2024 ABD başkanlık seçimlerine 1 yıl kala yeni çıkan kitabım
AMERİKAN MUHAFAZAKARLAR; Amerikalıların bizden aldığı DERİN DEVLET ifadesiyle birlikte;
KÜRESELCİLER ile MİLLİYETÇİLER'in mücadelesi, onların penceresinden tercümelerle. İlginize arz olunur.
565 sene önce bugün:
Atalarımız TRABZON’u FETHETTİ.
15 Ağustos 1461 günü OSMANLI ORDUSU Trabzon’un merkezine girdi.
TRABZON, Anadolu’da gayrimüslimlerden fethedilen SON yerdir. Burayı fethetmek, hadis-i şerifle övülmüş FATİH dedemize nasip oldu. 1453'te fethettiği İSTANBUL’un Anadolu’daki uzantısı TRABZON idi.
TRABZON, Anadolu’nun en muhkem yerlerinden biridir. O zamanlar "Trabzon" deyince koca bir bölge anlaşılırdı. Buna Samsun’dan Batum’a kadar bütün DOĞU KARADENİZ dahildir. Rumlar bu bölgeye PONTUS derler.
AVRUPALILAR 1204’te HAÇLI İSTİLASI ile gelip BİZANS başkenti İSTANBUL (Konstantiniyye) şehrine girince bu şehirdeki elit kesimin bir kısmı İZNİK ve TRABZON’a göç etmişti.
PONTUS’un başkenti Trabzon’a yerleşen Rum elit bölgeye Rum göçünü teşvik etti. Bu bölgede zamanla Ermeniler ve Müslüman Türklerden yerleşimciler de oluştu. Hem bu etnik ve dini çeşitliğinden ötürü hem de idarecileri Bizans hanedanından geldiği için bu bölge TRABZON İMPARATORLUĞU oldu.
PONTUS idaresi Türkleri ve Ermenileri şehir merkezlerine pek yaklaştırmıyordu. Bu yüzden Rize’de Ermeniler ve Trabzon’da Müslüman Türkler dağlık iç kesimlere yerleşirdi. Ordu ve Giresun 1300’lü yıllardan beri çok Türkmen göçü almıştır. Yani 1461’den önce Doğu Karadeniz’de Müslüman Türkler vardı ama merkezde değil çevrede yaşıyorlardı.
Atamız FATİH SULTAN MUHAMMED HAN, Anadolu’da İSLAM BİRLİĞİ’ni sağlamak için önünde duran KARAMANOĞLU, UZUN HASAN ve TRABZON devletlerini yenmek zorundaydı.
Karamanoğlu ve Uzun Hasan Avrupalı devletlerle ittifaka girişseler de yenilip çekildiler. TRABZON ise sarp dağlarla çevrili muhkem bir kale olduğundan fethi çok zordu. TRABZON İmparatoru Davit Komnenos, Osmanlılara haraç ödemeyi kesti. Hatta müttefiki Uzun Hasan aracılığıyla İstanbul’a elçi gönderip daha önce ödediği vergileri de geri istedi.
FATİH’in Akkoyunlu-Pontus elçisine verdiği şu cevap tarih kitaplarına geçmiştir:
“ŞİMDİ SİZ GİDİNİZ! BİZ BİZZAT GELİR BORCUMUZU ÖDERİZ!”
Büyük padişah sözünü tuttu. Dev bir bütçeyle TRABZON SEFERİ’ni başlattı. Önce SİNOP’u aldı. O zamanlar bugünkü gibi KARADENİZ SAHİL YOLU olmadığından OSMANLI ORDUSU Anadolu içlerine girip SİVAS’a yöneldi.
ORDU-YU HÜMAYUN, Sivas – Erzincan – Bayburt - Gümüşhane güzergahından Trabzon’a inerken DONANMA-YI HÜMAYUN da denizden Pontus sahillerini baskı altına aldı.
Pontus İmparatorluğu daha önceden defalarca Türklerin kuşatmasına mahsur kalmıştı. Ama bu kez durum farklıydı. Pontuslular, Osmanlı’ya boyun eğip anlaşarak şehri teslim etmeyi kabul ettiler.
