Sevgi nedir?
Kant’a göre “şart”
Platon’a göre “şölen”
Nietzche’e göre “kölelik”
Hume için “alışkanlık”
Wittgenstein’e göre ”susmak”
Karl Marx için emekti.
Sevgi emekti...
@kilicdarogluk Ne yol arkadaşın var ne omuz verecek bir kardeşin. Sesin çok çıkıyor ama kimse gerçekten duymuyor. Bir dur, kendine gel ve gerçeklerle yüzleş.
En yakın iki arkadaşını kaybetti, elleriyle toprağa verdi
Omuz omuza mücadele ettiği eski başkanı genel merkezi polisle bastı,ihanet etti
Belediye başkanları ,yol arkadaşları hukuksuzca tutuklandı 1.5 yıldır gece gündüz mücadele etti.
Bu adama tek kelime dahi edilemez
Ancak koşulsuz şartsız yanında durulur
Bazı yerler vardır; içeri ilk adım attığın günle, yıllar sonra dönüp baktığında hissettirdikleri aynı olmaz. İnsan değişir. Bazı yerler de vardır ki, sen değişirken sana eşlik eder. Santralistanbul benim için tam olarak böyle bir yerdi.
O kampüs bizim için sadece derslere girdiğimiz bir yerleşkeden fazlasıydı. İlk heyecanlarımı, ilk başarısızlıklarımı, ilk büyük hayallerimi orada yaşadım. Sabahın erken saatlerinde boş koridorlarda yürüdüğüm günleri de hatırlıyorum, etkinlik çıkışlarında saatlerce süren sohbetleri de. Çimlerde oturup dünyayı değiştirecek fikirler kurduğumuz anları, sınav haftalarının kaosunu, bazen hiçbir sebep yokken kampüste daha fazla vakit geçirmek istememizi de…
İstanbul Bilgi Üniversitesi, bana yalnızca bir diploma vermedi. Düşünmeyi, sorgulamayı, üretmeyi ve birlikte hareket etmeyi öğretti. Belki de en önemlisi, insanın kendini ait hissedebileceği bir yerin ne kadar değerli olduğunu gösterdi.
Hayatımın önemli parçalarından biri olan Bilgi Blockchain’i de orada büyüttük. Günlerce emek verdiğimiz etkinlikler, sabahlara kadar süren hazırlıklar ve kurduğumuz dostluklar benim için çok kıymetliydi. Bugün dönüp baktığımda kariyerimdeki birçok şeyin temelinin orada atıldığını görüyorum.
Bir de kampüsün sessiz sakinleri vardı. Santralistanbul’un kedileri, köpekleri… Özellikle Karpuz ve ilk yıllarımda tanışabilme onuruna erişebildiğim Haşmet… Ders arasında yanına oturduğumuz, yemek verdiğimiz, bazen kötü geçen bir günün ortasında insanın içini istemsizce yumuşatan o canlılar da kampüsün ruhunun parçasıydı. BİLGİ dediğimiz şey sadece binalardan oluşmuyordu. İçindeki hayatla, insanlarla, anılarla ve ruhuyla anlam kazanıyordu.
Bugün sahip olduğum birçok dostluğu, bakış açısını ve cesareti o yıllara borçluyum. Bana dokunan, bir şey öğreten tüm hocalarıma, birlikte yürüdüğüm arkadaşlarıma ve o kampüste yolu benimle kesişen herkese teşekkür ederim. Bugüne kadar bir kere dahi kapılarını kapalı tutmayan, tüm klasikleşmiş akademik duvarları yıkarak bizlere arkadaş olan tüm hocalarım; sizler harikasınız. Sizleri çok seviyorum.
Bazı yerlerden fiziksel olarak ayrılsan bile, zihninden ve karakterinden hiç çıkmazlar. BİLGİ de benim için hep öyle kalacak.
Bizler düşünen, sorgulayan, üretmeye çalışan öğrencilerdik. İnandığımız şey, bu ülkenin ancak bilgiyle, akılla ve cesur fikirlerle ileri gidebileceğiydi. Yıllar içinde büyütmek istediğimiz o umut ve birikim, bir gün bu topluma yol gösterebilir diye uğraştık. Böyle bir üniversiteyi ortadan kaldırmak ise yalnızca karanlıktan beslenen bir anlayışın tercihi olabilirdi.
