Sayın hocam, siyasi öngörülerinizi beğenerek izliyorum. Türkiye'nin Somali'nin borçlarını İMF'ye ödediğinde, bu durmun farkına varmadığınıza inanmıyorum. Ben o zaman arkadaşlara,IMF denetiminden kaçmak olduğunu söyledim.
BJK nın 1 gol farkla şampiyon olduğu yılın telefon kayıtları incelensin. Eboubakar'la Hatayspor'da oynayan hemşerisi arasındaki konuşmalardan her şey ortaya çıkar.
@kadircetincali O sezon GS ye 1 gol yetiyordu. Sadece 1 gol. 8 gole gerek yoktu. Bunu paylaşacağına puan durumunu keşke paylassaydin. İkna oldun mu? 8 averaj farkı var. Siz açın da Hataya 7 attığınız ve 1 averajla ligi kazandığınız sezonu açın bakın. Haramzadeler.
✅Conrad Bosphorus da 2 gece konaklama 13.000₺
✅Otelde bir akşam yemeği 75 euro 2,325₺
✅Otelde öğle yemeği 50 euro 1,550₺
✅ Feriye lokantasında akşam yemeği 5,500₺
✅Toplantı ve kahve yiyecek vs ekstralar 6.000₺
✅ Organizasyon bedeli kişi başı 3.000₺
TOPLAM 31.375₺
81 il başkanı eşleriyle 162 ve en az 2 de yancısı takılır peşine, Akşam yemeklerin de illaki bir dolu yancı olur. ulaşım giderleri uçak transfer falan
Bu sayı toplamda 300 kişiyi bulur yani yuvarlak hesap 400.000 ila 450.000 euro yani 13.000.000₺ para demek bu davet, azı yok çoğu var.
Soruyorum size @herkesicinCHP bu parayı kim karşılıyor? Kimin cebinden çıkıyor?
81 il başkanı ile ZOOM üzerinden gayet net toplanılırdı, ayrıca partinin genel merkezi Ankara, neden? Bu davet İstanbul da ve böyle janjanlı bir ortamda yapılıyor, nasıl bir göz boyamadır ki bu.
Seçilen otel eski Anap İst İl başkanı Erdal Aksoy'un oteli , ilk aklıma gelen Semra Özal'ın meşhur Sarı Papatyaların Hasbahçe daveti geldi
Bundan sonraki davet umarım Yıldız Sarayında Hasbahçe etkinliği olur..
Kaplumbağaların sırtında mum gezdirir Osmanlı kostümleri ile davete katılırsınız .
kanaatim olarak yazıyorum ;
CHP yi Anap yapacaksınız, Erkan Mumcu nasıl Anap'ı bitirdiyse Ekrem İmamoğlu da CHP yi bitirecek.
Sayın avukatım yazınızı okudum, farklı bir bakış açısı. Halbuki genel kanı, fanatik bir milliyetçi gurubun sonuçlarını düşünmeden işlediği bir cinayet şeklinde idi. Bu gelinen nokta, sonuçları itibariyle bakış açınızı doğrular niteliktedir.
Hırant'ın kalemini kim kırdı ?
24 Nisan 1915 Soykırım iftirasına format atmak isteyen üst akıl kurguladı. Organizasyon görevi FETÖ' ye verildi. Tetikçi zurnanın son deliği idi!
https://t.co/HfITTK9V5P
Okumayan insan gerçeğe ulaşamıyor. Bakın Ali Yağız Baltacı okuyarak ön yargıları nasıl yıktığını anlatıyor. Hırant Dink'in tüm konuşmalarını dinlemiş biri olarak hiç bir zaman nefret söylemine şahit olmadım.
5-) Beni asıl üzen katilin dışarı salınması değil.
16 yıllık hapis sürecinin ardından zerre kadar nedamet getirdiğine inanmıyor olmam.
Yine sırtının sıvazlanacağını, kendisine konumlar makamlar tahsis edileceğini biliyor olmam.
Bu nefret kültürüyle bir gram yol kat edemeyiz.
