geçinmeye gönlün olacak. ruhuna iyi gelen insanlarla aynı masada oturmayı, küçük şeylere alınmamayı, bazen haklı çıkmaktan vazgeçmeyi bileceksin. çünkü hayatın kalitesi biraz da kiminle geçindiğinle ilgili
Napolyon ‘insanın evi gönlünün bağlı olduğu yerdir’ der. Belkide dışarısı bize hep yabancı, hep gürültülü. Kendi içine uğramayanın vardığı her menzil yeni bir gurbettir gerçekten de. Kendinle barışmak, en uzak yoldan eve dönmek gibidir.
şule gürbüz ‘insan kendi kendisinden kurtulamaz. her yere kendisini götürür her kapıyı kendisi açar ve her aynada yine kendisini görür’ der. zira yollar değişse de yolcu aynıdır. içimizdeki gölge en çok kaçtığımız yerde bizi bekler. kaçış sandığımız kendimize çıkan en kısa yoldur
artık insanlar karşılıklı otururken konuşacak konu bulmanın telaşına düşüyor. oysa ben bazen sadece bakmak, karşımdakini incelemek ve sahici şeylerden söz etmek istiyorum. before sunrise filmi ne güzeldi. yaşanılan anların gerçekliğinden insan bir an bile şüphe duymuyordu.
aşk belki de bütünüyle merak ve telaştan ibarettir. ona yetişmeye çalışmanın telaşı gibi oturduğu masalarda oturmak istemenin telaşı gibi bensiz geçirdiği bütün vakitleri dinlemek istemenin telaşı gibi. ben ki aşkı sana yetişmeye çalışırken üzerimdeki telaşta saklı sanarım.
her yolun sonunda kendime çıktığım için çok huzurluyum. aylin balboa diyor ya zor bir yolculuktu ama doğrusu değdi, manzaram gayet iyi diye. kendime uğramadan bir yere varılamayacağını da anladım. manzaram şahane.
masumiyet müzesi'ni izlerken bana dünyanın gitmem gereken merkezinin onun yanı olduğunu hatırlatıyordu sözünü duyduğumda dönüp sana bakacağım ve ellerini tutacağım. çünkü ben bi romantiğim ve aşık.
tipin ya da paran benim için önemli değil. önemli olan ertesi gün uyandıgımda yine yanımda olacagını bilmek, korkmadan nazlanabilmek, peşinden her yere gelebilecek kadar güvenebilmek.