FIVB Voleybol Milletler Ligi finalinde Brezilya’yı mağlup ederek şampiyonluğa ulaşan Türk A Milli Kadın Voleybol Takımımızı yürekten tebrik ediyorum.
Nene Hatun’un yiğitliğini, Şerife Bacı’nın korkusuzluğunu, Kara Fatma’nın cesaretini yüreklerinde taşıyan Türk kadınları, sahada gösterdikleri azim, inanç ve mücadele ruhuyla aziz milletimize tarifsiz bir gurur yaşatmıştır.
Ay-yıldızlı al bayrağımızı dünyanın zirvesinde gururla dalgalandıran #FileninSultanları, Türk kadınının zorluklar karşısındaki mücadele kudretini bütün cihana bir kez daha ilan etmiştir.
Bu büyük zaferde emeği geçen Türkiye Voleybol Federasyonumuzu, teknik ekibimizi ve kıymetli sporcularımızı gönülden kutluyorum.
Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
TÜRK VE DÜNYA SİYASETİNİN "BİLGE LİDERİ"
Her daim ihanete dur diyen.Türk ve Türkiye düşmanlarına karşı sur ören, vatan ve millet bayraktarı. Davaya adanmış bir ömür. Başbuğ Alparslan Türkeş'ten aldığı kutlu sancağı daha da yükseklere taşımak için verilen bir mücadele.
Devlet Bahçeli; 30 yıl önce Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanlığına seçildi ve o günden bu yana Türk siyasetine öngörüleri, siyasi hamleleri ve kararlarıyla yön verdi. İşte Türk siyasetinde istikrarın ve sürekliliğin simge ismi. MHP Lideri'nin önce ülkem ve milletim diyen Türklüğün birleştirici gücünü, kuşaktan kuşağa taşıyan hikayesi...
Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin, Sayın Rahmi Koç hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen başlatılan soruşturmayı doğru bulmadığı hakkındaki açıklaması aşağıdadır:
Koç Topluluğu 100 yıldır ülkemizin kalkınma hamlesinde önemli sorumluluklar üstlenmiştir. İstihdama katkı sağlayan güzide yatırımlarının yanı sıra, Türkiye’nin milli hedeflerini sahiplenerek Cumhuriyetimizin yüksek bir seviyeye erişmesi hedefinde de her zaman sorumlu bir anlayışla hareket etmiştir.
Tam da 100. kuruluş yıldönümünü başarılı ve görkemli bir şekilde kutladığı dönemde, yine aynı topluluğa ait olan İzmir’deki bir hastane açılışında Sayın Rahmi Koç’un, samimi bir sohbet ortamında yaptığı bir latife üzerinden kendisine yönelik soruşturma başlatılması yanlıştır.
95 yıllık ömründe, aldığı aile terbiyesi ve duruşuyla Türkiye’ye hizmet etme arzusu taşıyan değerli bir iş insanının kabul edilemez tabirlerle hedef alınmasını doğru bulmuyoruz.
Liderimiz Sayın Devlet BAHÇELİ’nin @TurkgunGazetesi Başyazarı Yıldıray ÇİÇEK ile “Türk siyasetinin istikrarı ve CHP’deki son gelişmeler” üzerine gerçekleştirdiği röportaj yarın TÜRKGÜN’de.
Aziz milletimizin ve yarınlarımızın teminatı sevgili gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı yürekten kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını, vatan uğruna can veren şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve hürmetle anıyorum.
İsrail’in suç kaydı kabarık, temel insan hak ve özgürlüklerinden bihaber ve demokrasinin düşmanı olan başbakanı Netanyahu’nun, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında sarf ettiği seviyesiz ve küstah ifadeler; yalnızca bir siyasi hezeyanın değil, aynı zamanda ahlaki iflasın da tezahürüdür. Netanyahu’nun mesnetsizlik abidesi ifadelerini; dizginlerini yitirmiş bir suçluluk psikolojisinin, kan ve katliam üzerine kurduğu alçak siyasetinin ve köşeye sıkışmışlık korkusunun dışavurumu olarak değerlendirmeliyiz.
Hakikatle bağı kopmuş, vicdan terazisi kırılmış, siyasi aklı esarete düşmüş bir zihnin ürünü olan bu çürük sözler; muhatabını değil, sahibinin içine düştüğü derin meşruiyet krizini gözler önüne sermektedir. Türkiye Cumhuriyeti, kirli ağızların iftiralarıyla sarsılacak, ucuz propagandalarla yönü değiştirilecek bir devlet değildir.
Bugün asıl konuşulması gereken, sözün değil, suçun sahibidir.
Bölgesel ve küresel istikrarsızlık dalgasının her gün daha da sertleştiği; bölgemizdeki huzur ve güvenlik ikliminin siyonist hesaplarla dağıtılmak istendiği, emperyalizmin bu kanlı ve kirli oyuna çanak tuttuğu günümüzde; masum sivilleri hunharca katleden bir terör makinesinin Sayın Cumhurbaşkanımıza, ülkemize, devletimize söz söylemeye kalkışması, utanmazlığın ve küstahlığın ulaştığı yeni bir dip noktadır.
Gazze’de çocukların üzerine yağan bombaların hesabını veremeyenler; Batı Şeria’yı gasp eden, Lübnan’ı işgal eden, Suriye’nin egemenliğini tehdit eden ve İran’da gayrimeşru yollarla rejim mühendisliğine soyunan, çevre ülkelerin iç dengelerini bozmayı alışkanlık haline getiren bu anlayış; bölgeyi ateş çemberine çeviren saldırgan politikalarıyla insanlık vicdanında mahkûm olmuştur ve şimdi dikkatleri başka yöne çekmek için gürültü çıkarmaktadır.
