💢 Şah İsmail’in o mistik karizması ile Yavuz’un sarsılmaz rasyonalizmi arasındaki kavganın köklerine inmeden ne 1514 Çaldıran’ı ne de sonrasındaki Mısır fethini anlamak mümkündür.
Meseleyi iki padişahın horoz dövüşü sanan popüler tarihçiliği bir kenara bırakıp, Halil İnalcık ve İlber Ortaylı hocalarımızın izinde, Safevi Devleti’nin kuruluş genetiğine ve Osmanlı sarayının kılcal damarlarına kadar sızan o müthiş istihbarat savaşına bakalım.
Şarkın kaderini belirleyen o büyük kırılmanın perde arkasını ilmek ilmek dokuyalım.
Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis’in tarihi itirafları:
İmparatorluğun gerçekte kimlerin elinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor: Batı’nın kışkırtması başlayana dek Osmanlı yönetimi aslında Rumlar, Ermeniler ve devşirme bürokratların kontrolündeydi.
O dönem yaşayan Yunan halkının isyan etmesi için hiçbir makul sebep yoktu; zira askerlik yükümlülükleri bulunmadığı gibi, Boğaz'ın her iki yakasında, Marmara sahillerindeki köşk ve yalılarda fevkalade lüks ve konforlu bir hayat sürüyorlardı.
İstanbul başta olmak üzere Ege, İzmir ve Muğla gibi kritik bölgelerde nüfus üstünlüğü de tamamen onların elindeydi.
Öyle ki, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde Türk kökenli Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirip sadaret makamına Rum asıllı Zağanos Paşa’yı getirmişti.
Hatta Rum asıllı Mehmet Paşa, Osmanlı ordusunun başında Konya’daki asi Türkmenlerin üzerine yürüyerek Karaman Türklerini bastırmıştı.
Kısacası, İstanbul’un fethi Rumların konfor alanına hiçbir zarar vermemişti. Fakat Batı’nın oyununa gelerek giriştikleri o akılsızca isyan, kendi elleriyle yükselttikleri koca imparatorluğu yıkarak onları bugünkü küçük ve kırılgan Yunanistan’a hapsetti ve kendi felaketlerinin başlangıcı oldu.
Nihayetinde 1922 yılına gelindiğinde, Mustafa Kemal Paşa bu stratejik saflığa ve Anadolu’daki 3000 yıllık Yunan varlığına son noktayı koydu. Zira 1918-1923 yılları arasında, yani İngiliz işgali altındaki İstanbul’da dahi nüfusun neredeyse yarısını hala Rum ve Ermeni cemaatleri oluşturmaktaydı.
Tüm bu çarpıcı gerçekleri ve tarihi itirafları dile getiren kişi ise dışarıdan biri değil, özbeöz Yunan bir tarihçidir.
(Kaynak: D. Kitsikis, 1998/2005/2008; B. Lewis, 2002; H. Yalçın, 2008)
İşte bu kozmopolit ve Türk’ü dışlayan sosyo-ekonomik tablonun üzerine Mustafa Kemal Atatürk, "Zenginliği ülkemdeki gayri Türk unsurlardan alıp Türklere verdiğim için, malum azınlıkların bana kini bitmez! Gayri Türk unsurlar yeniden yönetime geçip, Türkler yeniden sefalete düştüğünde, Türk genci beni daha iyi anlayacaktır" diyerek hem ekonomiyi hem de devleti gerçek sahibine, yani Türk milletine iade etmiştir.
Bugün tarihten ve arkeolojiden bihaber şekilde uydurma mühürlerin arkasına saklanıp ecdat siyaseti üretenler; saraylarda, yalılarda sefa süren gayri Türk unsurların bıraktığı mirası değil, zenginliği ve egemenliği yeniden bu millete kazandıran Atatürk'ün vizyonunu rehber edinmelidir.
@AliG040803 Siz dahi Türk ün gazabını tattınız . Yaranız büyük. Yaranız geçmez. Yaranızla yaşayacaksınız. Kullanılmışlar sizi. Okadar eziksiniz ki. Edebimizle seviyenize düşmeyeceğiz. Bokunuzla oynayın.
🔵 Shaquille O'Neal, eski eşinin “Seni hiç gerçekten sevmedim” sözüne karşılık vererek o dönemde kendisine karşı dürüst davrandığını kabul etti:
▪️"Bana 'Seni hiç gerçekten sevmedim' dedi ve ben de ‘Ben de kendimi sevmezdim’ dedim."
▪️"O dönemde bir erkek olarak başarısız oluyordum. Bir erkeğin bir kadına karşı üç görevi vardır: Korumak, sağlamak ve sevmek. O noktada bu üçünde de ona başarısız olmuştum."
▪️"Pisliktim, aptaldım. O %1000 haklıydı. Ona hem koca olarak, hem koruyucu olarak hem de sağlayıcı olarak başarısız oldum."
▪️"Artık karım değil ama bana beş güzel çocuk verdi. Onu her zaman koruyacağım."
