Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 52’nci yıl dönümünde kahraman şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi şükranla yâd ediyorum.
Kıbrıs Türk halkının 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı en kalbî duygularımla tebrik ediyor, Kıbrıs Türkü kardeşlerime selamlarımı iletiyorum.
Ana vatan ve garantör ülke olarak Kıbrıs Türk halkını haklı mücadelesinde asla yalnız bırakmayacağız.
Bordo Bereli Binbaşı, 14 yaşındayken rüyasında Peygamber Efendimizi görmüş ve Efendimiz Ona "Seni çok seviyorum." demişti.
87 başarı ödülü alan kahramanlar kahramanıydı. Vatana binlerce komando yetiştirdi, sayısız haini etkisizLEŞtirdi.
Herhangi bir görevde o var ise görevin en başarılı bir şekilde tamamlanacağının güvenini herkes hissetmekteydi. Mücadele sadece dağda olmaz, psikolojik harp de gerekir diyerek, operasyon bölgelerindeki köylerde binlerce gönlü fethetti.
Lice'de bir astsubay şehit edildi. Zafer Binbaşı çatışma bölgesine intikal etti. Hain teröristlerle temas sağlandı, mağaradaydılar. Son kurşunu sıktıktan sonra mağaradan 11 leş çıkardı. Devre arkadaşını aradı. "Gözün aydın Ahmet, astsubayının intikamını aldım." dedi.
İlk görev yeri de son görev yeri de Siirt'ti. Her sabah göreve gittiğinde, duvarda resimleri olan şehitlerimizin önünde durarak, selam verip, dua ederek göreve başlardı.
Bir gün operasyondayken, Paşanın emriyle boş olan diğer duvarlar şehitlerimizin resimleriyle süsleniyor. Zafer Binbaşı operasyondan dönüp kendi resmini de duvarda görünce, Özkan Paşaya "Komutanım, şehit olmadan beni abideleştirmişsiniz" demişti.
Gittiği bir operasyonda köy camisinin bakımsızlıktan kapalı olduğunu görünce, "Camilerimizden ezan ve namaz eksik olmamalı" diyerek, Caminin bütün bakımını cebinden yapar. Şehadetinden sonra bunu öğrenen babası, memleketinden kalkar o köydeki Camide namaz kılmaya gider.
Türk Ordusunun en keskin kış şartlarında mücadele yeteneğini dosta düşmana gösteren Güneş Operasyonu 21 Şubat 2008'de Irak'ın Kuzeyinde başladı. 2. Tugay'ın burada 5 şehit vermesi üzerine, 2. Tugay yerine Zafer Binbaşı’nın Tugayı Irak'ın Kuzeyine görevlendirildi.
Türk askerinin en son 1993'te bayrak diktiği ve o zamandan beri gitmediği 2000 rakımlı bir tepe varmış. Zafer Binbaşı o tepeye bayrağımızı dikmek için gece 12'de üs bölgesinden ayrılmış. O bölgede sabaha doğru teröristlerle karşılaşıyorlar. Saatler süren bir çatışmadan sonra yaralanan Zafer Binbaşı şehit oldu.
Kıyafetleri çıkarıldığında göğsünde bayrak bulundu. Bayrak için yaşadı, göğsünde bayrakla şehit oldu...
Şehit Binbaşı Zafer Kılıç
23 Şubat 2008 | Irak'ın Kuzeyi
AB’nin Kıbrıs meselesi için yeniden özel temsilci atamasını kabul etmiyoruz!
Gayri hukuki oluşturdukları bu yapıyı hukuki olarak yorumlanamaz!
Egemen eşitliğimizi yok sayıyorlar! Bizi yok sayıyorlar! Kıbrıs Türk rızası olmadan Türkiye rızası olmadan neyin temsilcisi bu?
Yurt dışında bir okuldan mezun olan Türk kadın, mezuniyet töreninde sahneye Türk bayrağıyla çıkmak istediğinde Yunan öğretmeninin bu durumdan rahatsızlık duymasına, hem bayrağı sırtına alarak hem de Bozkurt işareti yaparak cevap verdi.