Diyorum ki; mecliste 600 milletvekili var. Acaba kaç tanesi Sera Kadıgil gibi gerçekten milletin vekilliğini yapıyor. Ülkenin eğitimi kime emanet buyurun dinleyin.
Okan hoca Hatay'ı analiz etmemiş. Hatay gibi atletik ve bir o kadar hızlı forveti olan takımlar için müdafaa orta sahaya yakın kurulmaz. Üç kontraatak iki gol.
🗣️ Levent Tüzemen:
“Okan hoca, şapkasını önüne koyup kendisiyle ilgili analizleri yapmalıdır ve şampiyonluk yaşadığı dönemdeki fabrika ayarlarına geri dönmelidir. Çünkü bu sezon Zaha, Tete ve Ziyech gibi pahalı transferlerden istediğini alamadı ama kendisinde onları oynatma zorunluluğu olduğu gibi bir saplantıya kapıldı.
Tete'yi bir kenara bırakıyorum, Zaha ve Ziyech ruhsuz oynuyorlar. Bireysel takılıp takım oyunundan uzak hareket ediyorlar. Galatasaray'ın, Mertens'in yarattığı enerjiye ihtiyacı var.
Okan hoca, adaleti dağıtan bir isimdir. Gövdeli transferler baskısından kurtulmalı ve şampiyon olmuş kadroyu ön plana almalıdır. Özellikle Kerem solda oynamalı, Mertens liderlik yapmalı, tercihini Tete ile Barış arasında kullanmalı. Zaha uğruna Kerem'in yerini bozmak, İcardi'nin pozisyon kısırlığı yaşamasına yol açtı. Okan hoca, kadro seçimlerinde dikkatli olmalı, Bayern ve Hatay maçlarındaki gibi hatalı hamleler yapmamalı.”
(Sabah)
Niye mi Sevan Nışanyan… varsa bunların daha iyisini yapan elini öpeceğim.
En son gittiğim Şirince’de Ülkücü bıyıklı faşolar Dimitri Şarap evi tabelası koymuş boktan şarapları millete marka diye gaskallıyorlardı.
Nışanyan evleri ve Matematik köyü Şirince yi Şirince yapan değil mi. @NisanyanHimself
Daha dolu yazarımda Kokoreç sarmıştım göbeği kuzu ciğerli izninizle onu gömeceğim..
Sayın hocam, bu kararınızı tekrar gözden geçirmenizi istirham ediyorum. Karşı düşünceden takipcileriniz zamanla sizi anlayacak ve doğruluğu konusunda karar verecektir. Karşı düşünceyi tanımadıkları sürece kendilerini daima haklı sanacaklardır.
Son günlerde muazzam temizlik yaptım/yapıyorum
Cumhuriyet'le ve Atatürk'le sorunu olanlar
Yurtseverliğimi sorgulamaya kalkanlar
Aklını kullanamayanlar
Bilimsel gerçeklerden kopuk olanlar
Ne konuşup paylaşacağıma karar verenler
Bana işimi öğretmeye kalkanlar
Henüz Orta Çağ'dan bugüne gelemeyenler
Dünyadan kopuk dogmatik sünniciler
Tarikatperestler, Arapperestler, rivayetperestler
Güya laf yetiştirirken cehaletini sergilediğini fark edemeyenler vs
beni takip etmesin, gördüklerimi zaten eliyorum
kendilerini mutlu edecek seçenek çok fazla
"Kerem Aktürkoğlu'na biraz haksızlık edilmiyor mu?" sorusuna cevap veren Arda Turan; "Biraz... Kerem gibi bir oyuncuyu 40-50 milyon Euro'lara almanız mümkün değil. Barış Alper Yılmaz da keza 20-30 milyon eder. Bu çocuklar Türk oldukları için yabancılardan daha mı az değerli.
Kerem'i eleştirenlerin G.S.taraftarı oldukları konusunda şüphelerim var. Bunlar Kerem'in duygusal yapısıyla oynayan rakip takım taraftarları olsa gerek. Kerem takımın vazgeçilmezidir.
