Ablacım daha apış aranı tokatladığın sahne zihnimizden silinmedi. Bir iki hafta sonra yapsaydın şunu. Hayır salağız tamam bunu da yeriz ama bekle biraz
Ülke futbolu üzerine;
Bu sezon çıktığı tüm resmi maçları kazanmış bir Fenerbahçe ile bu sezon çıktığı tüm resmi maçlarda namağlup durumda olan Galatasaray...
Henüz hala erken olsa da gerek kadro kalitesi, gerek performans anlamında bu iki takımın makası açtığı aşikar.
Bu ligin rekabetle ilgili sorunu ne play-off ne de play out. Şimdi size iki tane soru soracağım; Halil Dervişoğlu adında hayli yetenekli bir futbolcu var, bu oyuncu herhangi bir Anadolu takımında oynayıp büyük fark yaratabilir mi? Öte tarafta geçen Umut Nayır adında milli bir santrafor var, herhangi bir Süper Lig takımında oynayıp çift haneli gol sayısıyına ulaşabilir mi? (Geçen sene küme düşen Ümraniyespor'da 18 gol atmıştı)
Eğer bu iki soruya verdiğiniz cevap; evet ve evet ise sorunu büyük ölçüde tespit etmiş oluruz.
3 çok büyük bir rakam gibi gözükmese de Süper Lig'de 20 takım olduğunu düşündüğümüzde her takımın ilk 11'inde oynatması gereken toplam yerli futbolcu sayısı 60 eder, yedek kulubesiyle birlikte bu sayı +100 olur. Peki bu ülkede gerçekten kalifiye 60 tane yerli futbolcu var mı?
Milli takım havuzundan devam edelim; gerçekten elit seviyede olan 10-15 milli oyuncumuz zaten Avrupa'da oynuyor. Geri kalanları ise önce Fenerbahçe ve Galatasaray paylaşıyor demin bahsettiğim üzere bu takımlar yedeklerine bile Halil, Umut, Barış, Mert Müldür gibi isimleri alıyorlar. Ardından bir postada Beşiktaş ve Trabzonspor paylaşıyor. Yani milli oyuncu havuzu, Avrupa, FB, GS, BJK ve TS filtrasyonundan geçtikten sonra geriye ne kalmışsa; 16 takım bütçeleri dahilinde onları paylaşıyor.
Aslında bu kural en çok Anadolu kulüplerine zarar veriyor. Bakın çok eski değil kuralın olmadığı dönemde; Salih Uçan Alanyaspor forması giyiyordu ve ligi 4. sırada bitirdiler. İrfan Can Kahveci gibi bir değer Başakşehir'de oynuyordu şampiyon oldular. Sivasspor'un kadrosunda MHY vardı ligi 4. sırada tamamladılar. Örnekler çoğaltılabilir ama bugünün kuralında bu yada benzer kalitedeki isimlerin tamamı 4 büyük takıma dağılmış üstelik bir çoğu da kulübe oyuncusu..
Özetle; daha fazla Türk oyuncu oynasın diye bir kural getiriyorsun fakat 16 takımda oynayanlar asla milli takıma seçilmeyecek kalitede isimler olurken, gerçekten milli takımda oynama ihtimali olan potansiyeller 4 büyüklerin yedek kulubelerine hapsoluyor.
Belçika'dan getirdiğiniz yetkililerin e-mail adresini verin, ben tüm bunları sunum haline getirip paylaşayım. Eğer bunun ardından hala; "Evet, sizin yapmanız gereken play-off" derler ise yemin ederim o sistemin en büyük destekçisi ben olacağım.
😲 İNANILMAZSIN VARGAS, İNANILMAZ!
🇹🇷 Melissa Vargas önce müthiş bir refleks gösterip ayağıyla topu çıkardı, ardından yerden kalkıp çok zor bir hücumda sayıyı aldı!
Gülse Birsel'in kaleminden bize ait davranışları sorgulayan güzel bir yazı✍️
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?
Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?
Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız?
Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene 'öğretmenim' diye seslenirken 6. sınıfta bir anda 'hocam' diye seslenmeye başlar?
Neden sınavlarda '3 yanlış bir doğruyu götürür' şeklinde bir uygulama ile cezalandırılır da; '3 doğruyu bil, bir doğru da bizden' gibi bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir?
Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya '10 dakika sonra dönücem' yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor( 5 milyon eksik anketimize göre )
Düğünlerde neden 'Dom dom kurşunu' ile göbek atılmaktadır? 'Bir avcı vurdur beni, bin avcı yedi beni' gibi sözlerle kendinden geçen başka bir millet var mıdır?
Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi, pazar-ertesi)
Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden 'indi-bindi' olarak tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur?
Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden 'kabul ediyorum' ya da 'kabul etmiyorum' seçenekleri vardır?
O kadar parayı bayılıp programı aldıktan sonra 'kabul etmiyorum' seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur?
Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep 'ti' dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç 'ti' diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
Neden ilanlarda 'doktordan temiz araba' şeklinde yazılır? Hipokrat yemininde 'arabamı temiz kullanacağım' diye bir madde mi vardır?
Babaannem ılık bir ikindi üzeri vefat etti. Babam, emin olmak için ağzının önüne ayna tuttu ve sonra hafif bir ses tonuyla, “Vefat etti annem” dedi. “Allah rahmet eylesin.” Çocuk aklımla babamın yaşadığı sükunete bir anlam veremedim. Sonra annemden öğrendim. O gece yorganın altında hıçkıra hıçkıra ağlamış babam.
Tevekkülü, isyan etmemeyi o gün öğrendim.
***
Anneannemin iyice ağırlaştığı geceydi. Zor nefes aldığı için oksijen tüpüne bağlıydı. Eve doktor geldi. Bakışlarıyla bize yapacak pek bir şey olmadığını ima etti. Doktor tam evden çıkacakken anneannem ağzına bağlı olan maskeyi çıkarıp zorlukla, “Nezih Beye börek, çay getirin,” dedi. Bir saat sonra da vefat etti.
Misafirperverliğin ne olduğunu o gece öğrendim.
***
Hollanda’da tarihi bir şatoyu ziyaret edecektim. Şatonun önüne geldiğimde henüz açılmadığını gördüm. Bilet gişesinin önünde benim gibi erken gelmiş, 30 yaşlarında bir Japon vardı. Tanışıp, ayaküstü biraz sohbet ettik. Kapıların açılmasına daha 20 dakika vardı. Yeni tanıştığım arkadaşa, “Ben biraz dolaşıp fotoğraf çekeceğim. 20 dakika sonra burada buluşup birlikte gireriz,” dedim.
Dolaşırken sağanak yağmur başladı. Ben de bir kafeye sığınıp yağmurun dinmesini bekledim. Yaklaşık bir buçuk saat sonra şatonun kapısına geldiğimde Japon’u beni beklerken buldum. Sığınacak bir yer olmadığı için paçalarından su akıyordu. “Niye girmedin?” diye sordum. “Sözleştik ya,” dedi.
Sözünde durmayı, ismini bile hatırlamadığım ıslak bir Japon’dan öğrendim.
***
Rahmetli dedemin vefatından birkaç gün önce bir bayram sabahıydı. Amansız bir hastalığın pençesinde zor nefes alıp veriyordu. Kesilen kurbandan tatsın diye ağzına nohut kadar bir et parçası koyduk. Bir gayretle yutmaya çalıştı ama vücut kabul etmedi. Ağzından eti geri almak için eğilen kızının yanaklarına inmiş iki damla yaşı fark edince zoraki gülümsedi.
“80 yıl doya doya et yedik kızım,” dedi usulca, “bir kere yiyemedik diye üzülmek olur mu?”
Bir nefese yüzlerce kişisel semineri sığdırılabileceğini de o bayram sabahı öğrendim.
***
Theodore Zeldin, İnsanlığın Mahrem Tarihi isimli kitabında diyor ki; “Zihniyetler buyrukla değiştirilemez. Çünkü yok edilmesi neredeyse imkânsız olan bir şeye, hatıralara dayanırlar.”
Öyleyse çocuklarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için çırpınan anne babalar şunu asla unutmamalı; Yaşanan veya yaşatılan bir yanlış, kitaplar yoluyla öğrenilen bin doğruya bedel olabilir.
Doğru bir hayat yaşamayan kişi ne kadar çok şey bilirse bilsin, taşımaktan öteye gidemez. Yanlış bir hayat doğru yaşanamaz yani.
Önemli olan hakikate götüren bilgiyi bulabilmek veya bilgiyi kullanarak hakikate ulaşabilmektir.
😲 YOK BÖYLE BİR SAYI YOK! TARİHİ BİR SAVUNMA BU!
🇹🇷 Hande'siyle, Elif'iyle, Zehra'sıyla muhteşem bir savunma yaptık, Melissa Vargas ile bitirdik, Sırbistan'a molayı aldırdık!
🗣️ "Ben evlatlarımla gurur duyuyorum. Geri dönüş böyle olur, karakter böyle olur."
🇹🇷 Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Mehmet Akif Üstündağ, hepimizin sesi oldu.