Alman Milletvekili Tomasz Froelich:
“Türkiye’nin artık AB’ye ihtiyacı yok. Bunun sorumlusu da sizsiniz.
Çünkü Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok.”
Almanya’da yaşayan Ayten Heck, vefatının ardından İslami usullere göre defnedilmek amacıyla 30 yıl boyunca bir cenaze fonuna aidat ödedi.
Ancak Würzburg Belediyesi, Heck’in cenazesini ölümünden sonra yakarak kimsesizler mezarlığına defnetti.
Ebubekir Tavacı anlatıyor.
Gazze'ye gönüllü giden Dr. Tanya Haj-Hassan:
“Cansız bir çocuğu kucağımda tuttum—onu kurtaracak hiçbir ekipman yoktu. Bu bir savaş değil, masumların katliamı.”
Birleşmiş Milletler, İsrail’i çatışma bölgelerinde cinsel şiddet uygulayan taraflar “kara listesine” ekledi.
İsrail artık terör örgütü DEAŞ ile aynı listede yer alıyor.
Yunan bir muhatap şu iddiayı ortaya atmış: "Madem Türkiye Ege adalarının yeniden gayriaskerî statüye döndürülmesini istiyor, o hâlde Yunanistan da kıyas yoluyla karşıdaki Anadolu (Küçük Asya) kıyısının silahsızlandırılmasını talep edebilir. Bu tampon bölgenin derinliği, adaların en batı ucunun Türk-Yunan sınırına olan uzaklığı kadar — yani yaklaşık 60 km veya daha fazla — olmalı; çünkü 60 km, Anadolu anakarasından adaların egemenliğini ve güvenliğini doğrudan vurabilecek menzile karşılık gelir, baskın ve çıkarma (amfibi) harekâtını önlemek için de böyle bir bölge gerekir." Yani özünde: "Siz adaları silahsızlandırmamızı istiyorsanız, biz de simetri adına sizin kıyınızı 60 km derinliğinde silahsızlandırırız" diyor.
Cevabımız:
Bu, hukuki bir argüman değil, simetri kılığına sokulmuş yeni bir talep. Üç noktada çöküyor.
Birincisi: adaların gayriaskerî statüsü bir antlaşma yükümlülüğüdür — Lozan 1923 (12-13. Madde) ve Paris 1947 (14. Madde) ile doğmuştur. Anadolu kıyısını silahsızlandıran ise tek bir antlaşma bile yoktur. Yükümlülükler "kıyas" ya da "simetri" ile doğmaz; antlaşmayla doğar. Yoktan bir yükümlülük icat edip, sanki karşılıklı bir denklik varmış gibi sunuyorsun. Yok.
İkincisi: çerçeveyi ters kurmuşsun. Türkiye "yeni bir rejim" talep etmiyor. Adalar şu anda, yürürlükteki antlaşmalarla, hukuken gayriaskerîdir. Statükoyu bozan, onları silahlandıran Yunanistan'dır. Yani ortada Türkiye'nin "talebi" değil, Yunanistan'ın ihlali var. Hâlihazırda var olan bir yükümlülüğe uymayı, hiç var olmayan bir karşı-yükümlülük pazarlığına bağlayamazsın. "Antlaşmanın gereğini yerine getiririm, ama önce sen antlaşmanın hiç istemediği bir şeyi yap" demek, hukuk değil, şantajdır.
Üçüncüsü — ve en güzeli: 60 km mantığı kendi ayağına kurşun sıkıyor. Diyorsun ki "anakaradan 60 km menzille adalar vurulabilir, o yüzden tampon gerekir." Peki o adalar Anadolu kıyısına ne kadar yakın? Sisam yer yer 1,6 km, Meis 2 km, İstanköy 4 km, Sakız 7 km, Midilli 10 km. Senin "yakınlık = tehdit = silahsızlandır" mantığını uygularsak, ilk silahsızlandırılması gereken şey, Anadolu'ya 60 km'den çok daha yakın duran o adaların ta kendisidir — ki antlaşmaların emrettiği de tam budur. Kendi gerekçen, adaların gayriaskerî olması gerektiğini ispatlıyor.
