Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nı her yıl kutluyoruz. Bugün 100.Yılını idrak ediyoruz.
Peki bize denizdeki kayıtsız şartsız egemenliğimizi veren Kabotaj hakkı sayesinde denizciliğimizi gerçekten denizci bir devlet gibi mi yaşıyoruz?
Bu programda sadece Kabotaj Kanunu'nun tarihini anlatmıyorum. Cumhuriyetin denizcilik vizyonunun neden kesintiye uğradığını, Türkiye'nin neden deniz gücü ile denizcileşme arasında büyük bir çelişki yaşadığını ele alıyorum.
Bugün savaş gemisi inşa edebilen, dünyanın önde gelen tersanelerinden bazılarına sahip bir ülkeyiz. Buna rağmen deniz ulaşımında, yolcu taşımacılığında, balıkçılıkta, amatör denizcilikte, liman yönetiminde ve deniz kültüründe neden arzu edilen seviyeye ulaşamadık?
Programın ikinci bölümünde ise Kabotaj'ın Mavi Vatan ve Kıbrıs ile kopmaz bağını değerlendiriyorum. Doğu Akdeniz'de yeniden gündeme getirilmeye çalışılan BM planının Türkiye'nin deniz jeopolitiği açısından ne anlama geldiğini anlatıyorum.
https://t.co/3G40UNNTUc
Soros'un ve Siyonizmin görmek istediği Avrupa bu.
Hristiyan ve beyaz kültürel değerlerden uzaklaşıp Siyonistlere yaranmaya çalışan Avrupa ülkelerinin kaderi bu.
Öte yandan "sıfır göçmen" politikası yürüttüğü için "faşist, ırkçı, baskıcı" görülen Avrupa ülkelerinde, ki bunların çoğu Ortodoks Hristiyan ülkelerdir, bu manzaraları görmek çok zor.
Bu sürdürülemez. Yakında patlak verecek. Avrupa, yakın gelecekte iç savaşa gebedir.
Ulusların düşmanı olan şeytanlar aynı görüntüleri Türkiye'de de görmek istiyorlar. Bu nedenle özellikle Afrika'dan gelen göçlere karşı çok uyanık olmalıyız.
BU EKİBE İYİ BAKIN ABDÜLHAMİD'İN OSMANLIYI YÖNETEN EKİBİ....
Bu ekibi Ermenistan Kabinesi sanmayın,
Bu ekip; 33 SENELİK ABDULHAMİD DEVRINİN EKİBİ..
Sonrada devlet batınca 'vay efendim Türkçülük başlamış da devlet çökmüşmüş..'
Peki bu ekonomik iflas tablosunda Türkler nerede ?
Halife-i Müslümin 2. Abdülhamit’in nazırlarından (bakanlarından) ve bürokratlarına buyrun bakalım:
Hariciye Nazırları; Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
Hazine-i Hassa Nazırları: Agop Ohanes Kazazyan (1876-1891),
Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897),
Ohanes Sakız Efendi (1897-1908)
Maliye Nazırı: Agop Ohanes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885), (Aralık 1886 - Mart 1887) (1888-1891)
Nafia Nazırları: Ohanes Çamiç Efendi (1877-1878),
Aleksandr Karateodori Paşa (1878)
Sava Paşa (1878-1879)
Orman ve Maadin Nazırları; Mavrokordato Efendi (1908-1909),
Aristidi Paşa ( 1909)
Ticaret ve Ziraat Nazırları: Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
Ayan Üyeleri(1876); Antopolos Efendi Aristarki Bey,
Daviçon Karmona Efendi,
Musurus Paşa,
Serviçen Efendi,
Stoyanoviç Efendi,
Dr. De Kastro Bey,
Mavroyeni Paşa, Karatodri Paşa,
Abraham Karakahya Paşa
Ayan Üyeleri(1908) Azaryan Efendi,
Basarya Efendi,
Bohor Efendi,
Fethi Franko Bey,
Gabriyel Noradonkyan Efendi,
Mavrokordato Efendi,
Mavroyeni Bey, Oksanti Efendi,
Yorgiyadis Efendi,
Aram Efendi,
Popoviç Temko Efendi,
Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi;
Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş, Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…
Elçilere göz attığımızda;
Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina,
Azaryan Efendi’nin Belgrad,
E. Karatodri Efendi’nin Brüksel,
Blak Bey’in Bükreş,
Yanko Karaca, Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey,
K. Musurus Paşa, Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra,
Naum Paşa’nın Paris, S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma,
Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya,
A. Vogorides Paşa’nın Viyana,
L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.
