Çürümeyi, hırsızlığı ve ahlaksızlığı içine sindiremeyenlere çağrı!
Evinde yapılan aramada 29 kilo altın, 1,2 milyon dolar nakit bulunmuştu.
“80 bin lira maaşla 11 ev, 5 işyeri, 2 arazi, 29 kilo altın, 82 milyon nakiti nereden buldu” diye soruldu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin (DHMİ) İşletme Dairesi Başkanıydı adı geçen kişi.
Düzenin yarattığı çürümenin, yolsuzluk ve rüşvet ağının giderek “sıradanlaşan” öykülerinden sadece biriydi onunkisi.
Düzenek ortaya çıkınca "mecbur" tutuklanıverdi.
Üstüne “Bakın AKP kimsenin gözünün yaşına bakmıyor” denildi.
Ancak tutuklanalı daha bir yıl olmadan sessiz sedasız serbest bırakıldı. Bu karar ortaya çıkıp büyük tepkilere konu olunca yine “mecburen” tutuklandı.
Aradan kısa bir süre geçti ve “tutuklulukta geçirdiği süre yeterli” denilerek bugün yeniden serbest bırakıldı.
Komedyenlerin, gazetecilerin ve yazarların sırf iktidarı, düzeni eleştirdiği için tutuklandığı ülkemizde, halkın parasını çalanların tutuklanması olacak şey değildi.
Tam da bu yüzden kimse bugün herkesin dilinde olan 900 milyar liralık fon vurgununun faillerinin tutuklanmasını, cezalandırılmasını beklemesin.
Olsa olsa AKP içi kavganın bir uzantısı olarak devre dışı kalacak birkaç isim göreceğiz, hepsi bu.
Parayı çalanlar, halkın parasının üstüne çökenler keyiflerine bakmaya, sefahat sürmeye devam edecekler.
Bu düzen onların, vurguncu patronların düzeni çünkü!
TKP’nin çağrısı, çağrımız tam da bununla ilgili.
Baştan aşağı çürümüş, her yanından dökülen bu düzenin iflah olma şansı yok.
Hırsızların düzeni son bulsun isteyen, bu adaletsizliğe isyan eden, mutlu yarınların düşünü kuran tüm yurttaşlara TKP saflarına katılma, bu düzeni birlikte alt etme çağrısı yapıyoruz.
Gelin TKP Gönüllüsü olun, bu adaletsizliğe, çürümeye hep birlikte son verelim. https://t.co/s9wJUxBQQd
Le humillaron, insultaron, apalearon hasta romperle los dedos, la cara, la cabeza. Le quemaron. Le cortaron la lengua. Y, finalmente, después de tres dias de someterle a brutales torturas y humillaciones, le asesinaron disparándole hasta 44 tiros.
El 15 de septiembre de 1973, en el Estadio Chile convertido en centro de detención, torturas y terror fascista, los militares golpistas, fascistas pinochetistas, asesinaron al cantautor Victor Jara. Como el, miles de personas pasaron por las manos de estos sádicos que querian borrar su memoria, destruir su legado, reventar sus voluntades a base de golpes y brutales torturas.
Antes de morir, y mientras otros reclusos y compañeros intentaban socorrerle, curarle y esconderle de sus torturadores, consiguió escribir, sin dejar esa sonrisa, la sonrisa que nunca le abandonó y que más cabreaba al facho mientras le apaleaba, los últimos versos de su última poesia, ‘Somos cinco mil’.
Querian callarle pero le hicieron inmortal.
Tribün Değil, İktidar Sahnesi
Bugün Rams Park’ta bir futbol karşılaşması yok. TÜGVA’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılacağı “Yaz Okulları Finali” var.
Mesele çocukların spor yapması, sanatla buluşması ya da bir yaz okulunun tamamlanması değil. Mesele; iktidarla kurduğu ayrıcalıklı ilişki herkesin malumu olan bir vakfın, on binlerce çocuğu ve ailelerini bir stadyumda siyasi-ideolojik bir gösterinin parçasına dönüştürmesidir.
Üstelik burası herhangi bir özel salon değil. Kamuya ait olup sportif faaliyetlerde kullanılmak üzere Galatasaray’a tahsis edilmiş bir stadyumdur. O hâlde soruyoruz: Bu organizasyon hangi koşullarla yapılıyor? Stadyum için ne kadar ödeme yapıldı? Kamu kaynakları kullanıldı mı? Kulüp çalışanlarının ve tesislerinin bu organizasyondaki rolü nedir? Bu soruların cevabı taraftardan da kamuoyundan da saklanamaz.
Galatasaray yönetimi ise bir spor kulübünün toplumsal bağımsızlığını korumak yerine, iktidarın ihtiyaç duyduğu her anda tesislerini ve kurumsal ağırlığını onun hizmetine sunan bir görüntü vermektedir. Dün başka güç odaklarıyla yan yana anılanların, bugün sarayın gençlik politikalarına ev sahipliği yapması tesadüf değildir. Değişen yalnızca isimlerdir; iktidara yakın durma alışkanlığı değişmemektedir.