15 AĞUSTOS 1461 günü Yeniçeriler şehre girerken mehter kösleri TRABZON’u inletmeye başladı. Trabzon Kalesi yeni sahibine teslim olunca GİRESUN ve RİZE kaleleri de teslim oldu.
OSMANLILAR Doğu Karadeniz’de “Pontus” ismini kullanmadan bölgeye TRABZON dediler. TRABZON EYALETİ’ni kurdular. Bu eyaletin sınırları batıda SAMSUN’dan başlıyor doğuda BATUM’u içine alıyordu. İçerde GÜMÜŞHANE ve BAYBURT da çoğu zaman bu eyalete bağlı oldu.
TRABZON EYALETİ’nin vergi ve nüfus defterlerini inceleyen tarihçiler hayret ederler.
Fetihten sonra bu bölgedeki Müslüman sayısı hızla artmıştır.
Bunun en makbul yorumu şudur: Fetihten önce bu bölgede sadece Rumlar yaşamıyordu. Hıristiyanlar çoğunluk olsa da Hıristiyanların hepsi Rum değildi; bir kısmı HIRİSTİYAN TÜRKLER (Kuman-Kıpçaklar) idi. OSMANLILAR bölgeye gelip buraya alimleri ve ANADOLU’dan Müslüman Türkleri göç ettirince bölgede ortak dil birliği oluştu. Türkçe konuşan Hıristiyan Kuman-Kıpçaklar ile aynı dili konuşan Müslüman Oğuz-Türkmenler arasında hızlı iletişim Müslümanlaşmayı sağladı.
TRABZON VALİSİ ŞEHZADE (YAVUZ) SELİM, Safevî Şah İsmail ile mücadele ederken Safevilerden kaçıp DOĞU ANADOLU’ya sığınan SÜNNİLER, Trabzon – Rize yöresine yerleştirildi. Bu bölge giderek SÜNNİ HANEFİ kültürün kalesi olmaya başladı.
Ehli sünnet akide DOĞU KARADENİZ halkına dergahlarda, idarecilere medreselerde aşılandı. Tekkeler ise gayrimüslimleri İslam’a ısındırıp hidayet hizmeti sundu. Böylece bu bölge Osmanlıların resmi mezhebi olan HANEFİ mezhebini iyice benimsedi.
Trabzon Eyaleti’ndeki sancaklarda Hıristiyan nüfus azalırken Müslüman nüfus arttı. Ayrıca MARAŞ, ERZURUM, ERZİNCAN illerinden Müslüman Türkler Trabzon Eyaleti’ne göç etti. Trabzon iline gelenler arasında Çerkezler ve Rize’ye yerleşenler arasında Lazlar da vardı. Böylece bu illerde Türkler ile Kafkas kökenli halklar akraba oldular.
1860’larda Osmanlı idari yapısında Tanzimat reformları yapılırken “Eyalet” yerine “Vilayet” ismi kullanıma girdi. 1920’ye kadar TRABZON VİLAYETİ 4 sancaktan oluşuyordu:
- Batıda CANİK SANCAĞI (Samsun, Ünye, Fatsa)
- Merkezde TRABZON SANCAĞI (Giresun, Trabzon, Of)
- Doğuda LAZİSTAN SANCAĞI (Rize, Artvin, Batum).
- İçeride GÜMÜŞHANE SANCAĞI (Gümüşhane)
1924’te LOZAN ANTLAŞMASI gereği Anadolu’daki RUMLAR ile Batı Trakya’daki TÜRKLER mübadele edildi.
Anadolu’dan 1,5 milyon insan Yunanistan’a göç etti. Bunların ciddi bir kısmı eski Trabzon Eyaleti illerinden çıkmıştır. Yunanistan’dan gelen 500 bin Müslüman Türk çeşitli illerimize yerleştirilirken ciddi bir kısmı SAMSUN’a yerleştirilmiştir.
Bugün SAMSUN’da Selaniklilere “MUHACİR”,
Giresun-Trabzon-Rizeliler “LAZ” derler.