Konsolos ve kâtipliklerde de Türk unsurundan ziyade Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi.
Valilik koltuklarının çoğunda da gayrimüslimler oturuyordu.
Mesela;
Şarkî Rumeli Valileri; Sava Paşa, Aleko Vogorides Paşa, Gavril Paşa Hristoiç, Alexandre de Battenberg, Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha,
Sisam Beyleri; Mişel Gregoriyadis Bey, Aleksander Mavroyeni Bey, Yanko Vitinos Bey, Kostaki Karateodori Paşa, Yorgi Yorgiadis Efendi, Andrea Kopasis Efendi,
Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları; Vasa Paşa, Naum Paşa, Yusuf Franko Paşa
Maliyesini, hariciyesini, tarımını, madenlerini ve de mülkiyesini gayrimüslimlere bırakmış devletin başında bir İslam Halifesi (!) vardır…
ŞİMDİ ANLADINIMIZMI ATATÜRKÜN KİMİN TEKERİNE ÇOMAK SOKTUĞUNU ?
Türk dil Kurumuna bir ermeni dilbilgisi uzmaninı, oda sadece Genel sekreter olarak atadı diye, ki adam osmanlı memuru zaten, 100 senedir Atatürk'e demediğini bırakmayanlara soralım, insafinız varmı ?
Kaynak kitap:
KUNERALP, Sinan, Son Dönem Osmanlı Erkan ve Ricali,
Prosopografik Rehber, İstanbul: İsis Yayınları, 1999.
Fener Rum Patrikhanesi sorunu bir din ve ibadet özgürlüğü konusu olmaktan çok, jeopolitik ve stratejik bir konudur.
Patriğin ısrarla "Ekümenik" sıfatını kullanmasının nedeni Türkiye'deki küçük Rum cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Amaç, kendisini dünya Ortodoksluğunun evrensel lideri, İstanbul'u da yeniden Ortodoks dünyanın merkezi olarak konumlandırmaktır.
Tarih boyunca büyük dini merkezler yalnızca ibadet edilen yerler olmamış, aynı zamanda nüfuz ve güç üretmişlerdir. Katolik dünyası için Vatikan'ın entelektüel ve ruhani omurgasını oluşturan kurumlar, özellikle Roma'daki papalık üniversiteleri bu işlevi görmüştür. Sünni İslam dünyasında Kahire'deki El Ezher yalnızca bir eğitim kurumu değil, küresel ölçekte dini otorite üreten bir merkezdir. Protestan dünyasında ise Oxford, Cambridge, Heidelberg ve benzeri köklü ilahiyat merkezleri yüzyıllar boyunca din adamı, akademisyen ve düşünce üretmiştir.
Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da bu nedenle birkaç Rum Ortodoks papazın eğitilmesi meselesi olarak görülemez. Asıl mesele, Patrikhane'nin dünya çapında kendi din adamlarını yetiştirebildiği, kendi teolojik doktrinini geliştirebildiği ve uluslararası ağlarını yönetebildiği bir merkeze kavuşmasıdır. Böyle bir okul, Patrikhane'nin ekümenik iddiasına akademik, kurumsal ve uluslararası bir temel sağlayacak, şüphesiz konumunu konsolide edecektir.