Stadyumlar iktidarın propaganda salonu değildir. Tribünler gençlerin tek tip bir düşünceyle kuşatılacağı alanlar değildir. Spor kulüpleri de siyasi ikbalin, ayrıcalığın ve kamu kaynaklarının dağıtıldığı ilişkilerin parçası olmamalıdır.
Çocukların geleceği tarikatlara, vakıflara ve iktidar projelerine bırakılamaz. Gençlik biatla değil; bilimle, sanatla, özgür düşünceyle ve eşitlikle büyür.
Futbol halkındır.
Stadyumlar halkındır.
Gençlik geleceğimizdir; iktidarın arka bahçesi değildir.
Devrimci Fenerbahçeliler
soL Haber yeni hesabıyla X’te
17 yıldır kullandığımız X hesabımız, NATO Zirvesi’ne giden süreçte tüm ülkeyi bir süreliğine cezaevine çeviren iktidar tarafından Türkiye’de erişime engellendi.
Kamuoyunu, dostlarımızı, okurlarımızı soL’la dayanışmaya çağırıyoruz.
En önemli dayanışma, soL’a abone olmak, bizzat omuz vermektir.
soL’u susturma girişimi başarısızlığa mahkumdur.
Sesimizi yükselteceğiz. Sizin desteğinizle. Hep birlikte.
📍Abonelik: https://t.co/N5rjOWVsCX
📍soL TV X: https://t.co/guQIEHTBF8
📍Facebook:https://t.co/fhDdRGd6Dt
📍Instagram:https://t.co/yyBYMUKEnJ
📍soL TV Instagram: https://t.co/3nm2JGAJCR
📍Telegram: https://t.co/VUxQm7FDaU
📍WhatsApp: https://t.co/JpPmLcDvXO
📍Bluesky: https://t.co/aOM1WoFfeN
📍Youtube: https://t.co/8Srx1FKLUA
Bazı şairler yalnızca şiir yazmaz; bir dönemin hafızasını taşır.
Ahmet Telli’nin dizelerinde aşk kadar direniş, yalnızlık kadar umut, yenilgi kadar yeniden ayağa kalkma iradesi vardı. Onun şiiri, halkın acısını estetize eden değil; ona tanıklık eden, onu tarihin içine kaydeden bir şiirdi.
Onun şiiri, yalnızca bireysel duyguların değil; sömürünün, baskının ve adaletsizliğin karşısında insanın onurunu savunan bir hafızanın sesiydi. Dizelerinde umut, en karanlık zamanlarda bile mücadeleden vazgeçmeyenlerin inadına dönüştü. Bu yüzden Ahmet Telli’nin bıraktığı miras, yalnızca edebiyatın değil; eşitlik, özgürlük ve insanca bir yaşam mücadelesinin de parçasıdır.
Gerçek şairler, yalnızca kitaplarda değil; mücadeleyi sürdüren insanların hafızasında yaşar.
Devrimci Fenerbahçeliler
#AhmetTelli
Değerli Fenerbahçe Kamuoyu,
Biz; ne savundukları emekten ve halktan yana ideallere, ne de Fenerbahçe'ye halel gelmesine asla göz yummamış, hayatlarını bu ilkeler dahilinde devam ettiren kişilerden müteşekkil bir grubuz.
Bu doğrultuda, hayata soldan bakan; emeğin ve emekçinin siyasetini şiar edinmiş bir hareket olarak tüm Fenerbahçe kamuoyunu sağduyuya ve farkındalığa davet ettiğimiz bir mevzu bulunmaktadır: aylardır bir "seçim vaadi" olarak lanse edilen Mason Greenwood.
Mason Greenwood, geçmişinde bir t*cavüz ve şiddet soruşturması olan bir oyuncudur. İddia makamı suçu soruşturmaya yetecek delili bulup soruşturmayı açmış, ancak sonra kamuoyuna açıklanmayan sebepler ve mağdurun şikayetini çekmesi ile soruşturma bir davaya dönüşmemiştir. Dava, mahkeme Greenwood'un masumiyetine dair bir karar vermeden sonuçlanmıştır.
Bizler, Aykut'ların, Lefter'lerin, Can'ların giydiği bu formaya üzerinde bunca şaibe olan bir oyuncuyu yakıştıramıyoruz. Fenerbahçe hiç kimsenin yanlışlarını aklayacağı ve vaftiz olacağı bir kulüp değildir!
Bugün kendisinin konuşulan bonservisi 40 milyon Euro civarı, konuşulan maaşı ise 4 yıldan 10 milyon civarındadır. Toplam 80 milyon Euro gibi bir maliyete dünya futbolunda alınacak başka bir kanat olmadığına inanmak istemiyoruz. Hele ki önceki yönetimimizin harcama politikaları ile kulübümüz henüz bir ceza almışken geçmişi böyle şaibelerle dolu bir oyuncuya konuşulan rakamların verilmesini doğru bulmuyoruz.