BİLGİ, sadece kampüsten ibaret olmayan bir ruh, kültür ve karakterdir. Yerimiz, binamız, masamız olsun veya olmasın, BİLGİ ruhu her zaman devam eder.
#BilgiDireniyor
#BilgiYalnızDeğildir
Sulukule yıkılırken 2006 da hafta sonları çocuklara kapısını açan ilk üniversiteydi Bilgi Üniversitesi, Santral İstanbul'da etkinlikler, Kuştepe de, Kuştepeli çocuklarla kapısını açtı. O çocuklar büyüdüğünde de kapıları kapanmadı. Bilgi üniversitesi hayattır, tek sahibi öğrencilerdir. #bilgidireniyor
IŞIKLARI SÖNMEYEN BİR ÜNİVERSİTE
#BilgiÜniversitesi 'nin maruz bırakıldığı, yaşam - ölüm ekseninde, ağır bir karar karşısında,
- Derin siyasi ve sosyal analizler,
- Kişisel olumsuz deneyim paylaşımları,
- "Ben demiştim" lafları,
- "Zaten belliydi" sinizmi,
- "Orada benim başıma şu gelmişti (Oh olsun!) nidaları,
- Bu "balyoz" karara hemen teslim olup, "Burada ne güzel günler geçirmiştik. Elveda Bilgi" romantizmi,
- "Zaten Türkiye'de hukuk mu kaldı?" sığlığı ve pısırıklığı,
Sesleri duyuluyor ve mevcut şartlar altında hiçbir anlam ifade etmiyor.
Karşı karşıya kalınan sorunun, Bilgi'yi de aşan bir ağırlıkta olduğunu görme şuuru ve yönelimi gözardı edilemez.
30. yılını 7 Haziran günü kutlayacak, Türkiye'nin seçkin bir eğitim ve araştırma kurumunun, asıl kurucu unsurları olan öğrenciler ve öğretim ve idari kadrosunun Bilgi'yi seçkin bir "gerçek" akademik kurum haline getirme gayretlerinin, 1999 yılı Ekim ayından itibaren çok yakından tanığıyım.
Yıllarca, mesai saatlerini gözetmeyen bir azimle, saatler boyu üniversitede çalışmalarını sürdüren akademik kadronun olduğu bir üniversite oldu Bilgi.
17 yıl Hukuk Fakültesi dekanlığını üstlendiğim bu kurumda, bu gerçeği, "ışıkları sönmeyen bir üniversite" olarak tanımlardım tercih günlerinde.
Hukuk Fakültesi'nin kurucu dekanı ve Türkiye Hümanist Ceza Hukuku Doktrini'nin öncülerinden, rahmetli Prof. Uğur Alacakaptan ise, bir "Üniversitenin kapılarının kapatılamayacağı" deyişiyle açıklardı bu gerçeği. Ve öğrencileri uyarırdı: "Burayı bir özel üniversite sanmayın, Bilgi bir kamu tüzel kişisidir."
Bilgi Üniversitesi'nin tüm öğretim üyelerinin 30 yıla varan bir süreçte dokuduğu bu kurumsal kimlik, ürettiği akademik yenilikçilikle Türkiye yükseköğretiminin, birçok devlet ve vakıf üniversitelerinin de benimseyip uyguladıkları politikalar, programlar üretti.
Bu nedenledir ki, onbinlerce Türkiye ve diğer ülkelerin yurttaşları geleceklerini bu kurumda geliştirebilecekleri umuduyla, Bilgi'yi seçtiler. Bireysel tercihlerin de ötesinde, söz konusu olan bu durum "halkın kendi geleceğini tayini"ne dair temel normun da bir tezahürüdür, bu bağlamda bir uygulanma biçimidir.
Bunları yok sayan bir bakış, insanın değersizliği gibi bir temel üzerinde yükselir. Adını ne koyarsanız koyun, bu gerçek değişmez.
Buna yol açan bir işlem hukuken de savunulamaz, hükm-i karakuşi mertebesindedir. Bunun bilincinde olan, tüm #Bilgili öğrenciler, mezunlar, öğretim elemanları ve idari personelin haklarını aramaları, tartışılamayacak, kendi geleceklerini tayin etme hakkının gereği kaçınılmaz bir sorumluluktur.
