Mesleki eğitimi siyasetin tali bir başlığı olmaktan çıkarıyor, Türkiye’nin geleceğinin merkezine koyuyoruz.
Köy Enstitülerinin üreterek öğrenen, öğrenirken üreten anlayışını çağın teknolojileri ve yeni nesil mesleklerle buluşturmak için mesleki eğitime doğrudan odaklanan kurumsal yapımızı hayata geçiriyoruz.
Çünkü her genç, emeğinin karşılığını alacağı bir mesleği ve kendi geleceğini kurabileceği bir Türkiye’yi hak ediyor.
#ÜretenTürkiyeGüçlüGelecek
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu:
“Siyasi ahlak yasasının mutlaka parlamentodan çıkması lazım.
Siyasetin ahlaki temellerinin atılması lazım. Bu konuda ilk kanun teklifini veren Cumhuriyet Halk Partisi’dir.”
İlk gün söyledik: Partimiz bize kutsal bir emanettir. Bu ulu çınarın gölgesi, haramın ve kirlenmişliğin sığınağı olamaz. Gerektiğinde iç muhasebesini yapar, arınmasını bilir; yolundan dönmez.
“ARINMA” derken sözümüzü kendi kapımızla sınırlamadık. Türkiye’nin tamamı için söyledik.
Bugün fon krizi karşısında da aynı yerdeyiz. Vatandaşın yıllarca biriktirdiği alın terinin hesabı sorulmalıdır. SPK, denetim sorumluluğunu nasıl yerine getirdiğini, hangi riski ne zaman gördüğünü ve hangi tedbiri aldığını açıklamalıdır.
İstifa bir açıklama değildir. Görevden ayrılmak, hesap vermenin yerine geçmez!
Hiçbir makam, hiçbir soyadı, hiçbir siyasi yakınlık kimseye dokunulmazlık sağlamaz. Bu milletin bir kuruşu bile sahipsiz değildir.
Arınma; şehitlerimizin canıyla koruduğu vatana, işçinin alın terine, emeklinin sofrasına, çiftçinin emeğine, öğrencinin hayaline sahip çıkmaktır.
Biz kendi kapımız için söylediğimizi, iktidarın kapısında da söyleyeceğiz. Siyaset arınacak. Devletin kurumları şeffaflaşacak. Sorumluluğu bulunan herkes hesap verecek.
Türkiye’nin ihtiyacı, her krizde birkaç ismin değişmesi değil; kimsenin hesap vermekten kaçamadığı bir düzendir.
Çünkü milletin emaneti, istifa dilekçeleriyle hesabı kapatılacak bir emanet değildir!
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu,
Bolu Abant’ta düzenlenen TBMM Grubu Değerlendirme Toplantısı’nın son gününe Abant Gölü çevresinde yaptığı sabah yürüyüşüyle başladı.
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu:
“Son 25 yılda ne yaşadık? Banker Kastelliler oldu mu? Oldu. Fatura kime çıktı? İktidara mı çıktı? Hayır, yine garibanlara çıktı.
Soyulanlar, bu ülkenin insanları oldular.”
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu:
“Bir polis memurunun Anayasa Mahkemesi önünde intihar etmesi ne demektir?
21. yüzyılın Türkiye’sine yakışıyor mu bu? Sarayın şatafatına yakışıyor mu bu?”
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu:
“Bir polis memurunun Anayasa Mahkemesi önünde intihar etmesi ne demektir?
21. yüzyılın Türkiye’sine yakışıyor mu bu? Sarayın şatafatına yakışıyor mu bu?”
ARTIK SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ!
Bir emekli polis memurumuz, “Para için değil, onurumuz için” diyerek haykırdı ve hayatına kıydı.
Ankara’da emeklilerin seyyanen zam talebiyle düzenlediği eylemde yaşamını yitiren emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’nun ölümü, Türkiye’de emeklilerin düşürüldüğü vahim tablonun acı bir göstergesidir.
Yıllarca bu devlete hizmet etmiş insanları emekliliklerinde yoksulluğa, borca ve çaresizliğe mahkûm eden düzenin sorumlusu, yıllardır ülkeyi yöneten iktidardır.
Emekliye “geçin” demek yetmez. Pazara, kiraya, faturaya, ilaca yetişmeyen maaşla insanca yaşam beklemek mümkün değildir.
Dün torununa harçlık veren emekliler bugün hayatta kalabilmek için evlatlarının, torunlarının eline bakar hale gelmişse bunun sorumlusu ülkeyi yöneten iktidar ve uyguladıkları insanı yok sayan ekonomi programlarıdır.
Emeklilerin taleplerini görmezden gelmek, onları her gün biraz daha yoksulluğa sürüklemek sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmaz.
Ali Şekeroğlu’nun elindeki dövizde yazan söz, bugün iktidarın duyması gereken en ağır uyarıdır: “Para için değil, onurumuz için.”
Emekliler sadaka istemiyor. Yıllarca verdikleri emeğin karşılığında insanca yaşamak, onurlu bir emeklilik sürmek istiyor.
Bu ülkenin emeklilerini bu hale getiren politikaların sorumluluğunu taşıyan AK Parti iktidarı, artık emeklilerin sesini duymak ve gereğini yapmak zorundadır.
Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm emeklilerimize başsağlığı diliyorum. Bu acının üzeri örtülemez; emeklilerin haklı talepleri artık daha fazla ertelenemez.
Bizim kavgamız, emekçinin de emeklinin de onurlu bir yaşam sürdüğü bir Türkiye kavgasıdır.
