Amerika'dan 599 dolara sıfır iphone almıştım. Ülkeye döndüğümde 1200$ kayıt parası istediler.
Amerikalı telefonu tasarlıyor, üretiyor, nakliye ediyor, reklamını yapıyor, 2 yıl garanti veriyor ve bütün bunların üzerine kâr ederek 599 dolara satabiliyor.
Türkiye ise o telefona hiçbir üretim, Ar-Ge, lojistik ya da garanti maliyeti üstlenmeden, sadece IMEI kaydı için yaklaşık 1.200 dolar harç alıyor.
Erdoğan gerçekten kıskanılacak bir stratejik deha...
TBMM başkanı!
AKP'li Numan Kurtulmuş'tan, 'anayasanın 3. maddesi değiştirilsin' teklifi:
“Anayasada yer alan 'Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür' tabiri değiştirilmelidir.
❗Devletin ülkesi olmaz, devletin milleti olmaz"
@TKRgazete Çok sevgili Cumhurbaşkanınız İstanbul Büyükşehir belediye başkanıyken halkı kin ve nefret suçuyla ayrıştırmaktan tutuklanıp kendisine siyasi yasak getirildiğinde ilk işi Avrupa İnsan Hakları mahkemesine Türkiye’yi şikayet etmek oldu bunları biliniz öğreniniz !
Erdoğan geçen sene para bulmak için Körfez turuna çıktığında, BAE Emiri "nakit borç vermeyiz ama şirket satın alma yaparız. Siz de dövizi kullanırsınız" demişti.
BAE heyeti ile yapılan görüşmelerde, Araplar banka satın almak istediklerini iletmişler ve İş Bankası ve Yapı Kredi ile ilgilendiklerini söylemişler.
İş Bankası mâlum sebepler (sahiplik) nedeni ile olmayınca, ibre YKB'na dönmüştü.
Erdoğan, bankayı satması için Koç Grubuna çok baskı yapınca, grup da Araplar ile mecburen masaya oturdu. Bankanın piyasa değeri (bağımsız kuruluşlar ve borsa değerleri üzerinden) 8.5 milyar Dolar hesaplandı ve Koç Grubunun %61 hissesi karşılığında 5.5 milyar Dolar teklif edildi.
Fakat Koç Grubu (bankayı satmak istemediği için) 14 milyar Dolar değer üzerinden %61 hissesi için 8.5 milyar Dolar istedi.
Görüşmeler tıkandı ve sonuca varılamadı.
Birkaç ay önce, dünyanın en büyük fonu olan Blackrock fonunun yöneticileri Türkiye'ye davet edildi ve şirket satın almaları istendi (tabi ABD Yönetiminin yönlendirmesi ile).
Blackrock CEO'su, yayılan haberlere göre, Tüpraş, T. İş Bankası, Aselsan ve bir-iki savunma sanayi şirketini istemiş.
Aselsan falan tamam da, Tüpraş ve İş Bankası için biraz zaman verin cevabı verilmiş.
CHP'deki Butlan gelişmesinin biraz erkene çekilmesinin sebeplerinden birinin CHP'nin İş Bankası'ndaki hisselerinin (ve tabii ki İş Bankası Sandığı hisselerinin) Hazine'ye devredilmesi ile ilgili olduğu söyleniyor.
Bu arada Tüpraş ve Yapı Kredi Bankası için Koç Grubu sıkıştırılıyor.
Rahmi Bey'in konuşması üzerinden başlatılan algı operasyonu, Koç Grubuna yönelik saldırılar ile devam edecektir. Ta ki, Tüpraş ve YKB elden çıkarılana kadar.
Tabi bu işler normal parlamenter sistemlerde olamayacağı için, göstermelik demokrasicilik oyunumuza da bir süre ara vermemiz gerekecek.
Son söz: Bütün bunlar iktidarın niyeti ile ilgili. Durumun nasıl sonuçlanacağı ise karşılarındaki kitlenin vereceği mücadele ile belirlenecektir.
Alıntı
Yalova’da polisle çatışan ve emniyet güçlerine ateş açan iki IŞİD üyesinin, tutuklandıktan 7 ay sonra beraat ederek serbest kaldığı ortaya çıktı.
Tahliyeden sonra cihat çağrılarını sürdüren saldırganlar, 8 ay sonra düzenlenen operasyonda 3 polisi şehit etti.
geçen hafta kadıköy'de bir kafede otururken yan masadaki iki çocuğun muhabbetine denk geldim. 20 yaşlarındalar. biri app store'a basit bir kelime oyunu yüklemiş, oradan gelen reklam gelirini anlatıyor.
çocuk heyecanlı, "kanka her ay bankaya temiz 40 bin lira düşüyor" diyor. diğeri sordu: "ee vergi işini ne yaptın, şirket mi kurdun?"
çocuk sustu. "yok" dedi, "şirket kurarsam muhasebecisi, bağkur'u, vergisi derken para pul olur diye ellemedim."
büyük hata. ama çözümü çok basit.