İran'ın asıl kozu petrol değil. Amerika'nın 39 trilyon dolarlık borcu.
Bugün Trump çok sert bir şey söyledi.
İran'ın en önemli petrol adası Kharg'ı alacağını açıkladı.
Ama tuhaf olan şu.
Aynı Trump, bir eliyle vurmakla tehdit ediyor, öbür eliyle masaya oturuyor.
Herkes buna bakıp bir Ortadoğu savaşı görüyor. Petrol, füze, ateşkes.
Ben başka bir şey görüyorum. Bu olayın zinciri Ortadoğu'da bitmiyor. Tam 39 trilyon dolarlık bir yerde, Amerika'nın borcunda bitiyor.
Nasıl mı? Anlatıyorum.
Önce bugün ne olduğunu netleştirelim.
Kharg, İran'ın küçük bir adası. Ama İran petrol ihracatının yüzde 90'ından fazlası tek başına buradan akıyor. Yani adanın adı küçük, önemi devasa. İran'ın can damarı.
Trump bu adayı almak, İran'ın petrolünü kendi kontrolüne geçirmek istiyor. Kendi sözüyle, "tıpkı Venezuela'da yaptığımız gibi" petrol piyasasının kontrolünü ele almak istiyor.
Peki neden bu kadar istiyor? İki sebep var.
Birincisi, petrolü kontrol eden, fiyatını da kontrol eder. Ucuz petrol demek, ucuz benzin demek.
İkincisi, Kasım'da Amerika'da seçim var. Bir iktidarı sandıkta en çok yakan şeylerden biri pahalı benzindir. Halk her gün depoyu doldururken zam görürse, faturayı iktidara keser.
Yani Trump'ın hem stratejik hem de siyasi olarak bir petrol zaferine ihtiyacı var.
Ama İran'ın da bir cevabı var. Hem de çok sert.
İran diyor ki: benim petrol altyapım vurulursa, ben de bölgedeki herkesin altyapısını vururum. Ya herkes petrol üretir, ya da hiç kimse.
Bu boş bir tehdit değil. İran geçmişte Körfez'deki rafinerileri vurdu. Suudi Arabistan'ı, Kuveyt'i, Birleşik Arap Emirlikleri'ni.
Şimdi şu rakama dikkat edin.
O küçük Körfez bölgesi, tek başına dünya petrol üretiminin neredeyse üçte birini yapıyor. Dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin de yarısı orada.
Yani dünyanın enerjisinin üçte biri, avuç içi kadar bir bölgede sıkışmış durumda.
Şöyle düşünün.
Koca bir şehrin bütün suyu tek bir mahalleden dağıtılıyor. O mahallede yangın çıkarsa, susuz kalan sadece o mahalle olmaz. Bütün şehir kalır.
İşte İran'ın kozu bu.
Kendi batarsa, yanında bütün dünyanın petrolünü de batırabilecek olması.
Trump'ı asıl kilitleyen de bu. İstediği o petrol zaferine uzanırsa, İran bütün Körfez'i ateşe verir, petrol fiyatı çok sert yükselir. Bu da bir başkanın seçim öncesi başına gelebilecek en kötü şey.
Yani Trump'ı zafere iten şey, İran sayesinde onu mahvedecek şeye dönüşüyor. Bir eliyle tehdit edip öbür eliyle masaya oturmasının sebebi tam olarak bu.
Buraya kadarı, herkesin gördüğü kısım.
Asıl mesele şimdi başlıyor. Çünkü bir petrol krizinde asıl önemli olan, fiyatın ne kadar yükseldiği değil. O yükselen faturanın kime, nereye dokunduğu.
Bu zincirin ilk durağı Japonya.
Japonya enerjisinin neredeyse yüzde 90'ını dışarıdan alıyor. Dünyanın en büyük petrol alıcılarından biri. Yani petrol pahalanınca en ağır yarayı alan ülkelerin başında o geliyor.
Ama Japonya'nın derdi sadece bu değil. Japonya çok özel bir tuzağın içinde.
Önce şunu anlamak gerekiyor. Japonya'da yıllarca fiyatlar düştü.
Kulağa güzel geliyor, her şey ucuzluyor. Ama bir ülke için zehir gibidir.
Çünkü fiyatlar düşerken insan alışverişi erteler. "Bugün almayayım, nasılsa yarın daha ucuz olur" der. Herkes beklerse kimse harcamaz. Kimse harcamayınca fabrika satamaz, işçi işten çıkar, ekonomi durur. Japonya bu kısır döngüde neredeyse otuz yıl kaybetti.
Japonya yıllardır bu yüzden biraz enflasyon, yani fiyatların sağlıklı şekilde artmasını istiyordu.
Sonunda enflasyon geldi. Ama yanlış kapıdan geldi.
Çünkü bu enflasyon, Japon halkı çok harcadığı, ekonomi canlandığı için gelmedi. Tamamen dışarıdan geldi. Pahalanan petrolden ve değer kaybeden yenden.
Yani Japonya istediği o sağlıklı ısınmayı değil, dışarıdan bulaşan bir hastalığı aldı.