Mehmet bey ev sahipleri evi kiralarken kontratla birlikte boş tahliye taahhütnamesi imzalattırıyor. İmzalamam deme lüksünüz yok. Sonraki dönemlerde yeni bir tanzim tarihi ile işleme koyarak kiracıyı tahliye ediyor. Yargıtay bu konuda boş taahhütname imzalarsan sonucunda katlan.
Ev sahibiniz sözleşme süremiz bitti diyerek sizi çıkaramaz. Kiranızı en fazla %25 oranında arttırabilir. Hiçbir sebep yokken 10 yıldan önce tahliye davası açamaz. (1/4)
Tamda burada kendimizi sorgulamalıyız. Zulmeden, mazlum siviller ile masum çocukları katleden kim olursa olsun kınamalı, karşı çıkmalıyız. Din kardeşliği diye bir kavram temelsizdir. Bütün değerler hak ve hukuk bağlamında değerlendirilmelidir.
Yüzlerce Amerikalı Yahudi Kongre'de oturma eylemi düzenliyor ve "Kongre Gazze'de ateşkes çağrısı yapana kadar buradan ayrılmayacağız" diyor.
Binlerce ABD Yahudisi dışarıda protesto yaparken, aralarında iki düzine hahamın da bulunduğu 350'den fazla kişi içeride dua ederek direniş gösteriyor.
ATATÜRK’ÜN İNÖNÜ’YE YAZDIĞI O MEKTUP / TURGUT ÖZAKMAN
Ve 30 Ekim 1923 sabahı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı İsmet İnönü’ne şöyle yazdı:
“Sevgili paşam, Cumhuriyet’in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın.
Bizi yine büyük bir savaş bekliyor. Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Baş Delegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.
Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz.
Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda.
Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız. Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet’le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız.
Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor.
Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı %60’ı geçiyor.
Nüfusun yüzde 80’i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe.
Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir’in bazı semtlerinde var.
Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan’dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek. İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet’in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor.
Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler.
Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı.
Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı.
Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney.
Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız.
Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim.
Allah yardımcımız olsun!”
(Mektup, Turgut Özakman’ın yazmış olduğu ‘Cumhuriyet: Türk Mucizesi 2’ kitabından alınmıştır.)
HESABI ÖDEMEDEN NEREYE MUSTAFA?
Ankara’da havanın kapalı…
Sıkıntılı olduğu bir eylül akşamı…
Avrupa’nın üstünde savaş rüzgârları esiyor…
Çankaya Köşkü’nün havası hüzünlü…
Atatürk hasta ama…
Memleket meselelerinden ayrı kalmak mümkün mü?
Sanki yolun sonuna geldiğini hisseder gibi…
Akşamüstü saatleri…
Yanında…
Nuri Conker var…
Selanik’ten hem mahalle hem okul arkadaşı…
Albaylıktan emekli ve…
Paşalık dahil…
Hiç bir makam/mevkii kabul etmemiş gerçek dost ve sırdaş…
Kadim dost Nuri Conker, o gün…
Arkadaşının havasını dağıtmak ister…
Çocukluk günlerinden söz eder…
Bal gibi sohbet, uzayıp gider…
İstanbul’a ve gençlik günlerine gelir…
Harbiye ve sonra akademideki günleri anarlar…
Yedi Tepeli kentte yaşadıkları akıllarına gelir…
Tünel’deki Apostol’un yerinden bahsederler...