çoğu genç içerik üreticisi veya app developer sırf "şirket kurma stresi" yüzünden ya kazandığı parayı çekmeye korkuyor ya da işi tamamen bırakıyor.
HERKES şirket açıp fatura kesmek zorunda olduğunu sanırken, asıl kolaylık BAŞKA YERDE: istisna belgesinde.
devletin yıllar önce çıkardığı mükerreer 20/b maddesi tam olarak bu durumlar için. mantık şu: şirket kurmuyorsun, fatura kesmiyorsun, muhasebeci tutmuyorsun.
nasıl yapılıyor, adım adım çıkardım 👇
1. istisna belgesi - interaktif vergi dairesine girip "sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliği istisna belgesi" talebi açıyorsun. bir iki güne belgen dijital olarak geliyor.
2. özel banka hesabı - o belgeyi alıp herhangi bir bankaya gidiyorsun. "bana bu kanun kapsamında bir istisna hesabı açın" diyorsun. sana özel bir iban hesabı tanımlıyorlar. app store, play store, youtube veya adsense gelirini sadece bu hesaba bağlıyorsun.
3. otomatik stopaj - üzel kısmı burası. hesaba 10.000 lira mı yattı? banka daha para sana görünmeden içinden %15 stopajı (1.500 tl) tık diye kesip devlete ödüyor. kalan 8.500 tl temiz para olarak senin oluyor. başka hiçbir beyanname vermiyorsun.
yıllık 5.3 milyon liraya kadar bu sistem geçerli.
tek bir detay var: eğer bir yerde sigortalı çalışmıyorsan, bu hesabı açtığın an bağkur'un otomatik başlıyor. aylık sabit ödemesini unutmamak lazım. ama bir şirketin stopajı, geçici vergisi, kdv'si ve muhasebe ücreti yanında devede kulak kalıyor.
klasik bilgi eksikliği yüzünden her ay binlerce genç potansiyel işini çöpe atıyor. adam haklı aslında, kimse durduk yere bürokrasiyle boğuşmak istemez.
çözüm yukarıda. ilgilenen arkadaşına gönder, işi resmiye döksün.
40 yıl önce devleti savunmak için bölücü terör örgütüne karşı mücadele eden ve 300’den fazla akrabasını şehit veren Goyan Aşireti, Kurban Bayramı dolayısıyla Jandarma teşkilatını ziyaret etti.
Yargıtay, evin doğal kullanımından kaynaklanan olağan eskimelerin kiracının değil, ev sahibinin sorumluluğunda olduğuna hükmetti.
— Kasıtlı olarak eve zarar vermeyen kiracılar artık taşınırken boya badana yaptırmak zorunda değil.
30 yaşımdan sonra nihayet bir gerçeği keşfettim: tüm ilişkiler sonunda solup gider. Çocukluk arkadaşlarımla çoktan iletişimim kesildi, sınıf arkadaşlarımla olan dostluğum yavaş yavaş dağıldı ve iş yerinde eskiden iyi anlaştığım meslektaşlarım hiçbir etkileşimde bulunmadan ayrıldılar. Anne babam yavaş yavaş yaşlanıyor ve beni terk edecekleri gün giderek yaklaşıyor. Çocuklarım yavaş yavaş büyüyor ve benden giderek daha da uzaklaşıyorlar.
Hayat aslında çok kısa, sadece birkaç geçici on yıl. Bir gün uyanırsınız ve o gün bir gündür; bir gün uyanırsınız ve o bir ömür olmaz. Her günü kıymetlendirin, yapmak istediğinizi yapın ve sevmek istediğiniz kişiyi sevin.
Vize alamadığı için Paris'teki ödül törenine gidemeyen Tokatlı amatör fotoğrafçıya ödülü kargo ile gönderilmek istendi. Paris'ten kargolanan ödül, bu kez de AK Parti'nin getirdiği yasakla gümrüğe takılıp imha edildi.
Zikrullah Erdoğan, girdiği kaymakamlık sınavından 81 puan alırken mülakattan 99.4 puan almış.
Yazılı sınavdan 100 tam puan alan aday ise mülakattan 78 puan alarak 6. sıraya yerleşmiş.
Sattığı otomobilin 1 milyon 600 bin TL'lik parasını alamadığı gerekçesiyle tartıştığı baba ve oğlunu öldüren ve tahliye edilen 76 yaşındaki kanser hastası İzzet Kalyon:
"Ben bu parayı 50 sene keserin ucunda çalışarak kazandım. Arabamın daha borcu bitmedi, paramı lütfen hazırlayın dedim. 10 ay boyunca bugün vereceğim diyerek oyaladı.
Bunlarla hastaneye giderken yolda karşılaştım. Önceki hafta mahkememiz vardı gelmediler.
'Mahkemeye neden gelmedin Aykut' dedim.
'Gelmeye mecbur muyum?' dedi bana.