Esasen Lazlar (Komohtiler) bugünkü Trabzon ilinden değildir. Eski Trabzon Eyaleti’nin Lazistan Sancağı’nda yaşarlardı. Lazların vatanı Rize’nin Pazar ilçesinden Batum’a kadarki sahil kesimidir. Hıristiyan Lazlara Megrel denir; Megreller Batum’dadır.
TRABZON, Rum dilinde “masa” demektir. Bölgedeki tek düz ve yüksekçe bir arazide kurulduğu için bu ismi aldığı söyleniyor. Bugün Yunanistan’da masaya hala “trapezi” derler. Pontus Rumcasında “Trapezun” denir.
Yunanistan’da bugün Karadeniz asıllı Hıristiyan Türkler vardır, kemençe çalıp horon oynamaya devam ederler. Çoğu aslen Türk olduğunu inkar etmez. İstanbul’da da Rum Ortodoks Kilisesi’ne karşı hala Türk Ortodoks Kilisesi vardır.
Ülkemizde aidiyetler ve yöreler konuşulurken bazı kimselerin millet ve ırk mefhumları üzerinden “Trabzonluların aslen Rum olduklarını” ima ettiğini görüyoruz.
Bu kimseler tarihin defterlerini, haritalarını, güzergahlarını bilmedikleri gibi ırkın, milletin, Türklüğün, Rumluğun ne demek olduğunu da bilmezler.
ERZURUM, “Rum diyarı” demektir ama bugünkü Erzurum için “Rum diyarı” demek ve halkını Rum kökenli zannetmek imkansızdır.
RUMELİ dediğimiz yerlerden gelenlerin aslen RUM olduğunu iddia etmek zordur.
Kayseri, Konya, Ankara, Bursa, Edirne ve hatta İSTANBUL bile hep Rumca kelimelerdir.
OSMANLILAR asırlarca teknolojide ve kültürde üstün oldukları için dünya görüşlerine GALİBİYET PSİKOLOJİSİ hakimdi.
Fethettikleri yerlerin isimlerini değiştirmek gibi küçük işlerle uğraşmıyorlardı çünkü aşağılık kompleksleri yoktu.
Atalarımız gittiği yerlerde sadece KALELERi değil KALPLERi de fethediyordu.
OSMANLILAR, Trabzon’dan iki sene sonra BOSNA’yı fethettiler. Trabzon gibi oraya da ehli sünnetin Hanefi mezhebi Osmanlıların gelişiyle yerleşti. Bugün Bosna müstakil bir ülkedir; Türkiye’ye bağlı değildir ama kalplerinde ve yer isimlerinde hala TÜRKLER ve Türkçe var. Bu, kılıçla yapılacak iş değildir.
Trabzon, Osmanlı'nın büyük padişahlarından Yavuz Selim’in 20 küsür sene valilik yaptığı, Kanuni’nin doğup büyüdüğü şehirdir. Bir rivayete göre, Yahudilerin kovulduğu bir şehirdir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde İstanbul ve Ankara’dan sonra ilk üniversite (KTÜ) Trabzon’da açıldı. Bu bölgenin insanı ilimde, ticarette, siyasette ve sporda rekabetçidir, ülkesine bağlılıkla bilinir, çoğu zaman en öndedir.
FATİH ATAMIZ bizzat bu bölgeye gelerek,
burayı İSLAM’a açıp fethederek,
padişahlık nimetinin borcunu ödedi!
TRABZON, Trabzon’dan büyüktür.
Trabzon, DOĞU KARADENİZ'dir.
Trabzon, Anadolu illerinden göç aldığı için Anadolu’nun özetidir.
Trabzonlular, bütün illerimizin halkı gibi dünyanın en büyük vatanseverleri arasındadır.
TRABZONLULAR (ve bütün KARADENİZLİLER) bu tarihi bilmeli, bu mirası sahiplenmelidir.
KARADENİZLİLER bu inançla geleceğe yürüdükçe,
TÜRKİYE'nin milli - manevi insan kaynağına katkı sağlamaya devam edip bundan gurur duyacaklar.