Barışı çalan, güvenliği talan eden, insanlığın ortak değerlerini yağmalayan bu yaklaşım; sadece bir saldırganlık değil, aynı zamanda bir kleptokrasi ve ahlaki çöküştür.
İsrail yönetimi, bölgesel barışı dinamitleyen, uluslararası hukuku ayaklar altına alan, istikrarsızlığı besleyen organize bir kriz odağına dönüşmüş durumdadır. Bu yapı, yalnızca Ortadoğu’nun değil bütün dünyanın huzurunu hedef almaktadır.
Bütün bunların gölgesinde konuşan Netanyahu’nun sözleri, siyasetin değil, panik halinin ürünüdür.
Cumhur İttifakı’nın Türk milletinin dirliğini ve düzenini düstur edinen, hiçbir zorluk ve odak karşısında eğilmeyen, bükülmeyen, değişmeyen tavizsiz duruşu çerçevesinde altını çiziyorum:
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başıdır. O’na yöneltilen hayasız ve hadsiz dil, doğrudan doğruya Türk devletinin hükümranlık haklarına, Türk milletinin itibarına ve milli iradenin bizzat kendisine yöneltilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti; tarihi, devlet aklı ve köklü medeniyet birikimiyle bu tür kirli senaryoların karşısında dimdik durmaya devam edecektir. Hiç kimse Türkiye’yi hedef alarak kendi suçlarını perdeleyemez, kendi karanlığını başkalarının üzerine yıkamaz.
Türkiye’yi hedef alan bu saldırgan üslubun gerisinde; siyonist terör örgütü elebaşının Türkiye’nin artan diplomatik ağırlığından, Sayın Cumhurbaşkanımızın mazlum coğrafyalar lehine yükselttiği hakikat sesinden ve Türkiye’nin milli birlik ekseninde güçlenen duruşundan duyduğu rahatsızlık vardır. Meselenin özü budur.
Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza dönük sözleri yok hükmündedir.
Cumhurbaşkanımız’ın yanındayız. Devletimizin kudretine ve hürriyet üzerine inşa edilmiş duruşuna yönelen her sinsi ve hain operasyonun, tahriklerin, iftira ve tehditlerin ise karşısındayız.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Bölgesel ve küresel barış adına kritik bir eşikte, ABD ile İran arasında sağlanan iki haftalık geçici ateşkes kararını memnuniyetle karşılıyoruz.
Savaşın genişlemesini önlemeye dönük her diplomatik adım, insanlığın ortak vicdanında karşılık bulmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere bölgedeki sağduyulu devletlerin yapıcı ve uyarıcı girişimleri, aklıselim diplomasinin hâlâ canlı olduğunu göstermiştir.
Taraflar arasındaki karşılıklı irade beyanları, kontrolsüz çatışma riskini şimdilik geri çekmiştir. Ancak Lübnan sahasına ilişkin istisnalar, meselenin henüz tam anlamıyla çözülmediğini de ortaya koymaktadır.
Türkiye; barıştan, istikrardan ve adil bir uluslararası düzenden yanadır. Kalıcı çözümün yolu silahtan değil, diyalogdan geçmektedir.
Aziz milletimizin ve bölge halklarının huzuru için, ateşkesin kalıcı bir barışa evrilmesi en samimi temennimizdir.
Bir yanda barış arayışları ve diplomatik temaslar devam ederken, diğer yanda İstanbul’da karanlık yüzünü gösteren birtakım malum çevrelerin vekâlet unsurları eliyle gerçekleştirilen terör saldırısı, Türkiye’yi hedef almıştır.
İstanbul Beşiktaş Levent’te meydana gelen menfur terör saldırısı, ilk etapta “İsrail Başkonsolosluğu hedef alındı” şeklinde servis edilmiş olsa da, konsolosluğun boş olduğu gerçeği olayın mahiyetinin daha farklı olduğuna dair emareler göstermiştir.
Saldırının, jeopolitik konumu ve güçlü finans altyapısıyla öne çıkan alternatif merkezlerden biri olan İstanbul’da Levent gibi kritik bir bölgede, uluslararası şirketlerin yoğunlaştığı bir alanda ve doğrudan güvenlik güçlerimizi hedef alacak şekilde gerçekleştirilmiş olması tesadüf değildir.
Ayrıca; İran–ABD gerilimi ve bölgesel belirsizlikler nedeniyle Orta Doğu ve Asya merkezli bazı şirketlerin faaliyetlerini daha güvenli finans merkezlerine taşıma arayışlarının arttığı ve Türkiye’nin de bu konuda çeşitli çalışmalar yürüttüğünün en yüksek düzeyde kamuoyuyla paylaşıldığı bir dönemde gerçekleştiği bilinmektedir.
Aziz milletimizin huzur ve güvenliği asla bu tarz tehdit ve tehdidin gölgesi altında bırakılmayacaktır.
Bu kararlılığımızın en somut tezahürü kahraman polislerimizi canı gönülden kutluyor, fedakârca müdahaleleriyle büyük bir felaketin önüne geçen güvenlik güçlerimize ve süreci büyük bir dikkat ve titizlikle takip eden tüm güvenlik bürokrasisini tebrik ediyor, yaralı kardeşlerimize Allah’tan acil şifalar diliyorum.
Türkiye; terörün, provokasyonların ve kirli senaryoların karşısında dimdik durmaya, bölgede ise umudun ve istikrarın adı olmaya kararlılıkla devam edecektir.