ABD ve Avrupa Birliği'nin Patrikhane'ye verdiği sürekli güçlü destek de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Fener, özellikle son yıllarda Moskova Patrikhanesi ve Rus Ortodoks dünyasına karşı kullanılan önemli bir jeopolitik araç haline gelmiştir. Dolayısıyla konu yalnızca dini özgürlükler değil, aynı zamanda Ortodoks dünyasının liderliği üzerindeki küresel güç mücadelesidir.
Türkiye'nin kalbinde, Türk hukukunun tanımadığı bir sıfatla hareket eden ve tüm Ortodoks dünyanın lideri olduğunu ileri süren bir yapının Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması ile uluslararası meşruiyet kazanması, sadece dini değil stratejik sonuçlar da doğuracaktır.
Yunanistan, GKRY, İsrail ve ABD ekseninin Doğu Akdeniz'de Türkiye üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Ankara'nın bu konuyu yalnızca bir azınlık veya inanç özgürlüğü başlığı altında değerlendirmesi yaşamsal bir hata olur.
Karşılaştığımız sorun bir kaç din adamının eğitimi değil, İstanbul'un ve Heybeliada'nın gelecekte hangi teolojik ve jeopolitik çerçeve içinde tarif edileceğidir. Türk Deniz Kuvvetlerine 19.yüzyıldan bu yana deniz subayı yetiştiren adanın, emperyalizmin sözde ekümenik sıfatlı vassalının indoktirnasyon merkezine dönüşmesi tarihin kolay hazmedeceği bir durum değildir.
Unutumayalım ki dini kurumlar bazen yalnızca inanç üretmez, aynı zamanda tarih, kimlik, hafıza ve jeopolitik savlar üretir. Yunanın bu konuda sicili kitaplara sığmayacak kadar kabarıktır.
25 milyon TL ‘ye CHP bütçesinden satın alındığı belirtilen Zaytung adlı hesap Kemal Kılıçdaroğlu ‘nun yüzünü buğulamış!
Dün Piro dediklerinize, bugün cinsel istismar suçlusu muamelesi benzeri muamele yapmak mizah değildir.. Yarın Uşak otelin kapakları açılırsa bugün kullandığınız buğulara ihtiyacınız olabilir, boşa harcamayın…
Zaytung’u satın alan Özgür Özel ve ekibi çıktı. Söylenen rakam 15 milyon TL.
Yalan haberin mizahını yapan siteyi alanlara başarılar dilerim. Zaytung’un Özel’i paylaşması bile komik oluyor.
Türk ve Müslüman bir futbolcunun "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek paylaşım yapması oldukça doğaldır.
Elmalılı Hamdi Yazır gibi büyük Türk müfessirlerin çevirisiyle bu; "Esirgeyen ve Bağışlayan Tanrı'nın Adıyla" anlamına gelir.
Bazı insanların Türkçe dil hassasiyeti anlaşılabilir. Ama inanca ve duaya tepki göstermek bize yakışmaz.
Bırakın çocuklar inandıkları gibi dua etsin, sahaya çıkıp göğsündeki o bayrağın hakkını versinler.
Türk milli takımına başarılar 🇹🇷
Tanrı Türk'ü korusun.
Dünyanın bir ucu.
En doğuda, Çin'in içlerinde yaşayan Oğuz Türkleri.
Yine de her sözcüğünü kolayca anlıyoruz.
Atatürk'e ne kadar teşekkür etsek az.
"Türkçe toplama bir dil" diyen vatansız bölücüler yan köydeki adamla anlaşamıyorken, Türkler Avrupa'dan Asya'ya tek ses. 🇹🇷🐺
Öğretmen öldürülüyor!
Öğrenciler okul basılıp öldürülüyor!
Öğretmen intihar ediyor!
Okul Müdürü servis’te öğretmen’e saldırıyor!
Okullarda şiddet,uyuşturucu, akran zorbalığı almış başını gitmiş!
Ortalıkta sorumlu gören var mı?
İstifa eden? Bedel ödeyen?
Tabi ki yok!