15 Ağustos kutlu olsun!
MUHAMMED SALAH doğmadan 16 yıl önce, yani M.Ö 16 senesinde,
Trabzonspor, Liverpool'u yenen ilk Türk kulübü olmuştu.
Ekim 1976'da Trabzon'da oynanan Şampiyonlar Ligi maçını 61. dakikada gelen penaltı ile TS 1 - 0 kazanmıştı.
İngiliz basını, Trabzon Stadı'ndaki taraftar sesini çok etkileyici bulup haber yaptı. Liverpool'un adeta bu sese yenildiğini yazdı.
Yıllar sonra BJK ve GS de Liverpool'u yendiklerinde İngiliz basını gene Türkiye'deki stad atmosferini haber yapacaktı.
TS, 1974'de Türkiye 2. Futbol Ligi'nde şampiyon olarak üst lige çıkmış, burada Lig'in kurucusu İstanbul kulüplerini aşıp 1976'da ilk şampiyonluğunu kazanmıştı.
Aynı yıl dünya futbol devi Liverpool'u da yenince Türkiye'de tesadüfen öne geçmediğini gösterdi, namı İngiltere'ye kadar uzandı.
Liverpool'daki rövanşı İngilizler kazandı ve Liverpool o sene Şampiyonlar Ligi Şampiyonu oldu.
Trabzonspor, Türkiye'de ve Avrupa'da ezber bozmaya devam etti.
Az imkanla çok iş yapabildiğini gösterdi.
Liverpool'dan yıllar sonra İnter ve Barcelona gibi dünya devlerini ilk deviren Türk kulübü oldu. İnter'i ayrıca şampiyonlar liginde deplasmanda yenip İtalya'dan galibiyetle dönen ilk yerli takım oldu.
Trabzonspor'un futbol zaferlerinin sırrı YERLİ futbolculardaydı.
Trabzon, (il nüfusuna oranla) Türkiye'nin en çok lisanslı futbolcu çıkaran ilidir. Diğer illerden de gençleri alıyordu.
Böylece FIRTINA olmuştu.
21. yüzyılda Türk futbolundaki yerli sistemi değiştirildi.
TS gibi gücünü paradan ziyade altyapıdan alan bir kulüp kenara çekildi.
Lig yabancı futbolcuların İstanbul'da rekabet sahasına dönüştü.
Buna rağmen Trabzonspor hala altyapısı en güçlü kulüp.
Daha 2 sene önce U19 takımıyla Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde final oynadı.
Lakin piyasa artık yabancılarla yürütülüyor.
TS, bu piyasanın gerisinde kalıyordu.
Bütün bunlar futbolun vatanı İngiltere için de geçerliydi.
Orada da yerli futbolcuların ilk 11'deki sayısı azaldı.
Mısırlı Salah, futbolun anavatanı İngiltere'de yıldızlaştı.
Nihayet,
Salah'ın Liverpool'dan ayrılma zamanı geldi.
Trabzonspor, Premier Lig yıldızı Mısırlı oyuncuyu transfer etti.
Muhammed Salah, Türk futboluna dışarıdan gelmiş en büyük yıldızdır.
SALAH transferi belki TS'nin YABANCI merkezli yeni futbol sisteminde paraya dayalı yeni bir milatı olacak.
Yerli futbol çökerken,
Trabzonlu genç futbolcular ne olacak bilemiyorum..
SALAH gibi karakterlerin Türkiye'de ve bilhassa Trabzon'da tribünleri sövgü dolu kelimelerden uzaklaştıracak etkiyi yapmasını temenni ederim.
Salah şimdiden bunu yaptı.
İmza merasimine tekbir sesleriyle dolu tezahüratlar eşliğinde sahaya çıkması olumlu bir katkıdır.
Dünya markası olsa da özünden ve kültüründen kopmayan böyle bir yıldız
@Trabzonspor
gençliğine hayırlı olsun!
Yeni hocası FATİH TEKKE gibi iyi futbolunun ötesinde iyi bir rol model olmasını umarım.
@Trabzonspor@MoSalah
ABD, İran üzerinde baskıyı artırıyor.
