını oturtması imiş.
Bir hafta önce de kaynana evde koltuk, perde değiştirmiş.
Kızımız meslek sahibi imiş.
Karşısındaki yorumluyor: Ayakları üzerinde duruyor, özgüvenli: alkışşşş!!
Salon alkışlıyor.
* *
Eskiden insanlar, hayatı biliyor, sorun çözüyorlardı.
Diğergam idiler.
Şimdi: Sana ne? Bana ne? Kov gitsin! Sal gitsin! Salla gitsin! At gitsin! Çekemem! Taşıyamam! Katlanamam!
Vesaire, vesaire..
Biz de 'mazoşist olun' demiyoruz.
Lakin 'en basit meselede' yuva dağıtanların ortak özelliği ukalalık, bencillik, serserilik vesaire..
Nişanda, istediği ayakkabı alınmadı diye, koltuk için, perde için ayrılan biliyorum.
Eski kadınlar dağ gibiydi.
Şimdi otur ananın evinde!
Anan turşunu kurşun.
Problemsiz hayat sadece cennette.
İş hayatın sanki problemsiz mi?
Ama onu bırak/a/mazsın.
Çünkü para gider.
Peki, yuva ne?
Saadet ne?
Eş ne?
Saadeti serserilikte arayanın mutluluğu da, huzuru da, yuvası da olmaz, olamaz.
Hayat imtihandır.
Eşler de imtihandır.
Evlatlar da, ana baba da, akraba da imtihandır.
Diploma için, kariyer için, iş için dünyanın problemlerine katlanan gençler 'en beş para etmez' meselelerde aile dağıtıyorsa büyük bir bilinç sorunu var demektir..
Konu uzun..