Son olarak: bir devletin egemen anakarası ile bir şartla devraldığı adalar aynı hukuki kategoride değildir. Yunanistan adaları gayri askerî kalmak şartıyla aldı; Türkiye Anadolu kıyısını hiçbir şarta bağlı olmadan, kendi öz toprağı olarak elinde tutuyor. Uluslararası hukukta "coğrafi simetri yoluyla karşılıklı silahsızlandırma" diye bir ilke yoktur. Güvenlik kaygın varsa çözüm, mevcut antlaşmayı çiğneyip karşı tarafın öz anakarasını silahsızlandırmasını istemek değil; müzakere ve güvencedir.
Piers Morgan: “Peki bu programı izleyip dehşete kapılabilecek Yahudi insanlara ne söylemek istersin?”
Dan Bilzerian @DanBilzerian:
“Onlar dehşete kapılabilir. Hristiyanları toplu katlettiklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Talmud’da öğrettikleri şeyleri öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
İsa’nın bok içinde yandığını düşündüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Bakire Meryem’i fahişe olarak gördüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Gentillerden çalmanın sorun olmadığını düşündüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Filistinli mahkumlara toplu tecavüz etmenin sorun olmadığını düşündüklerini öğrendiğimde dehşete kapılmıştım.
Şu anda bir soykırımı finanse ettiğimiz için dehşete kapılmış durumdayım…yani onlar da dehşete kapılabilir.”
Sattığı otomobilin 1 milyon 600 bin TL'lik parasını alamadığı gerekçesiyle tartıştığı baba ve oğlunu öldüren ve tahliye edilen 76 yaşındaki kanser hastası İzzet Kalyon:
"Ben bu parayı 50 sene keserin ucunda çalışarak kazandım. Arabamın daha borcu bitmedi, paramı lütfen hazırlayın dedim. 10 ay boyunca bugün vereceğim diyerek oyaladı.
Bunlarla hastaneye giderken yolda karşılaştım. Önceki hafta mahkememiz vardı gelmediler.
'Mahkemeye neden gelmedin Aykut' dedim.
'Gelmeye mecbur muyum?' dedi bana.
'Gelmeye mecbur değilsin de benim 1 milyon 600 bin param hala sende. 10 aydır pul oldu. Paramı vermeye mecbursun, neden vermiyorsun?" dedim.
'Mahkemeye verdin ya oradan alırsın.' dedi.
Babasına dönüp 'bu ne diyor' dedim, babası da 'doğru söylüyor mahkemeye verdin oradan al paranı' dedi.
Neyse döndüm, arabama bineceğim. Arkamdan bana 'senin ananı avradını bilmem ne ederim bir daha buraya gelme.' dedi.
Neyse tamam Aykut dedim, geriye döndüm, elini beline atıp üzerime yürümeye başladı. Ben de silahıma davrandım. 2-3 el ateş ettim ona. Babasının da kendisinin de ruhsatlı silahı olduğunu biliyordum.
Keşke olmasaydı. Pişmanım, can almak iyi bir şey mi? Bu iş paradan sebep yapılmış değil, paradan sebep ben adam öldürmem. Beni hem tahrik ettiler, hem üzerime bindirdiler. Hem malımı, hem canımı alacaklar dedim..."
@RTErdogan Sn. Cumhurbaşkanım temelinde ekonomik yetersizlik var. Ekonomi düzgün olsa, refah seviyemiz iyi olsa bu tablo çok daha iyi durumda olur. Anne olmak isteyen kadınlar evinde oturur çocuğunu büyütür. Geçim ve gelecek kaygısı olmasa aileler de bu kadar yıpranmaz, boşanmalar artmazdı.