Hayat bize hiçbir şeyin sözünü vermiyor. Sevdiklerimizi kaybediyor, planlarımızın dağılışını seyrediyor, kendi faniliğimizle yüzleşiyoruz. İnsan bazen bu yüzden hayata içerliyor; sanki dünya ona bir şey borçluymuş gibi. Fakat bu kırgınlığın altında, hayatın başka türlü olmasını isteyen derin bir arzu var: Kaybetmemek, incinmemek, kalıcı olmak gibi.
Zamanla insan, hayatı kendi arzusuna uydurmak yerine onunla olduğu hâliyle bağ kurmayı öğreniyor. Razı olmak, rıza hali. Hayatı geçici, kırılgan ve yine de hayret verici olduğu için seviyoruz.
Minnet biraz da budur: Hiçbir şeyin kalıcı olmadığını bilirken, geçip gidene küsmek yerine ona bütün kalbimizle eşlik edebilmek.
Bir üniversiteyi sadece binalardan ibaret sananlar, onun yarattığı hayatları hiçbir zaman anlayamaz.
İstanbul Bilgi Üniversitesi sadece bir kampüs değil. Binlerce öğrencinin hayali, yüzlerce akademisyenin emeği, bu ülkenin kültürel ve düşünsel hafızası.
Birlikte düşünmenin, üretmenin ve özgürce söz kurmanın geleceği için direnen öğrencilerin ve akademisyenlerin yanındayım.
#BilgiÜniversitesi
3 hafta süreyle yarı metro yarı taksi kullandım. Hacıosman- Yenikapı metro hattında tek yön 42 TL. Gidiş geliş 85. De ki 20 günle çarpalım, aylık 1700 TL. Oto Sanayi’de bi yere oturdum. Çay içtim, 60 TL. Takside indi-bindi 210 TL. Millet burada neyin kemerini sıksın…? Delilik!
Ülkemiz; bir sapığın tecavüz ettiği bir kızla evlenmesine izin verilip, sonra aynı sapığın bu evlilikten olan çocuğunu doktor raporuyla da sabit olduğu üzere istismar edebildiği ve tüm bunları yaparken de bu sapığın başına hiçbir şey gelmeden yaşamına devam ettiği bir ülke olmamalıdır! Arkasındaki tarikat mıdır, vakıf mıdır her neyseniz; Müslümansanız, Allah’a inanıyorsanız, bu sapığı kendi elinizle sizin adalete teslim etmeniz size farzdır! Yargılanmalı! İbreti alem için en ağır cezayı almalı! #FatmaNurÇelik
“Söylenecek söz yok” yok mu? Milli Eğitim Bakan yardımcısı olarak söyleyecek bir şeyiniz yoksa o zaman istifa etmeniz gerekmez mi? Söyleyecek sözü, yapacak işi olan otursun o makama.
@emrevalez@deftersanat Aynı şeyi Instagram için de yaşıyorum maalesef🤷♀️ Etkileşim alacağım diye de kendi yolumdan vazgeçmem. Varsın etkileşim az olsun.
Bırakalım artık, çocuğum mühendis avukat doktor olsun sevdasını. Berbere randevu ile gidiyorsun yer bulamıyorsun, kelle başı 500₺, yanına bir kalfa alıp iki koltuk çalışsa günde 50 kişi traş eder. Günde 25.00₺ ayda 750.000₺. Mühendis olan çocuk 30 yaşında para kazanmaya başlarken berber 20 yaşında başlıyor. Biz 40 yaşlarında olan ebeveynler çocukken okuma oranı düşüktü mühendisin avukatın doktorun kıymeti vardı, şimdi trend tersine döndü herkes okuyor. Ytd.
Şoray Uzun:
"Bunca yıldır sadece çok para kazandırıyor diye akıl almaz rezillikleri, ahlaksızlıkları, matah şeylermiş gibi mafya güzellemesi yapan dizileri her gün izleyen, ailesinin s.çıp sokağa attığı tiplerin nasıl davranmasını beklerdiniz ki?
İçeride domuz gibi besleneceğinden, hastalanınca 20 dakikada hastaneye ulaşacağından, ailesi olacaklarla görüntülü görüşeceğinden, en kısa zamanda dışarı çıkacağından emin olan gelişmemişlerin nasıl davranmasını beklerdiniz ki?"
2026 için hiçbir söz vermiyorum. Hedef koymuyorum. Hiçbir şeyi baştan yaratmaya niyet etmiyorum. Bir çeşit baskı olduğuna inandığım “durma, devam et, ileriye git” mottosundan kendimi azat ediyorum. Canımın istediğini, yapabildiklerimi yapacağım. Çoğu şeyi de yapmak istemeyeceğim veya yapmayacağım. Bir yazılım değilim; sürekli güncelleme almayacağım.
Sadece kendimce var olacağım.
Bir ülkede asgari ücret, açlık sınırının da altına inmişse artık adının asgari ücret olmasının bir anlamı da kalmamış demektir. Bundan sonra asgari ücret yerine "Nefes Payı" diyelim.
Nefes Payı: "Yaşıyorsun ya, daha ne istiyorsun? mantığıyla verilen, sadece karbonhidrat alıp nefes almaya yetecek kadar olan miktar.
O imrenilen lüks içindeki yaşamların;
hayran olunan bol estetikli bol kaslı bedenlerin, güzel yüzlerin;
ulaşılmak istenilen makam ve mevkilerin;
aşk doluymuşçasına uluorta sergilenen fake ilişkilerin;
apoletlerin, ünvanların
nasıl bir çamur deryası olduğunun görülmesi toplumsal bir iyileşme, saflaşma, kendi değerini fark etme halini tetikler umarım.
Basit ve filtresiz yaşamlar “mutluluğun tek sığınağı”.
Son yıllarda toplumca yaşadığımız görüş ve menzil kaybını telafi etmek gençlere karşı sorumluluğumuz.
Bu kadın tek başına sosyolojik ve psikolojik bir vaka bence şöyle ki muhtemelen Rümeysa isminden içten içe utanıyor o muhafazakar kimlikten yani o yüzden önüne bir (Ela) getirmiş daha modernleştirmek adına zaten yaşantının muhafazakarlıkla alakası yok da orası ayrı mesele yüksek ihtimal baskılanmış duygularla büyüdü ve olayın geldiği noktada hem yaşantı, görüntü çok uçuk ancak kedine iş olanağı yarattığı kanaldakilere yaranmak için tekrardan Rümeysa olmak istemiş ancak günün sonunda ne Ela olabilmiş ne Rümeysa çoklu kimlik karmaşası.. Son zamanlarda etrafınızı gözlemlerseniz bu tipler sandığımızdan da çoklar
Hayalim, Ortaköy’e devasa bir buldozerin girmesi ve tüm işletmeleri yıkması (özellikle kumpirciler ve türevlerini). Sıfırdan, tertemiz kurulsun istiyorum