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, TBMM Grubumuzun Bolu Abant’ta gerçekleştireceği Değerlendirme Toplantısı çerçevesinde Grup Yönetim Kurulu toplantısına başkanlık etti.
Birleşmiş Milletler kürsüsü, katliamların ve savaş politikalarının meşrulaştırılacağı bir alan değildir!
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun BM 81. Genel Kurulu’nda; Gazze’de yaşanan ağır insani tabloyu yok sayan, 70 binin üzerinde masum insanın hayatını kaybettiği yıkımı aklamaya çalışan ve Türkiye başta olmak üzere kendisini protesto eden ülke temsilcilerini hedef alan küstah dili asla kabul edilemez.
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu diplomatik heyetlerin salonu terk ederek ortaya koyduğu tepki, uluslararası hukuku ve insanlık onurunu hiçe sayan bu zihniyete verilmiş tarihî bir yanıttır.
Netanyahu dün boş kalan salona konuşmuştur. Çünkü kendisi, insanlık vicdanında zaten mahkûm olmuştur.
Açık ve net ifade ediyorum:
İç politikadaki görüş ayrılıklarımız ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletimizin, BM kürsüsünden bir savaş suçlusu tarafından hedef alınması kabul edilemez!
Cumhuriyet Halk Partisi, Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini sadece bir söylem değil, dış politikasının vazgeçilmez temeli sayar.
Bizim safımız bellidir:
Biz; ezilen, bombalanan, yaşam hakkı gasp edilen Filistin halkının, barışın ve adaletin yanındayız.
Dünya, şiddetin ve işgalin normalleştirilmesine teslim olmamalıdır.
Filistin meselesinin kalıcı çözümü; uluslararası hukuk çerçevesinde, 1967 sınırları esas alınarak, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulması ve iki devletli çözümün derhal hayata geçirilmesidir.
Tarihsel sorumluluğumuzun gereği olarak bir kez daha haykırıyoruz:
Filistin halkı yalnız değildir.
Bu katliamların failleri ve sessiz kalanlar, günü geldiğinde uluslararası adalet önünde mutlaka hesap verecektir!
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi örgütlerinin genel başkanlarını Genel Merkezimizde konuk etti.
Görüşmede; Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Hüseyin Mat, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Konfederasyonları Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz yer aldı.
Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesinde meydana gelen ve çevre illerimizde de hissedilen depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Şanlıurfa başta olmak üzere Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Batman, Gaziantep, Adıyaman ve Malatya’da yaşayan tüm vatandaşlarımızın yanındayız.
Temennimiz, herhangi bir can kaybı ve yaralanma yaşanmaması; saha çalışmalarının da en kısa sürede tamamlanarak olası hasarların tespit edilmesidir.
Deprem gerçeği karşısında en büyük sorumluluğumuz, yurttaşlarımızın can güvenliğini sağlamak ve afetlere karşı hazırlıklı olmaktır. Bu vesileyle sahada görev yapan tüm ekiplerimize kolaylık diliyor, bölgedeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.
Esas tek parti zihniyeti budur.
Adalar’da sandık çiğnendi.
31 Mart 2024’te Adalar halkı CHP’yi yüzde 55,49 oyla başkan seçti. Mecliste 12 sandalyenin 10’unu CHP aldı. AK Parti yüzde 22,85’te kaldı.
Üyeleri görevden aldınız. İtirazları yok saydınız. 5 oyla kendi adayınızı başkanvekili yaptınız.
Yüzde 55 oy alan belediyeyi, yüzde 23 oy alamayan partiye verdiniz.
Yıllarca CHP’ye “tek parti” dediniz.
Tek parti budur: Sandıkta alamadığınızı, sandığın oluşturduğu çoğunluğu fiilen etkisizleştirerek almak.
Bu bir belediye kavgası değildir. 31 Mart’ta Adalar halkının oluşturduğu belediye meclisi çoğunluğu Cumhuriyet Halk Partisi’ndedir.
Milletin sandıkta oluşturduğu bu çoğunluk; belediye meclis üyeleri üzerinde baskı kurularak, tehdit ve siyasi zorlamayla iradeleri yönlendirilerek değiştirilemez.
Meclis üyelerinin iradesini baskı altına alarak sandığın ortaya çıkardığı siyasi çoğunluğu tersine çeviremezsiniz.
Bu, millet iradesini yok saymaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi buna izin vermeyecek.
AK Parti’ye açıkça söylüyoruz:
Aklınızdan bile geçirmeyin.
Demokratik meşruiyetin yegâne kaynağı seçimdir. Seçim sonuçlarını tanımayan bir iktidar anlayışı, yerel yönetimleri değil, anayasal düzeni hedef alır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Adalar Belediyesi de milletin emanetidir. Bu emanet, sandık dışında oluşan süreçler üzerinden el değiştiremez. Görevden uzaklaştırmaların ardından ortaya çıkan tablo, halk iradesini ortadan kaldıramaz. Belediye meclis üyelerinin iradesi üzerinde kurulacak hiçbir baskı, sandığın yerine geçemez.
Cumhuriyet Halk Partisi, milletin iradesinin korunmasını siyasi bir tercih değil, anayasal bir yükümlülük sayar. Bu yükümlülük yerine getirilecektir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün hükmü açıktır: “Egemenlik, kayıtsız ��artsız milletindir.”
Bu ilke hiçbir siyasi hesabın gerisine itilemez. Milletin sandıkta verdiği karar, masa başında değiştirilemez. Halkın iradesini yok sayanlar bilsin ki son sözü yine millet söyleyecek, hesabı da sandıkta soracaktır.