Üstüne bir de yen var. Japonya'nın parası dolar karşısında uzun süredir çok zayıf. Sebebi Amerika ile arasındaki büyük faiz farkı. Para hep faizin yüksek olduğu dolara kaçıyor, yen zayıf kalıyor.
Petrol ise dolarla alınır. Zaten zayıf bir parayla, bir de pahalanmış petrolü almak zorunda kalan Japonya'nın dolar ihtiyacı iyice arttı.
İşte tam burada zincir Amerika'ya bağlanıyor.
Çünkü Japonya, Amerika'nın borcunun en büyük alacaklısı. Elinde 1,2 trilyon dolarlık Amerikan tahvili var. Yani Amerika'ya en çok borç para veren ülke Japonya.
Japonya dolara sıkışınca ne yaptı? Elindeki Amerikan tahvillerini satmaya başladı. Hem de son kriz ve yükselen petrolün ardından, 2022'den bu yana en sert satışını yaptı.
Şimdi neden bunun bu kadar tehlikeli olduğunu anlatayım.
Amerika'nın borcu bugün 39 trilyon dolar. Bu borcun tam 10 trilyon dolarlık kısmının vadesi bu yıl doluyor. Yani Amerika bu yıl bu devasa borcu yeniden borçlanarak çevirmek zorunda.
Borcu çevirmek demek, eski borcu kapatmak için yeniden borç bulmak demek. Bunu da tahvil satarak, yani dünyadan para isteyerek yapıyor.
Tam da bu hassas yılda, en büyük alacaklısı Japonya masadan kalkıp tahvil satmaya başlarsa ne olur? Alıcı azalır, Amerika borç bulmak için daha yüksek faiz vermek zorunda kalır.
İşte asıl tehlike burada. 39 trilyon dolarlık bir borçta, faizdeki minicik bir artış bile yüz milyarlarca dolarlık ek yük demek.
Bu yükün ne kadar büyük olduğunu bir örnekle görelim. Amerika şu an sadece borcunun faizine, ordusuna harcadığından daha fazla para veriyor. Faiz ödemesi savunma bütçesini çoktan geçti.
Şimdi başa dönelim.
İran, Amerika'nın ordusuyla baş edemez. Doğrudan bir savaşta kazanamaz.
Ama buna gerek de yok. Çünkü birbirine bağlı bu dünyada, en güçlüyü cepheden vurmak zorunda değilsin. Onu, görünmeyen uzun bir zincirin en ucundan da vurabilirsin.
İran'ın Körfez'de yakacağı bir ateş petrolü pahalandırır. Pahalı petrol Japonya'yı sıkıştırır. Sıkışan Japonya Amerikan tahvilini satar. O satış da Amerika'nın 39 trilyonluk borcunun faizini yukarı iter.
İşte İran'ın asıl kozu bu. Petrolün kendisi değil, o petrolün ucundaki Amerikan borcu.
Bir gücün asıl zayıf noktası, en kalın zırhının olduğu yer değildir.
Görünmediği için kimsenin korumadığı o ince bağlantı noktasıdır.
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.
💢 Tarih kitaplarının bize Anadolu'da ikinci beylikler dönemi başladı diye tek cümleyle geçiştirdiği o kaotik yıllarda, aslında burnumuzun dibinde dünyanın en vahşi, en kuralsız ve en pragmatik "Vahşi Batı" ekosisteminin kurulduğunu biliyor muydunuz ?
Selçuklu sarayında Moğol valileri cirit atarken, Doğu Roma sınırında yükselen o kurtlar Sofrasında hayatta kalmanın tek bir kuralı vardı.
Güçlü değilsen, yemsin ! ...
Gelin, o karanlık çağın görünmeyen lojistik ve askeri şifrelerini çözmek için haritayı batıya doğru açalım. 👇
Helal olsun sana çocuk !
İşte bu yüzden bizim hala umudumuz var !
İstanbul'da dar bir sokakta ilerlemeye çalışan Ambulans yolu kesen ufak bir çocuk sayesinde hastasını acile yetiştirilebildi.
Donald Trump: “İsrail için İspanya ile ticari ilişkilerimiz keseceğiz.”
Pedro Sanchez: “Dünyada ticaret ve paradan daha değerli şeyler var, insan hayatı gibi. Hiçbir şey umurumuzda değil! Kadınların, çocukların ve yaşlıların hunharca katledildiği bir savaşın parçası olmayacağız.”
(Yürekli duruşun için minnettarız Sanchez)
@harve65 12 yıldır Londra da yaşıyorum , burada herkes özür diler normal. Ama bir grup adamın bir pup a gelip güvenliği dövüp içerideki adamı çıkarıp kafasında şişe patlattıklarını da gördüm.
İtfaiyecilerin 11 saatlik uğraşından sonra "Artık umut yok, alan çok dar!" dediği yere gönüllü olarak girerek boruya sıkışan küçük çocuğu kurtaran 14 yaşındaki koca yürekli kahraman;