Turgut Tarhanlı
Son iki gün içinde okuduklarım arasında, Bilgi Üniversitesi’nin kültürel sermayesini en iyi anlatan yazı budur:
“Bir koridorunda Murat Belge’nin karşılaştırmalı edebiyat, diğerinde İsmet Özel’in klasik şiir dersi verdiği bir üniversite bugün bile hala mümkün değil.
Bu isimlerin bir daha bir üniversitede değil, trafikte bile karşılaşması Türkiye’de artık çok zor:
Mete Tunçay, Murat Belge, Jale Parla, Uğur Alacakaptan, Suraiya Faroqhi, İlter Turan,
İsmet Özel, Toktamış Ateş, Asaf Savaş Akat, Yusuf Kaplan, Nabi Avcı, Aydın Uğur, İsmet Özel, Kürşat Bumin, Soli Özel, Turgut Tarhanlı, Ferhat Kentel, Ferda Keskin…
28 Şubat’a rağmen başörtüsü yasağını uygulamayan (Fatih Altaylı’nın ihbar yazısıyla bir süre uygulamak zorunda kalan), Alper Görmüş ve Ümit Kıvanç’ın bütün anaakım medyanın başının belası olan Medyakronik dergisine, 32. Gün’e ev sahipliği yapan, ilk Kürt Konferansı’nı düzenleyen, Erdal İnönü’nün girişinde yumurta yediği ilk Ermeni Konferansı’na ev sahipliği yapan, salonlarını gerçek bir kent üniversitesi olarak sivil topluma açan, 2000’lerin başından itibaren Türkiye’deki fikir ve sivil hayatın merkezi haline gelmiş bir üniversiteydi Bilgi.
Paralel eski Türkiye’nin fikri kalesiydi.
90’larda Kuştepe’de entelektüel hayatın, sol liberalizmin, 2000’lerin ilk 10 yılında Dolapdere’de ifade hürriyetinin, 2010’lu yıllardan sonra Santral İstanbul’da küresel, asri hayatın merkeziydi.”
24 yıl çalıştım Bilgi Üniversitesi'nde. Bilgi’nin en sevdiğim yanı sadece ders anlatan bir üniversite olmamasıydı. Yıllarca Kuştepe’nin yoksul halkına kapılarını açtı, okuma yazma eğitimlerinden bilgisayar kurslarına, spor çalışmalarından meslek edindirme programlarına kadar çocukların, gençlerin, Roman halkının güçlenmesi için çabaladı. Sonra Dolapdere Kampüsünde de aynı şeyi yaptı. Mahallenin çocuğunu, gencini, kırılganını dışlamadan kucakladı, geliştirdi.
İstanbul Bilgi Üniversitesi binlerce öğrencinin hayali, yüzlerce akademisyenin emeği, bu ülkenin hafızasıydı.
Kuştepe’den Dolapdere’ye, yoksul mahallelere, kırılgan gruplara, gençlere dokunan bir sosyal adalet fikriydi.
Bugün yaşanan sadece bir kurumun kapanışı değil, yılların birikiminin, emeğinin, akademik özgürlüğünün ve ortak hafızasının dağılmasıdır.
#BilgiÜniversitesi
1999 yılından itibaren bir Bilgi Hukuk öğretim üyesi ve 17 yıl o fakültenin dekanlığını yapmış bir öğretim üyesi olarak, tüm Bilgi camiasının hayatta kalma mücadelesi verdiği bir dönemde, bu hafif ve örtülü kibir içeren lafları şahsen kabul edemem. Size hiç yakışmadı.
İroni kaldırmayacak insani durumlar ve siyasi dönemler de vardır.
@BirdySamuel 1998 girişliyim. O yıllarda Kuştepe halkına inanılmaz projeler yapılırdı. Haftasonu mahalleli çocuklara bilgisayar, ingilizce kursları,müzik bölümünde dersler… Biz de onların sokak düğünlerine katılırdık, 9/8 oynamayı gösterirlerdi.
Ekrem İmamoğlu'nun ifadesinden:
"Ben, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum andan itibaren kanala, yalana, talana, ranta karşı durduğum için buradayım.
Kreş, yurt açtığım için buradayım. İşsizlere iş bulduğum, Anne Kart çıkardığım, insanların yanında olduğum için buradayım.
40 TL'ye insanların yemek yemesine vesile olduğum için buradayım."