Fenerbahçe'nin renklerini sarı ve lacivertin ötesinde gören; bir yaşam biçimi olarak algılayan herkesi de bu mevzuda sağduyulu olmaya, Fenerbahçe formasını Fenerbahçe'ye yakışanların giymesi için ses çıkarmaya çağırıyoruz.
Devrimci Fenerbahçeliler
Depremde alınan solukları, atan kalpleri bulmak için bizimle koşturan bu canları depremden bir yıl sonra öldürme yarışına girildi. Temiz sokaklar adı altında katiller tecavüzcüler gezerken bu canlar hedefe alındı..
Yaşamak her canılın hakkı !!!
Che Guevara and Antonio Núñez Jiménez, after the revolutionary forces won victory at the Battle of Santa Clara in the final days of 1958.
Just one day after this photo was taken, the dictator Batista fled Havana and the revolution triumphed on January 1, 1959. Che was wearing a cast on his arm, as he had been injured earlier during fighting in Caibarién.
Jiménez went on to serve the new government in various roles. He was a renowned academic, anthropologist, and writer, and when he died in Havana in 1998, he was honoured as a revolutionary hero.
@Besiktas Fenerbahçeliyim, ne Optik Başkanı ne de haksızlığa karşı lehine olsa bile karşı duran, gezide omuz omuza durduğumuz çarşı'yı unutmam. Geri dönmeniz dileği ile...
Ne unutacağız ne de affedeceğiz
Hesap soracağız!
Tam üç yıl geçti üzerinden…
Hiçbir güvenilirliği olmayan resmi rakamlara göre dahi 6 Şubat depremlerinde tam 53 bin 537 yurttaşımızı kaybettik; 107 binin üzerinde insan yaralandı.
Ve göz göre göre oldu bu.
Hazırlanan o kadar çok ve kapsamlı bilimsel rapor vardı ki; yaşadığımız yıkım, kayıplar ve kriz, her şey öngörülmüştü.
Yapılması gereken tek şey, halkımızın sağlıklı barınma ve yaşam hakkı için akılcı bir planlamayla derhal harekete geçmekti.
Ancak tüm kaynakları patronlara ayırmayı görev bilen bu düzen; halkımızı depremden önce, deprem günü ve deprem sonrasında tüm acımasızlığıyla ölüme terk etti, enkazın altında bıraktı.
Hükümetin, yerel yönetimlerin, patronların ellerinde halkımızın kanı ve vebali var.
Binlerce yurttaşın ölümünden birinci dereceden sorumlu olanlar, bırakın hesap vermeyi, yüzleri dahi kızarmadan hayatlarına devam ettiler.
Bölgede depremin vurduğu 11 ilde yaşayan 2 milyonu aşkın kişi bulunduğu yerden göç etmek zorunda kaldı. Hala memleketine dönemeyen aileler var. Aradan üç yıl geçmiş olmasına rağmen bu illerde hala konteynır kentlerde yaşam mücadelesi veren yurttaşlarımız var.
İktidar partisi, daha geçtiğimiz ay çıkarma yapıp utanmadan film seti muamelesi yaptı Hatay’a. Kenti süsleyip ışıklandıranlar, protokol yollarını Cumhurbaşkanı gelecek diye ışıl ışıl hale getirenler; bir gün sonra kenti, tıpkı üç yıldır olduğu gibi yeniden karanlığa, çamura ve pisliğe teslim ettiler.
Peki, ya deprem döneminde kentin yerel yönetimine sahip olan ana muhalefet partisi? Hiç yüzleri kızarmadan, can kayıplarında en az iktidar kadar sorumluluğu olan ismi yeniden belediye başkan adayı olarak karşımıza çıkaranlar?
Onlar da şimdi bunlar hiç yaşanmamış, halkla alay etmemişler gibi hayatlarına devam ediyorlar.
Ya halkımızın ölümünün en büyük sorumlusu olan, fay hatlarından dahi daha tehlikeli bu düzenin temsilcileri, patronlar?
Deprem öncesi halkımızı ölüme mahkûm eden binalar onların eseriyken, depremden sonra pişkince televizyon ekranlarına çıkıp “şu kadar milyon lira bağış yapıyorum” diyerek vicdan rahatlattılar. Sonrasında o parayı dahi ödemeyip hayatlarına devam ettiler, hiçbir şey olmamış gibi.
Şimdi aradan üç yıl geçti ve açık ki her şey unutuldu zannediyorlar.
Ancak yanılıyorlar.
Halkımızın katillerini ne unutacağız ne de affedeceğiz!
Bu düzenin temsilcisi olan herkesten tek tek hesap soracağız!