Pentagon'un büyük İran işgaline hazır olduğunu basına sızdırdılar.
ABD iç siyaseti çok bölünmüş bir halde.
Kongre ile Başkanlık arasında başka bir savaş var. Bu, İran'a vakit kazandırıyor..
@Venceremoz0134@TheEconomist Evet, sözleri güncellemek isterler:)
Herkes gücü kadar pazarlık yapıyor.
Türkiye manevi gücünü kaybetmediği sürece her zaman bir hedefi olacak..
@Venceremoz0134@TheEconomist İyi açılardan yakaladınız:)
Türkiye, küresel rekabette arada, aracı ve arabulucu rol oynamaya çalışıyor. Türkiye askeri olarak NATO'daki yükünü ve rolünü genişleterek bölgesindeki oyunlarda payını yükseltmeye çalışıyor.
Türkiye Cumhuriyeti'ne demokrasi NATO ile gelmiştir.
Yani Cumhuriyet'in kurucu partisi CHP'nin Türkiye'deki tek parti iktidarını NATO kırmıştır.
1940'larda Kuzey Atlantik'te NATO'yu kuran ittifak toplantıları yapılırken bize çok partili sistemi dayatan ABD idi.
Yani;
- 1940'lardan sonra Yeni Dünya Düzeni'nin hamisi ABD,
- NATO'nun kurucu lideri ABD,
- Türkiye'nin Sovyetlere karşı himayesi rolünü İngiltere'den devralan ABD,
- Türkiye'yi NATO'ya alan ABD oldu.
Bu ittifakta yer alan hiç bir ülke tek partili sistemle yönetilemez.
Suudiler de ABD'nin en yakın müttefiklerindendir ama Suudi Arabistan NATO'ya alınmamıştır. Çünkü çok partili sistemle yönetilmiyor.
ABD MAÇINDAN SONRA MİLLİ FUTBOLCU VURULUR MU?
DÜNYA KUPASI, MİLLİ TAKIM ve FEDERASYON BAŞKANI üzerine aklıma gelenler…
Seyrettiğim ilk dünya kupası, 1994’te ABD’de oynanmıştı. Havalar sıcaktı ama su molası falan yoktu. ABD – Kolombiya maçında kendi kalesine gol atan Kolombiyalı defans oyuncusu 27 yaşındaki Andrés Escobar, ülkesine döndükten sonra vurulup öldürüldü. Muhtemelen Kolombiya’da birileri o maç sonrası yorum yaparken İspanyolca olarak “Allah sizin cezanızı versin!” demişti.
O zamanlar 10 yaşındaydım. Maçlar geç saatte oynandığı için ilk yarıyı seyreder ikinci yarıda uyur kalırdım. 32 sene sonra bir benzerini yaşıyoruz.
Milli Takım’a küfreden yorumcularla aynı ülkede yaşayarak!
Bugün 25 Haziran 2026. Sabah, Milli Takım ABD ile oynayacak.
Ola ki biri kendi kalemize gol falan atarsa, korkmasına gerek yok! Çok şükür, zaten elendik! Yoksa vururduk!
TFF Başkanı büyük bir filozof!
ABD’ye giderken “Final oynayacağız” dedi ve bütün milleti inandırdı!
Grupta gol bile atamayınca halkımızın bir kısmı sanki finalde kaybetmişiz gibi aklını kaybedercesine üzüldü!
Peki, TFF Başkanı ile polemiğe girenler kimler? Mesele gerçekten Milli Takım mı?
Evet! Milli Takım, 10 kişi oynayan Paraguay’a yenilince 2026 Dünya Kupası’ndan elenen ilk 2 ülkeden biri oldu. Milletimiz çok üzüldü, çünkü beklenti çok büyüktü.
Hatta Türkiye’nin elenme şekli dünya basınında bile gündem oldu.
ABD’nin küresel yayın organı The New York Times bile hemen istatistikler yayınlayarak Türk Milli Takımı’nın bir rekor k��rdığını yazdı. 1960’lardan beri hiçbir takımın 2 maçta 62 şut çekebildiği halde 0 golde kalmadığını savundu.