O ufacık ama ünlü meyhanede…
Yaşadıkları unutulmaz akşamlar gelir akıllarına…
Hatta…
Paraları olmadığı zaman…
Nasıl meyhaneciye “yaz hesaba” dediklerini hatırlarlar…
Bazen o küçük piste fırlayıp…
Rumeli havaları eşliğinde…
Zeybek oynadıkları bile gelir gözlerinin önüne…
Atatürk keyiflenir…
Sanki hastalığını unutmuş gibidir…
Kısa bir sessizlik olur…
Nuri Conker, aklına geleni hemen söyler:
“İster misin Mustafa, atlayıp trene gizlice İstanbul’a gidelim, önce Boğaz’da gezeriz, sonra ver elini Beyoğlu, Apostol’a uğrarız... Kimse görmeden döner geliriz…”
Gazi, çok sevinir…
Gözleri ışıldar; “Nasıl yaparız ki Nuri?” der…
Nuri Conker kararını vermiştir; her şeyi ayarlar…
İstiklal Savaşı’nda orduya cesaret vererek…
Conk Bayırı’nın alınmasının mimarı bu kahraman asker için…
İstanbul operasyonu, çocuk oyuncağıdır…
Nitekim…
İstanbul ekspresinden üç kompartıman alınır…
Gece trene binilir; kimsenin ruhu bile duymaz…
Hafiften de olsa…
Tanınmamak için kıyafetler değiştirilir…
Kaçakları(!) Haydarpaşa’da Conker’in bir arkadaşı karşılar…
Sonra?
Ver elini Boğaziçi…
Gezerler, yürürler, denizi seyrederler…
Boğaz havasını ciğerlerine çekerler…
Sonra istikamet Beyoğlu…
Tünel’e gelince de doğrudan Apostol’un yerine giderler...
Akşamüstünün tüm güzelliği örtmüştür İstanbul’u…
Saat 17.00 olmuştur, bile…
Meyhanenin müdavimleri yavaştan gelmeye başlar…
(Bi’parantez açalım, sözün burasında…)
İstanbul’da eğlence yerlerini işletenler işlerini iyi bilirler…
Özellikle Rumlar…
Osmanlı’dan kalma gelenek ve görenekleriyle hizmetin piridirler…
Meyhane’nin sahibi Apostol…
Bi’ara Nuri Conker ile göz göze gelir…
Şimşek çakar kafasında…
Tanımıştır, gelenleri…
Eski müşterisi Atatürk’ü ve dostunu…
Çok sevinir ama…
Nuri Conker hemen uyarır; “Sakın bozma” der ve ekler:
“Eskisi gibi davran, gelenleri de çevirme, sadece bizimle garsonlar hariç, kimse fazla ilgilenmesin, hafifçe demlenelim…”
Akşam ilerlemekte, keyif ise artmaktadır…
Mustafa Kemal ise gençlik günlerine döndüğü için çok mutludur...
Bi’ara merak edip, Nuri Conker’e de sorar:
“Galiba bizi hiç kimse tanımadı!”
Nuri Bey’in tek endişesi içeriye girip çıkan birilerinin dışarıda bu olaydan söz etmeleridir… Apostol güvence verir, “Sen merak etme Paşam…”
Artık sıra Rumeli türkülerine, çalmaya / oynamaya gelmiştir...
Tavernanın her köşesi…
Şarkı ve türkülerle çınlamaya başlar…
Hatta…
Atatürk bile dans edip, türkülere eşlik eder…
Kuşkusuz…
Gazi Mustafa Kemal, oyunu sezmiş ama…
Artık o da bozmayıp, eğlenmeye devam eder…
Aslında…
Kadim dostu Conker’in kıyağının farkındadır…
Dostluk da…
Zaten bu değil midir?
Ayrılma zamanı gelmiştir…
Haydarpaşa’dan trene binilecektir, erken kalkmak gerekir…
Ayağa kalkar Mustafa Kemal…
Madem (!) kimse onu tanımamıştır, o da kapıya yönelir…
Arkasından bağırır Apostol:
“Mustafa hesabı ödemeden nereye gidiyorsun?”
Gazi, döner ve şöyle der:
“Yaz hesaba bre Apostol!”
Birbirlerine sarılıp ağlamaya başlarlar…
Bu arada bütün taverna ayağa kalkar ve dinmeyen alkışlar…
Tavernadakiler hep bir ağızdan bağırırlar:
“Bizim Mustafa, seni bırakmayacağız ama sen de bizi bırakma, daha sık gel…”