'Gelmeye mecbur değilsin de benim 1 milyon 600 bin param hala sende. 10 aydır pul oldu. Paramı vermeye mecbursun, neden vermiyorsun?" dedim.
'Mahkemeye verdin ya oradan alırsın.' dedi.
Babasına dönüp 'bu ne diyor' dedim, babası da 'doğru söylüyor mahkemeye verdin oradan al paranı' dedi.
Neyse döndüm, arabama bineceğim. Arkamdan bana 'senin ananı avradını bilmem ne ederim bir daha buraya gelme.' dedi.
Neyse tamam Aykut dedim, geriye döndüm, elini beline atıp üzerime yürümeye başladı. Ben de silahıma davrandım. 2-3 el ateş ettim ona. Babasının da kendisinin de ruhsatlı silahı olduğunu biliyordum.
Keşke olmasaydı. Pişmanım, can almak iyi bir şey mi? Bu iş paradan sebep yapılmış değil, paradan sebep ben adam öldürmem. Beni hem tahrik ettiler, hem üzerime bindirdiler. Hem malımı, hem canımı alacaklar dedim..."
Bu haftanın sosyal medya adalet divanında Insider One’ın CMO’su Merve Nazlıoğlu vardı. Yıllar önce verdiği bir röportajdaki demeçleriyle oldukça tepki çekti. Özellikle “plaza dili”, tırnak içindeki ifadeler ve "work-life balance" yaklaşımı insanlarda antipati oluşturdu. Peki büyük bir başarı kazanmış bir startup’ın kurucu ortağı olduğunu düşünürsek, haklılık payı yok mu? İnsanlar neden tepki verdi?
Önce sözlerini hatırlayalım:
“Burası bir şirket değil, bir ütopya… Buraya prim, sağlık sigortası için geliyorsan hiç konuşmayalım… Günde 18 saat harcadığım insanlarla aynı ateşi paylaşmak önemli. Evlenirmişçesine seçiyorum.”
İlk bakışta insani gelmese de, bu söylem vahşi rekabetin olduğu startup dünyasında yabancı değil. İlk bakışta Silikon Vadisi terminolojisinden aşırma duran bu ifadeler, aslında startup dünyasının o meşhur adanmışlık kültürü ile modern iş değerlerinin sert çarpışmasını temsil ediyor. Büyük başarıların arkasında ciddi fedakarlıklar olduğunu biliyoruz. Ancak tepkinin sebebi de tam burada başlıyor.
“Şirket değil, ütopya” söylemi oldukça romantik ancak hem sorunlu hem tehlikeli bir yaklaşım. Çünkü şirketler kusursuz değildir; insanlar yorulur, sistemler aksar. Bu dil, eleştiriyi görünmez kılma riski taşır.
Bir girişimin hayal peşinde koşması değerlidir. Ancak Maslow'un kuralı hala geçerli: Sağlık sigortası, prim ve adil ücret temel haktır. Bunları küçümsemek yerine “onları zaten sağlıyoruz, gel seninle hayallerini konuşalım” demek çok daha güçlü bir liderliktir. Çalışanların "akış" halinde olabilmesi için maddi düşüncelerinden arınması gerekir.
Günde 18 saat çalışmak kesinlikle bir başarı göstergesi değildir. Aksine çoğu zaman kötü planlamanın ve sürdürülebilir olmayan bir modelin göstergesidir. Girişim mentörlüğünde "ölçeklenebilir" olmak gerektiği söylerken tam olarak bununu ifade ediyoruz. İnsanın mental ve fiziksel kapasitesini hiçe sayan bir çalışma modeli ölçeklenemez, sadece tükenmişlik üretir.
“Evlenirmişçesine seçmek” yaklaşımı da oldukça riskli. Şirketler aile değildir. İş ilişkisi; hedefler, performans ve karşılıklı sorumluluklar üzerine kurulur. Aksi halde ayrılıklar profesyonel değil, kişisel yıkıma dönüşür.
İnsanların tepkisi sadece Merve Hanıma yada sözlere değil, bu sözlerin temsil ettiği zihniyete. Gerçek bir ütopya kurmak istiyorsak, buna insanın yaşam hakkına ve ruh sağlığına saygı duyarak başlamalıyız. Hiçbir ticari başarı, onu var eden insanların mental sağlığından daha değerli değildir.
#EvrenselCumartesi
Isınamayanlar ölüyor.
2012’de Emine Akçay, çocuklarını ısıtamadığı için yaşamına son verdi.
2024’te Selçuk’ta 5 kardeş yandı.
2025–2026’da soba gazı can almaya devam etti
@MerveTur'un haberi
https://t.co/jGqVKSWw89
AKP Milletvekili Vahit Kirişci, kendisine gelen torpil talebini yanlışlıkla durumunda paylaştı.
Vekile ismi giden Avni Gök, mülakatta en yüksek puanı alarak kadroya birinci sıradan yerleşti.