Yani, Milli Takım özgüveni çok yüksek bir oyun performansı sergilediği halde sonuç itibarıyla beklentinin altında kalmıştı.
Esasen Arjantin ve Brezilya gibi futbolda dünya devlerini yenerek bu turnuvaya katılan Paraguay’ın Türkiye’yi yenmesi elbette çok normaldir.
Buraya kadar her şey normal. Olay bundan sonra başlıyor.
Paraguay maçından sonra Milli Takım elenince reyting bağımlısı bazı yorumcuların milli futbolculara bela okuyup sövmelerini nasıl anlamak lazım?
Bu bir KOLOMBİYA SENDROMU mudur?
Yoksa TFF üzerinde yaşanan başka bir rekabetin tezahürü mü?
Yılların yorumcusu TV’de öyle ağır bir söz söyledi ki akıl alır gibi değildi. Belki maçın travmasından stüdyoda kendini kaybedip dili sürçmüştür diye düşündük ama sonradan öyle olmadığını gördük.
Türkiye – Paraguay maçından sonra bu yorumcu Milli Takım’a “Allah sizin cezanızı versin! 85 milyonun tüm zevkinin içine ettiniz” dedi.
Yorumcunun ateşlendiğini gören spiker coşkuyu artırıp reytingi yükseltmek için sordu: “Bize öyle bir şey söyleyin ki televizyonda yayınlanmasın, küfür değil ama küfür anlamına gelebilecek çok ağır bir söz olsun!”
İşte yorumcunun cevabı: “Bizim çocuklar acaba başka çocuklar olma yolunda ilerliyorlar mı?”
İşte burası sözün bittiği yer!
Küfür anlamına gelecek bir sözü küfretmeden söylemeniz isteniyor ve “bizim çocuklar… başka çocuklar…” diyorsunuz.
Yani “Onun bunun çocukları” ile aynı anlamı çağrıştıran bir ifade…
TFF Başkanı, devreye girdi. Bunun bir yorum olmadığını, haddi aşan ağır bir hakaret ve suç olduğunu söyleyerek tavır koydu.
Aklı başında olan herkes, yorumcu belki dil sürçmesinden ötürü özür diler diye beklerken yorumcu “ben onun bunun çocuğu demedim...” diyerek TFF Başkanı ile alay etmeye başladı.
TFF Başkanı, Paraguay maçından önce “hesap sorma” ifadesinden ötürü tecrübeli bir teknik direktöre de kızmış, bu teknik direktör TFF Başkanı’nın kendisini yanlış anladığını söylemişti.
Peki, mesele yanlış anlaşılmalardan mı ibaret?
Bu sorunun cevabı, şu sorunun cevabında yatıyor: TFF Başkanı ile polemik yaşayan isimlerin ortak özellikleri nedir?
Benim cevabım: Aynı kulübün lobisinde buluşuyor olmalarıdır.
TFF Başkanı, Türk futbolunda büyük bir lobi gücü olan bu kulübün nüfuzunu kırmaya çalışıyor. Türkiye’de geçtiğimiz iki sezon boyunca bu kulübün lobisi ile mücadele etti. Ve hala ısrarla Türk futbolunda bu kulüp lehine işleyen yapıyı değiştirmeye çalışıyor.
İşte bu yüzden bu kulübe aidiyeti olan bazı isimlerin Milli Takım’a yönelik en ufak bir eleştirisi TFF Başkanı’ndan hemen cevap buluyor. Bu kulübün isimleri de kendi lobisinin desteğiyle TFF Başkanı’na karşı kampanya yapıyorlar.
Milli Takım’ın Amerika’dan sıfır çekerek dönmesini TFF Başkanı’nın başarısızlığı gibi gösterip TFF idaresinin değişmesi için muhtemel bir fırsatı zorluyorlar.
Aksi halde 2026-2027 sezonunda bu kulüp idaresini ve lobisini zor bir dönem bekliyor.
Yani, mesele Milli Takım değil. Mesele TFF’dir.
Buna “yerli” ama “milli” olmayan bir mesele de diyebiliriz.
Ancak başka bir problem daha var!
Bu TFF Başkanı, Trabzon karakterinin en koyu versiyonu olan Oflu genetiğiyle çalışıyor.
Bu karakterde geri vites yoktur.
Geri dönmesi gerekse bile önce ileri gidip U dönüşü yapması gerekir. Yani istese de geri geri gidemez.
Bu Hacı Abi U dönüşü yapar mı o da bilinmez.
Cevap, futbolun devlet ve siyaset içindeki derinliğine de bağlı.
Son olarak kısaca tarihe bakalım! Tesadüfler tarihi!
Türkiye, 2002 Dünya Kupası’ndan üçüncü olarak döndüğünde o zamanki TFF Başkanı da Oflu idi.
Milli Takım’ın başında da Trabzonlu meşhur hemşehrisi vardı. Bu zafer ülkede coşkularla kutlandı.
Milli Takım, 2004 Avrupa Şampiyonası’na katılamayınca Oflu Başkan takımın başındaki hemşehrisini göndermek zorunda kaldı.
Onun yerine, 2000 yılında UEFA kupasını kazanmış olan teknik direktörü getirdi.
Oysa bu teknik direktör, EURO 1996’da Milli Takım’ın başındaydı ve Avrupa’dan 0 gol ve 0 puanla dönmüştü. Ama taşlanmamıştı.
Kendisine “hesap” sorulmamıştı ve ağır hakarete uğramamıştı. Kimse ona karşı halkı kışkırtmamıştı.
Yıllar sonra Milli Takım’ın başına tekrar geçtiğinde EURO 2008’den yarı final ile ülkeye döndüler.
Elbette alkışlandılar.
Bugün, Milli Takım'ın yabancı teknik direktörünü eleştirenler nedense ligde yabancı futbolcu sayısını hiç umursamıyor!
2000’de UEFA Kupası’nı Türkiye’ye getiren kulüp, adeta milli takım muamelesi gören bir takım gibiydi. Yabancı oyuncu sayısı azdı. O sene hepimiz milli takımı tutar gibi o takımı tutmuştuk.
Sonra işler değişti.
TFF, yabancı futbolcu sınırını kaldırdı ve yerli futbolcular yok olmaya başladı.
Eti çok sevip futbolu abartan bir milletiz.
Yıllardır büyükbaşı ve futbolcuyu yurtdışından ithal ediyoruz.
TFF’den et fiyatlarını idare etmesi elbette beklenemez ama yabacı futbolcu sayısında kulüplere sınırsız alan açması nedense bekleniyor.
Her sene yüz milyonlarca doların yurtdışına gitmesi de böylece destekleniyor.
TFF’nin bunu çözmesini beklemek yerine TFF Başkanı’na bir kulübün menfaatleri için yüklenmek samimi değildir.
Bu hesaplar hiç milli görünmüyor!
Neyse! Futbol da saçma bir oyun zaten:))
NOT: Futbol, bir İngiliz oyunudur ve sadece İngiltere'de oynanır. Gerisi taklittir, çakmadır.
İngilizler DÜNYA KUPASI falan kazanmaz ama bu sektörde en çok parayı onlar kazanır.
SON NOT: 94 Dünya Kupası'nda Finalde penaltıyı kaçırıp ülkesinin kaybetmesine yol açan Roberto Baggio'nun ülkesine döndüğünde İtalyan mafyası tarafından neden vurulmadığını hala anlamış değilim!
"ANNELER GÜNÜ" kocaman bir saçmalıktır. Okullarda ve sosyal medyada yılda bir kere günboyu sergilenen bu sözde ANNE sevgisi, aslında annelere verilen değeri değil, annesiz çocuklara verilmeyen değeri gösterir.
SULTAN Abdülhamid Han,
İSTANBUL'UN FETHİ'ni bile kutlatmazmış;
Rum tebaa incinmesin diye.
Bugün vatanımızda yaşayan annesiz çocuklar, Osmanlı'nın Rum tebaası kadar bile değerli değil!
Nereden nereye...#anneler